ATATÜRKETRAFINDAKİ ÇEMBERİ NASIL KIRDI

İsmet Paşa içinde kopan öfkeyiancak kelimelerin serzenişiyle dile getirdi:

Telgraf bir bakana değil, birBaşbakana çekilmiş gibi. Bu söylenenler karşısında, izin veriniz de Başbakanlığıkendisine terk edeyim!

Bu alınganlığa Atatürk yükseksesle güldü. İşi şakaya dökerek:

"Şimdi sırası değil, ilerde,onun da sırası gelir" diyerek, içindeki duyguyu açıkça dile getirmektengeri durmadı.

İsmet Bozdağ'ın anlatımına göre,orada bulunanlar, şaka tonunda söylenen bu sözlere Atatürk'le beraber keyiflegüldüler. Ama İsmet Paşa'nın gülüşü, diğerlerinden farklı hem de oldukçaacıydı.

İsmet İnönü'nün Celâl Bayar'dankaynaklanan sıkıntısı; bu gülücüklerden yıllar sonra, Atatürk'ün kendisine"Artık seninle çalışmamız mümkün değil!" diyerek görevden alıp,Başbakanlığa Celâl Bey'i getirmesiyle, daha derinleşip, çözümü imkânsız bir kinyumağı haline geldi.

Birinin ak dediğine, öbürü hiçtereddütsüz kara dedi.

Siyasal hırs, hiç çıkmamak üzereikisinin de beynine işlemişti. Özellikle Atatürk'ün ölümünden sonra,Türkiye'nin en büyük ıstırabı; önceleri aynı partide yer almış bu iki liderin,ülke çıkarı için bile bir araya gelemeyip, inatla çekişmesindenkaynaklanıyordu.

Gazi'nin sağlığında Celâl Bayar'ınyol göstermesiyle, Türkiye'nin hedefi, Batı medeniyetine ve liberal ekonomiyeyönelmişti.

Ülkenin dümeni. Milli Şef, TekLider unvanlarıyla İsmet Paşa'nın eline geçince, rota birden kuzeye çevrildi.Siyasal hırsın dürtüklediği kişisel savaşınım içine bu defa ideolojik ayırımlargirdi.

Bayar, bireyi öne çıkaran, hizmetedilmesi gerekli bir halk kitlesinin önemini baz alırken, İnönü: halkı hiçesayan, derebeyi kılıklı bir devletçilik anlayışını ortaya koymanın sevdasınakapıldı.

Üstelik Bayar'ın laiklik ilkesinidine saygı olarak yorumlamasına karşın, İsmet Paşa'nın gözünde, dinselgörüntülü her şey. Hiç ayırımsız, "irtica" damgasını yemişti.

Böylece Devlet, vatandaşlarınbirimiyle kaynaşmasını sağlayan, onlara mutlak itaat ve dayanışma ruhunu verenmanevi duygulara sırtını dönünce, toplumun kendine dönük gönüllü saygısınıyitirdi. Açıkta kalan otoritesini, ancak baskı yoluyla sürdürme çabasınagirişti.

Bu da. Onu halk arasındasevimsizleştirip, "Zorba Devlet", "Yıkın Devlet" durumunadüşürdü.

Sonuçla, Bayar'ın elindekikişisel düşünce özgürlüğüne, bireysel teşebbüs desteğine dayalı demokratikdüzen kozu oldukça güçlendi.

"YETER SÖZMİLLETİNDİR!" sloganıyla, halk kesimleri ayağa kalktı.

1938'den sonrayönetim şemsiyesi Bayar aleyhine ters dönmüştü. 1950 Mayıs'ın da halkkitlelerinden esen Demokrat rüzgâr, şemsiyeyi doğru yöne çevirdi.

Ama bir zamansonra, öfkesi artan Paşa'nın üflemesiyle çıkan, 27 Mayıs 1960 fırtınası herşeyi yeniden tersyüz etti.

Bir İnönü...

Bir Bayar...

Bu iki zatınsiyasal hırsa dayalı didişmeleri, memleketimizde içi öfke, kan ve gözyaşı dolubir siyasal koridor oluşturup, binlerce insanın ölümüne, on binlercesininmağduriyetine sebep teşkil etti...

Bu büyükkavganın ilk büyük kurbanları; Başbakan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorluve Maliye Bakanı Haşan Politikan oldu.

Halka değervermenin onlara fedakârca hizmetin ödülünü (!) darağacında aldılar. Ünlüdüşünür Farabi der ki:

"Birfaziletli insan öldüğü veya öldürüldüğü zaman insanlar ona ağlamasın. Asıl onukaybeden ülke halkına ağlasın!"

17 Eylül 1961günü, Türk Halkına insanca yaşamanın onurunu tanıtan bir Başbakan tıkıldığıazap hücresinden alınıp, ucunda yağlı ilmeğin sallandığı darağacına doğrugötürülürken, tüm dünyanın vicdanı hem ona ve hem de genç Cumhuriyetin kolayca elindenkaçırdığı Demokrasiye yanmıştı.

Türk halkı kırkyıldır, bitmeyen bir acıyla bu üç şehidine ve hem de kalkınma hamlesindeistediği düzeye gelememenin kadersizliğine ağlıyor.

Dönelim, siyasalhırsların yarattığı tahribatın seyrine:

27 Mayısihtilali sonrası, ismet Paşa'nın hoşgörüsünden cesaret bulan Yassıadaişkenceleri, halk kesimlerinde husumet ve kinin yayılmasına sebep olmuştur.

Türk siyasetiönü alınmaz bir kan davasına dönüştü.

DemokratParti'nin mirasına konmak isteyenlerle, Demokratları ortadan temelli kaldırmaeylemi, hırslarına akıllarının önüne alarak yürüttükleri politika memleketyararına olmaktan çıkıp, dokundukça azgınlaşan, onulmaz bir yara haline geldi.

Büyük mazlumunmirasçıları; 1965 seçimlerinde aldıkları sonuçları,

necip fazılın

'Gülen ayva, ağlayan da nar ağacı;

Son bahardayemiş verdi, darağacı!'

Dizelerinintaşıdığı anlamda, kamuoyuna sunarken, artık seçim yenilgilerinin baş mimarıhaline gelen İsmet Paşa; Ortanın solu icadıyla noktası 12 eylül 1980ihtilalinde konabilecek, yeni bir kavganın tohumlarını siyaset arenasınaatmakta gecikmedi. İsmet paşa 'ortanın solu' dedikçe, karşısındakiler, 'ortanın solu, Moskova yolu diye yanıtladı'

Yassıadaidamlarından ancak ilerlemiş yaşı dolayısıyla kurtulan, İsmet Bey'in ezelirakibi Celal Bayar da, bu kaynatılan çorbaya bir avuç kaya tuzu atmaktagecikmedi. Merhum Atatürk 1946 yılında kadar yaşaydı, bugünkü sıkıntılar hiçolmayacaktı Çünkü Mason değildi.

Not:Bu yazı Hasan Basri Bilgin'in son çorba adlı kitabından alındı. Bu vesile ile diyorumki; Atamız 10 yıl daha yaşasaydımemleket iki ayrı görüşte olmayacaktı.