İnsanoğluvar olduğu ilk günden beri tabiatında bulunan araştırma yetenek ve duyguları kullanarak,daha iyi ve daha güvenli yaşamanın yollarını aramıştır. Toplumların kalkınması,yükselmesi ve yücelmesi bugüne kadar kendine özgü bir yöntemi olan bilimsel araştırmalarve bunun uygulamada ki ürünü olan teknoloji ile mümkün olmuştur. Nitekim bu konuile ilgili olarak Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 30 Ağustos1924'de Dumlupınar'da şu sözleri söylemiştir.

"Dünyadaher şey için, maddiyat için, maneviyat için, başarı için, en hakiki mürşitilimdir, fendir; ilim ve fenin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir,delalettir. Yalnız ilim ve fenin yaşadığımız her dakikada ki safhalarınıntekamülünü idrar etmek ve terakkiyatını zamanında takip eylemek şarttır."

Türkiye'ningelecekteki gelişmelerinde bilimin oynayacağı rol konusundaki Atatürk'ün düşüncesiOnuncu Yıl Nutkundaki şu sözlerine yansımıştır:

"Aslaşüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti,bundan sonraki inkişafıyla, atînin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibidoğacaktır."

"Türkmilletinin yürümekte olduğu terakkî ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğumeşale müspet ilimdir."

"Yurdumuzudünyanın en mamur ve medenî milletleri seviyesine çıkaracağız, Milletimizi en genişrefah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasırmedeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız."

Atatürk,Büyük Nutkunda, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasında temel prensip olarak bilimve tekniğin esas alındığını dile getirmiş, ayrıca, "Milletimizin siyasî, sosyalhayatında, milletimizin fikir terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır"demek sureti ile bilim ve teknolojinin kullanılacağı diğer alanları dagöstermiştir.

Atatürk'üninkılâpçılık ilkesini de bu çerçevede ele almak gerekmektedir. Atatürkçü sistemdeinkılâpçılık ilkesi, Türk toplumunun milletlerarası yarışmada ve insanoğlunun uygarlıkkurma ve onu geliştirme çabalarında ön safta yer alan bir toplum olmasını, bu toplumunbireyleri için mutluluk ve huzur sağlanması yollarını araştıran çok önemli birilke konumundadır. Çağdaş bir toplumda, ileri bir medeniyette, insanihtiyaçlarının karşılanmasında, gerek teşhis ve gerekse tedbir safhasında,bilimin ışığında yürümesi zorunludur.

Bilimininsanı olağanüstü ölçülerde güçlü kılabilen çok önemli bir insan çabası olduğuaçık bir gerçektir. İnsan, artan bu gücünü iyi ve yapıcı maksatlarlakullanabileceği gibi, bu gücünden olumsuz ve yıkıcı amaçlarla yararlanmakimkânlarına da sahip olabilir. Bilimin kendisi ahlâk bakımından tarafsızdır venötrdür. Bilimin en iyi yollardan insan ve toplum yararına kullanılabilmesiiçin birtakım erdemlere sahip olması gerekir. Atatürkçü sistemdeki temelilkeler bu erdemli ortamı elverişli bir biçimde tutmakla büyük ölçüde yararlıolabilirler. Böylecede bilimin insana sağladığı nimetlerden en iyi şekilde faydalanılmasıyollarının açılması kolaylaşmış olur.

Atatürk'üneğitime ve bilime verdiği önemin en belirgin işareti, daha Millî Mücadele devamederken Maarif Kongresi'ni toplamasıyla ispat edilmiştir. 15 Temmuz 1921'deyani Sakarya Savaşı'nınen kızgın zamanlarında Ankara'da toplanan bu kongrede Atatürk şunları söylemiştir:

"Savaşgünlerinde dahi dikkat ve itina ile işlenip çizilmiş bir millî terbiye programıvücuda getirmek ve mevcut maarif teşkilâtımızı bugünden yararlı şekildeçalıştıracak ilkeleri açıklamak için çalışmalıyız." Üç yılı aşkın bir süredevam eden bağımsızlık savaşından sonra Atatürk, ülkede bilimsel araştırmalarınartmasını, insanların kafalarını hep bu çeşit meşguliyetlere hasretmeleriniister. "Üç buçuk yıl süren bu mücadeleden sonra, bilim bakımından, eğitimbakımından mücadelemize devam edeceğiz. Fabrikacı olacağız, sanatçı olacağız.Bundan sonra anlayışımızı hep buna verelim."

1922tarihinde yaptığı bir diğer konuşmada ise, "Milletimizin siyasal ve sosyalhayatında, milletimizin düşünce eğitiminde yol göstericimiz bilim ve teknikolacaktır. Gözlerimizi kapayıp, tek başımıza yaşadığımızı varsayamayız.Ülkemizi bir çember içine alıp dünya ile ilgisiz yaşayamayız. Bilim ve tekniknerede ise oradan alacağız ve herkesin kafasına koyacağız. Bilim ve teknik içinkayıt ve şart yoktur." demekteydi.

Atatürk'ünkastettiği bilim ve teknik çağdaş olduğu için Atatürkçülükte bilim veteknikteki gelişmelerin çok yakından izlenmesi gerekir. Medenî dünya hızladeğişmekte ve gelişmektedir. Bu değişiklik ve gelişmelere uymak gereklidir.Uygarlık yolunda başarının gelişme ile mümkün olduğunu kabul eden Atatürk"Hayat ve geçime egemen olan kuralların zaman ile değişme, gelişme veyenilenmesi zorunludur." demekteydi.

Atatürk'egöre cehalet ve taassuptan uzak, ilme ve akılcılığa dayanan uygarlık yolu toplumlariçin zorunlu yoldur. Çünkü : "Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki, onailgisiz kalanları yakar, yok eder. Uygar olmayan insanlar ve toplumlar daimauygar olanların ayakları altında kalmaya mahkûm olacaklardır."

Atatürkdöneminde Türkiye'de bilimin gelişmesi hususunda, yüksekokulları da içine alan 2252sayılı yasanın 31 Mayıs 1933'de kabul edilmesi önemli bir adım olmuştur. Buyasa gereğince eski İstanbul Üniversitesi 31 Haziran 1933 günü kapatılarak,onun yerine 1 Ağustos 1933 tarihinde batı Avrupa örneğine uygun modern birüniversitenin açılması plânlanmıştır. Bu üniversiteyi, Türkiye'de birçok yeniokulların veya bölümlerin açılması yada modernize edilmesi takip etmiştir.Meselâ, İstanbul Yüksek Teknik Okulu'nda Mimarlık Bölümü, Ankara'da Tarım veVeterinerlik Okulu, Devlet Konservatuvarı ve diğer bazı okullar sayılabilir

Atatürk'üngerçekleştirdiği üniversite inkılâbı, gerek fen bilimleri ve gerekse beşerîbilimler alanlarında üniversitelerimizin batı örneklerine uygun araştırmageleneklerine ayak uydurmalarım birinci plânda olmak üzere öngörmekte idi.Tarih ve dil alanlarında, Atatürk, canlandırmak istediği bu akımı Tarih ve DilKurumlarını kurmak suretiyle güçlü biçimde destekledi. Ayrıca, İstanbulÜniversitesi'nde temsil edilen kürsü ve enstitülerle bölümlerin sayısınıarttırmak ve bunların bilimsel seviyesini yükseltmek, kütüphane, laboratuvar vediğer araştırma araç ve gereçleri bakımından üniversiteyi zenginleştirmek deşarttır.

Atatürk'ündüşüncelerini doğru olarak değerlendiren her araştırmacı ve aydının birleştiği nokta,O'nun bütün fikirlerinde ve uygulamalarında akılcılığa ve bilime büyük bir önemverdiğini tespit etmesidir. Türk milletini çağdaş medeniyet yolunda en ilerinoktaya ulaştırma gayesi içinde olan Atatürk, bu idealin gerçekleştirilmesiyolunda da gerçekçi davranılması gerektiğini belirtmiştir. O'nun gerçekçiliğiakılcılığının ayrılmaz bir parçasıydı. İlk yıllarındaki nutuklarında,bilgisizlik, eğitim, maarif millî eğitim, bilim ve öğretmen konusu üzerindedurarak, bunların büyük ve etkin önem ve değerini kavratmak için öğretmenlerin,yetkililerin ve kamuoyunun özellikle dikkatlerini çekmek amacında olduğuanlaşılır. Çünkü, O'nun Türk toplumunda karar ve yetki sahibi olmasından daha13 yıl öncesine, 1908'e dek bukonuların önemleri devlet yaşamında ve kamuoyunda hiç bilinmemiş,anlaşılmamıştır. Atatürk, "hayatta en gerçek yol gösterici bilim" diyerek, Türktoplumunu kesin olarak yöneltmeyi istediği yeni Batı medeniyetinin temelniteliği aydınlanma olarak belirlenmiştir. Aydınlanma hayata aklın kılavuzluketmesi, hayata dayanak olacak değer ve normların akılla bulunması,gelenek-göreneklerin aklın eleştirisinden geçirilmesi demektir. Bu tutumun sonunda varılan en değerli ürünü de gerçeğinsistemli ve plânlı gözlemleriyle elde edilen bilimdir. Dolayısıyla hayata doğruyolu bilim gösterecektir.

Medeniyetçilikonun en önemli ilkelerindendir. Her zaman bilimden, uygarlıktan söz etmiş o düzeyeyükselmenin ve onlardan yararlanmanın yollarını göstermiştir. Bu tek yol, laik anlayışve düzen içinde durmadan, yılmadan, dönmeden çalışmaktır. Türk, övün-çalış-güvenöğüdü bunun ve Atatürkçülerin parolasıdır.

"Hayattaen hakiki mürşit ilimdir, bilimdir" ifadesi bu ilkelerin Türk ulusuna maledilmesi ve Atatürkçülüğünfelsefi temelinin kesinlikle belirmesini sağlamıştır. Konuşmalarının çoğunda şuifadelere rastlanmaktadır. "Medeniyet tarikatı Türkiye, şeyhler, dervişlerülkesi olamaz.

Endoğru, en gerçek tarikat medeniyet tarikatıdır." Biz medeniyet, bilim veteknikten kuvvet alıyoruz. Biz, medeniyet ailesi içinde bulunuyoruz. Uygarlığınbütün gereklerini uygulayacağız.Atatürk'ün bu sözlerindeki, içtenlik ve kararlılık, O'nun bilim vemedeniyetçilikteki kesin inancının kuşku götürmez delilleri, uygulamalarınındayanaklarıdır.

Türkiye'ninçağdaş bir devlet haline gelmesini önleyen bütün engelleri ortadan kaldıran Atatürk,akıl ve bilim çağına geçmenin tek kurtuluş yolu olduğunu açıkça belirtmiş ve bukonuda ortaya çıkan problemleri doğru bir biçimde teşhis etmiş ve etkiliuygulamalarla problemlerin çözümü yolunda önemli mesafeler alınmasınısağlamıştır. Atatürk, bilimi, aklı objektif düşünceyi ve özel olarak tarihtenalınacak dersleri, temele koymak suretiyle, Türk milletini kısa bir süre içindebüyük bir değişmeye götürmüş, birçok inkılâbı icraat programı içine alabilmiş,dünyanın hayret dolu gözleri önünde bu büyük başarıya ulaşabilmiştir. Yapmamızgereken Atatürk'ün 1923-1938 mucizesinin aynısını hem mikro hem de makro ölçekteher sektörde uygulamak ve Atatürk'ün 6 ilkesini korumak. Bu ilkelerMilliyetçilik-Halkçılık-Devletçilik-Cumhuriyetçilik-Laiklik-İnkılapçılık'dır. Devletçilikilkesini temsil eden okta ki çentik özel sektörü temsil etmektedir. Bu yüzdenAtatürk her şeyi devletten beklemeden özel sektöründe bilim üretmesiniistemiştir. Bizde onun yolunda üreteceğimize emin adımlarla ülkemize inanarakyol almalıyız. Birleşirsek dünyanın en güçlü ülkesi olabiliriz. Bizibirleştirecek ortak değerimizde Mustafa Kemal ATATÜRK'tür.