Merkez Bankası'nın enflasyonla mücadele kapsamında uyguladığı "sıkı duruş", piyasadaki likiditeyi daraltırken, bankaların risk algısını da zirveye taşıdı. Savaşın yarattığı belirsizlik, yatırımcıyı ve bankayı "güvenli limana" yani yüksek faize itiyor.
Üç Temel Dinamik ve Etkileri
Taşıt kredilerindeki faiz artışını tek başına bankaların kar hırsı olarak değerlendirmek, makroekonomik resmin bütününe haksızlık olur. İlk dinamik jeopolitik riskler; ABD, İsrail ve İran hattındaki gerilim, sadece petrol fiyatlarını değil, aynı zamanda ülkenin risk primini (CDS) de etkiliyor. İkinci olarak fonlama maliyetleri; bankalar mevduata daha fazla faiz ödemek zorunda kaldıkça, bunu kredi faizlerine yansıtıyor. Üçüncüsü ise sıkılaşma; Merkez Bankası'nın piyasadaki parayı çekme isteği, krediye ulaşımı hem zorlaştırıyor hem de pahalılaştırıyor.

Belirsizliğin Yarattığı "Risk Primi"
Bankalar şu an geleceği görmekte zorlanıyor. Savaşın yarın mı biteceği, yoksa daha geniş bir alana mı yayılacağı konusu, bankaların "risk maliyetini" fiyatlamasına neden oluyor. Eğer savaş devam ederse, enflasyonun daha da tetiklenmesi ve buna bağlı olarak faizlerin bir süre daha yüksek seyretmesi muhtemel. Bankalar, bu olumsuz senaryoya karşı kendilerini korumak için yüksek faiz oranlarını bir kalkan olarak kullanıyor. Dolayısıyla, kredi kullanmak isteyen bir kişi, aslında sadece paranın maliyetini değil, o paranın "savaş riskini" de ödüyor.
Haziran Beklentisi: Kritik Eşik
Sektör temsilcileri ve ekonomistler, Nisan ve Mayıs aylarını "bekle ve gör" dönemi olarak nitelendiriyor. Haziran ayından sonra, eğer küresel tansiyon düşer ve jeopolitik risk algısı azalırsa, faizlerde %2,70-%3,10 bandına doğru bir gevşeme umudu var. Ancak bu beklenti, savaşın sona ermesi şartına bağlı. Aksi durumda, yüksek faiz ortamı kalıcı bir "yeni normal" haline gelebilir. Yatırımcılar ve borçlanmayı düşünenler için önümüzdeki iki ay, ekonomik planlamaların en çok dikkat gerektirdiği dönem olacak.




