Sağlık sektörü başta olmak üzere gece gündüz demeden kesintisiz devam eden iş kollarında çalışanların yorgunluğu herkesin malumu. İnsanların hayatına dokunan bu zorlu görevlerde yer alan personelin çalışma koşulları ve hak ettikleri ücretlerin ödenme şekli, yargının ince eleyip sık dokuduğu hassas meseleler arasında yer buluyor.

Siren Sesleri Arasında Tükenen Mesailer
Bir hastanenin acil servisinde 24 saat geçirdiğinizi hayal edin; sürekli çalan ziller, siren sesleri ve saniyelerle yarışan bir hayat... İşte bu tempoda çalışan bir ambulans şoförü, hesabına yatmayan mesai paraları yüzünden isyan edip işine son verdi. Mahkemeye giden adam kıdem tazminatından bayram mesaisine kadar neyi var neyi yoksa talep etti. Hastane yönetimi ise şoförün araçla kazalara karıştığını, firmayı zarara soktuğunu ve işi mazeretsiz terk ettiğini iddia ederek savunmaya geçti.
Uyku Molası Tartışması Büyüdü
İş Mahkemesi şoförün anlattıklarına hak verip alacaklarının ödenmesini kararlaştırdı. Dava İstinaf Mahkemesine sıçradığında konu tamamen "uyku" tartışmasına kilitlendi. Hakimler, sağlık işinde çalışan birinin kafasını yastığa rahatça koyamayacağını, her an iş çıkabileceği korkusuyla beklediğini düşünerek 4 saatlik dinlenme dışında kalan tam 20 saati çalışma süresi olarak kabul etti. Bu durum şirketler için devasa bir mesai yükü demekti.
Gerçek Çalışma Süresi Ne Kadar?
İşin rengi Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin dosyayı açmasıyla tamamen değişti. Yüksek yargı, gerçekçi bir hesaplama yaparak Muğla'daki bir turizmcinin yaz ortasındaki yorgunluğu gibi, insanın belli bir dayanma sınırı olduğunu hatırlattı. Yargıtay, 24 saat hastanede bulunmanın 24 saat çalışmak anlamına gelmeyeceğini, şoförün nöbet aralarında mutlaka uyuduğunu ve dinlendiğini kayda geçirdi. Hukuki sınır net olarak çizildi: Bir işçi 24 saat iş yerindeyse, bunun en çok 14 saati ter döktüğü zamandır. Mahkemenin maaş bordrolarını hiç incelemeden eksik hesap yapması da sert bir dille eleştirildi ve karar bozuldu.
Kaynak: Haber Merkezi