Ekonomik dalgalanmaların gölgesinde ayakta kalmaya çalışan birçok işletme, kağıt üzerinde kâr etmesine rağmen derin bir çıkmazın içine sürüklendi. Özellikle son aylarda arama motorlarında sıkça sorgulanan "işletmelerde finansman krizi nasıl aşılır" ve "şirketler neden batıyor" sorularının cevabı, aslında bilançolardaki gizli bir tehlikede saklı. Artan finansman maliyetleri, bir türlü tahsil edilemeyen alacaklar ve plansız büyüme stratejileri, üreticiyi ve tüccarı sessiz bir krizle baş başa bıraktı. Ekonomi çevrelerinde sıkça dile getirilen iddialara göre artık iş dünyasında "kârlı ama parasız şirketler" dönemi resmen başladı. İşletmelerin nakit döngüsünde yaşadığı bu sarsıcı daralma, sadece küçük esnafı değil, dev sanayi kuruluşlarını bile temelden etkiliyor.
2024 TOBB VERİLERİNE GÖRE İFLAS EDEN ŞİRKET SAYISI NEDEN ARTTI?
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından paylaşılan 2024 verileri, piyasadaki acı tabloyu net bir şekilde gözler önüne serdi. İflas eden şirket sayısı geçtiğimiz yıla oranla yüzde 40 gibi rekor bir artış gösterdi. Ancak asıl şaşırtıcı ve dikkat çekici olan detay, kapanan bu şirketlerin büyük bir kısmının resmi bilançolarında kâr açıklamış olmasıydı. İşletmeler satış yapıyor, ciro hedeflerini tutturuyor ancak kasaya girmeyen sıcak para yüzünden faaliyetlerini sonlandırmak zorunda kalıyor. Bu tablo, kârlılığın tek başına hayatta kalmak için yeterli olmadığını kanıtlıyor.
VADELİ SATIŞ TUZAĞI VE NAKİT AKIŞI KRİZİ NASIL ORTAYA ÇIKIYOR?
Şirketlerin yaşadığı bu darboğazın en büyük nedenlerinden biri, rekabet uğruna satış hacmini korumak için yapılan uzun vadeli satışlar. Tekstil ve çelik sektörlerinde üst düzey finans ve lojistik yöneticiliği yapan, İjan Sera Sistemleri ile MR Greenhouse Sera Sistemlerinde CEO olarak görev alan Yasin Günal, reel sektörün bu kritik yarasına dikkat çekiyor. Günal, şirketlerin en temel yanılgısının kârlılığı tek başına bir başarı kıstası sanmak olduğunu vurguluyor ve ekliyor: "Birçok şirket kâğıt üzerinde kârdadır ancak gerçekte hayatta kalma modunda çalışır. Çünkü kâr ile nakit birbirinden farklı kavramlardır. Bugün birçok şirket, bilanço üzerinde güçlü görünmesine rağmen günlük operasyonlarını çevirmekte zorlanıyor. Bu, sessiz ama derin bir nakit krizine işaret ediyor."

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verileri de sahadaki bu zorlukları doğruluyor. İmalat sanayiinde ortalama alacak tahsilat süresi 2024 yılı itibarıyla 75 güne ulaştı. Yasin Günal bu çarpıcı tabloyu şu sözlerle özetliyor: "Bugün birçok firma, aslında bankayı finanse eder gibi çalışıyor. Malı üretiyor, satıyor ama parasını aylar sonra alıyor. O arada tüm yük şirketin kendi nakit akışına biniyor." Kısa vadede ciroyu artıran bu hamleler, uzun vadede işletme sermayesini eritiyor.
KOBİ'LERDE DÖVİZ BORCU VE KREDİ RİSKİ NASIL YÖNETİLMELİ?
Görünmez krizin bir diğer ayağını ise yanlış yönetilen döviz riskleri ve bankalarla kurulan hatalı finansman ilişkileri oluşturuyor. Şirketler, gelir yapısı ile borçlanma yapısı arasındaki uyumsuzluğu çoğu zaman göz ardı ediyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) raporlarına göre, 2024 yılı sonu itibarıyla KOBİ'lerin döviz cinsinden borçları, toplam kredi stokunun yüzde 30'unu aştı. Türk Lirası kazanıp dövizle borçlanan veya kısa vadeli kredi çekip uzun vadeli yatırımlara giren firmalar, kağıt üzerinde büyürken gerçekte devasa bir risk biriktiriyor.
Uluslararası pazarlarda, Cezayir'deki dev sera projelerinde ve çeşitli sektörlerde proje finansmanını bizzat yöneten Yasin Günal, kredi görüşmelerinde sadece faiz oranlarına odaklanmanın büyük bir hata olduğunu belirtiyor. Teminat yapısının ve geri ödeme planlarının en az maliyet kadar hayati öneme sahip olduğunun altını çiziyor. Kriz anlarında en büyük çöküşün, finans ve operasyon yönetiminin birbirinden kopuk olduğu şirketlerde yaşandığı görülüyor. Uzmanlara göre yeni dönemde işletmeleri kurtaracak olan asıl rekabet avantajı daha fazla satış yapmak değil; güçlü, sağlıklı ve sürdürülebilir bir nakit akışı inşa edebilmek.




