
Muğla Büyükşehir Belediyesi ekipleri, zeytinlik alanları madencilik faaliyetlerine açacak yasa teklifine ilişkin tartışmalar sürerken bölgedeki zeytinlikler, orman alanları, tarım arazileri ve kıyı bölgelerini tek tek inceleyerek çarpıcı bir rapor hazırladı. Raporda, bu yasadan tam 57 köyün etkileneceği, yaklaşık 82 bin zeytin ağacının ise yok olma riskiyle karşı karşıya olduğu belirtildi.
Yasa Teklifi Neyi Değiştiriyor?
TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’ndan geçen “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, başta 3213 sayılı Maden Kanunu olmak üzere Çevre, Orman, Mera, Toprak Koruma ve Zeytinciliğin Islahı gibi çok sayıda temel kanunda değişiklik öngörüyor.
Teklif, yatırım kolaylığı gerekçesiyle özellikle madencilik projelerinin ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) süreçlerinden muaf tutulabilmesinin, ilgili kurumların süre içinde görüş bildirmemesi halinde “izin verilmiş” sayılmasının ve zeytinlik, mera, orman gibi alanlarda “acele kamulaştırma” yetkilerinin genişletilmesinin önünü açıyor.
Belediyenin kamuoyuyla paylaştığı rapora göre bu durum, orman, sulak alan, sit alanı gibi hassas bölgelerde madenciliğin önünde hukuki ve idari engelleri büyük ölçüde kaldırıyor.

Muğla’da Çarpıcı Rakamlar: 57 Köy, 82 Bin Zeytin Ağacı, 30 Bin Hektardan Fazla Doğal Alan Riskte
Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin saha çalışmaları ve resmi kurum verileriyle hazırladığı rapor dikkat çekici bulgular ortaya koyuyor. Buna göre;
- 25 köy doğrudan maden sahasında kalacak, toplamda 57 köy düzenlemeden etkilenecek.
- Yaklaşık 5.670 bina riskli alanda bulunuyor.
- 4.255 hektar zeytinlik alan zarar görebilir, bu da yaklaşık 82 bin zeytin ağacının yok olma riski anlamına geliyor.
- 18.762 hektar orman alanı, 10.490 hektar tarım alanı (tarlalar) ve 1.298 hektar doğal sit alanı doğrudan etkilenebilecek.
Raporda, “Teklifin yasalaşması durumunda yalnızca madencilik değil, Ek-2 kapsamındaki 56 farklı faaliyet türü de ÇED süreçlerinden kaçırılmış olacak” ifadesi yer alıyor.

İçme ve Kullanma Suları İçin Kritik Uyarı
Raporda öne çıkan bir diğer başlık ise su kaynakları üzerindeki muhtemel etkiler. Muğla’nın içme suyu ihtiyacının %28’i yeraltı kuyularından karşılanıyor. Örneğin:
- Bahçeyaka Alüvyon Akiferi, Muğla merkezinin içme suyunu sağlıyor.
- Bozarmut Kireçtaşı Akiferi, Yatağan çevresine,
- Turgut-Dipsiz Mermer Akiferi, Yatağan merkez ve Hacıveliler’e su sağlıyor.
Raporda, genişletilmesi planlanan kömür madeni sahalarının bu akiferlerin üzerinde bulunduğu ve madencilik sırasında yapılacak hafriyat, kazı, susuzlaştırma işlemleriyle yeraltı su seviyelerinde düşüş, ağır metaller ve arsenik gibi toksik maddelerle kirlenme yaşanabileceği belirtiliyor. Ayrıca Çine Barajı ve oradan Büyük Menderes’e kadar uzanan havza üzerinde ek baskı oluşacağı uyarısı yapılıyor.
Zeytinliklerin Geleceği Ne Olacak?
Türkiye’de zeytinlikler 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı Kanunu ile özel olarak korunuyor. Bu kanun, zeytinliklerin 3 kilometre çevresinde duman, toz veya kimyasal atık üretecek tesisler kurulmasını yasaklıyor. Ancak raporda, yasa teklifinde Milas ve Yatağan kömür sahalarında bazı zeytin ağaçlarının “taşınacağı” ifade edilse de, zeytin gibi uzun ömürlü ve ekosistem bağımlı ağaçların taşınmasının sürdürülebilir olmadığı vurgulanıyor.
Meralar, Ormanlar ve Endemik Türler İçin Çifte Tehdit
4342 sayılı Mera Kanunu’nda yapılan değişikliklerle Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) ilan edilen meralarda ÇED raporu aranmayacak. Raporda, bunun özellikle hayvansal üretime dayalı kırsal ekonomiyi olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor.
Ormanlarda ise madencilik için tesis, yol, enerji, su, haberleşme gibi altyapılara 2-3 yıla kadar bedelsiz izin verilecek. Ayrıca stratejik veya kritik madenler için acele kamulaştırma yetkileri devreye girecek. Türkiye’nin 2025 tarihli Kritik ve Stratejik Madenler Raporu’nda neredeyse tüm madenlerin bu kategoriye alınması, geniş çaplı uygulamalara zemin hazırlıyor.
Öte yandan Muğla, 340 endemik, 23 yerel endemik bitki türüyle Türkiye’nin biyolojik çeşitlilik açısından en önemli illerinden biri. Madencilik faaliyetlerinin bu ekosistemleri kalıcı şekilde değiştirme potansiyeli bulunuyor.

Belediye Başkanı Aras: “Zeytin, Barışın ve Bereketin Adıdır”
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, yayımlanan raporun ardından yaptığı açıklamada, “Zeytinime dokunma, geleceğini kömüre kurban etme! Zeytin, barışın ve bereketin adıdır. Muğla’mızın doğasını, havasını ve suyunu korumaya kararlıyız.” ifadelerini kullandı. Aras, raporun yalnızca Muğla için değil, tüm Türkiye için bir uyarı niteliğinde olduğunu söyledi.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Bu yasa teklifi Muğla’da hangi alanları etkileyecek?
57 köy, 82 bin zeytin ağacı, yaklaşık 19 bin hektar orman alanı, 10 bin hektardan fazla tarım arazisi ve kritik içme suyu havzaları bu tekliften doğrudan etkilenecek.
Zeytinliklerin taşınması mümkün mü?
Raporda Milas ve Yatağan kömür sahalarında bazı zeytinliklerin “taşınacağı” belirtiliyor ancak bilimsel çalışmalara göre zeytin ağacı gibi uzun ömürlü ve yer seçici türlerin taşınması ciddi verim kaybı yaratıyor.

Su kaynakları nasıl etkilenecek?
Yeraltı ve yüzey suları, madencilik faaliyetleri nedeniyle asit maden drenajı, arsenik ve ağır metal kirlenmesi riskine açık hale gelecek. Bu da içme suyu kalitesini doğrudan tehdit edecek.
Bu düzenleme iptal edilebilir mi?
Benzer düzenlemeler daha önce yargıdan dönmüştü. 3573 sayılı Zeytincilik Kanunu ve Anayasa’nın 56. maddesi bu tarz müdahalelerin önünde güçlü hukuki engeller olarak duruyor.
Editör Yorumu
Bu yasa teklifi, doğa koruma mevzuatındaki çok sayıda hükmü aynı anda değiştirmesi nedeniyle teknik olarak “kapsayıcı” bir değişiklik paketi niteliğinde. Bir yanda enerji ve maden yatırımlarının hızlandırılması, Türkiye’nin stratejik maden bağımlılığını azaltma hedefleri bulunurken; diğer yanda çevresel sürdürülebilirlik, tarım ekonomisi ve halk sağlığı gibi temel başlıklar yer alıyor.
Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin raporu, teklifin somut sahadaki karşılıklarını göstererek karar vericiler için önemli bir veri tabanı sunuyor. Uzun vadede karar süreçlerinin; hem enerji arz güvenliği hem iklim değişikliği hem de biyolojik çeşitliliğin korunması gibi çok boyutlu parametreleri birlikte gözeterek yürütülmesi, toplumsal fayda açısından dengeli bir yaklaşım olabilir. Bu nedenle konunun yalnızca çevre veya yalnızca ekonomi perspektifinden değil, çok disiplinli bir bakışla ele alınması gerektiği görülüyor.



