Muğla’nın Ula ilçesinde yüzyıllardır adı anılmasına rağmen kimliği ve eserleri bilimsel olarak ortaya konulamayan büyük mutasavvıf Bayrâmî Şeyhi Muabbir Hüsâm Efendi, 450 yıl sonra gün yüzüne çıktı. Gazi Üniversitesi öğretim üyesi, edebiyat ve tasavvuf tarihçisi Mustafa Tatcı tarafından hazırlanan kapsamlı çalışma, Hüsâm Efendi’nin hayatını, silsilesini, şiirlerini ve tasavvuf tarihindeki yerini ilk kez net biçimde ortaya koydu.

Yanlış Atıflar Tarihe Karıştı

Yıllardır Hüsâm Efendi’nin ismi, farklı mutasavvıflarla ve özellikle Pîr Hüsâmeddîn-i Uşşâkî ile karıştırılıyor; kendisine ait olmayan eserler başka isimler altında yayımlanıyordu. Dr. Tatcı’nın yazmalar, kitabeler, menâkıbnâmeler ve silsilenâmeler üzerinden yürüttüğü uzun soluklu araştırma, bu 450 yıllık yanılgıyı kesin biçimde düzeltti.

Whatsapp Image 2026 02 07 At 17.17.29 (1)

Bayrâmî Silsilenin Kayıp Halkası

“Bayrâmî Şeyhi Ulalı Hüsâm Efendi ve Mehmed Şâfi‘î’nin Hayatı – İlâhîleri” adıyla H Yayınları tarafından yayımlanan eser, silsileyi Hacı Bayram-ı Veli ve Akşemseddin çizgisinden başlatarak Ula’ya kadar getiriyor. Böylece Bayrâmî geleneğin Anadolu’daki yayılımında uzun süredir belirsiz kalan bir halka ilk kez netleşmiş oluyor.

Ula’da Kurulan Bir İrfan Ocağı

Dr. Tatcı’ya göre Hüsâm Efendi, yalnızca bir şeyh değil; Ula’yı bir irfan merkezine dönüştüren kurucu bir şahsiyet. Vâhib Ümmî’nin Elmalı’da, Merkez Efendi’nin İstanbul’da, Şabân-ı Velî’nin Kastamonu’da gönüller uyandırdığı dönemde Hüsâm Efendi, Ula’da bir gönül ocağı kurdu. Burada yetiştirdiği onlarca dervişi Menteşe çevresinden Ege ve Marmara’ya, hatta Kırım’a kadar gönderdi.

Evliya Çelebi’nin Kayıtlarında Hüsâm Efendi

Ünlü seyyah Evliya Çelebi, 1671 yılında Ula’yı ziyaretinde Hüsâm Efendi’nin hatırasının hâlâ canlı olduğunu yazarak onu “Din deryâsının dalgıcı, yakîn incisi” sözleriyle tanımlar.

Çürümeyen Ceset ve Uzun Sülûk Yolculuğu

Gelibolu’da doğan, Akhisar’da Mecdüddîn İsâ Efendi’ye intisap eden Hüsâm Efendi, şeyhinin emriyle yedi yıl mağarada halvet çıkarır. Mısır’da İbrahim Gülşenî ile buluşur, Mekke’de yedi yıl Harem hizmetinde bulunur. Ömrünün son dönemini Ula ve Menteşe’de insan yetiştirerek geçirir. Vefatından önce “Beni toprak yemez” diyerek kabrinin yedi yıl sonra açılmasını vasiyet eder; açıldığında bedeninin çürümediği rivayet edilir.

Yunus Emre Mektebinin Devamı

Eserde yer alan dîvân, Hüsâm Efendi’nin şiir geleneğinin Yunus Emre, Hacı Bayram-ı Velî, Akşemseddin, İbrahim Tennurî ve Dede Ömer Rûşenî çizgisinin güçlü bir devamı olduğunu ortaya koyuyor. Tasavvuf tarihinde olduğu kadar edebiyat tarihinde de adı anılması gereken bir mutasavvıf şair olduğu vurgulanıyor.

Yerelden Ulusala Açılan Bir Kültür Mirası

Dr. Tatcı, Hüsâm Efendi’nin yalnızca yerel bir değer olarak ele alınmaması gerektiğini belirterek, sempozyumlar, akademik yayınlar, ilâhî dinletileri ve kültürel çalışmalarla bu mirasın hak ettiği yere taşınması çağrısında bulunuyor.

TDK’den Yazım Yanlışlarına Dijital Ekranlı Uyarı
TDK’den Yazım Yanlışlarına Dijital Ekranlı Uyarı
İçeriği Görüntüle

Türkiye Yazarlar Birliği Muğla İl Temsilcisi ve Hamle Gazetesi köşe yazarı Namık Açıkgöz ise çalışmayı “yöre kültürü açısından son derece önemli bir kazanım” olarak değerlendirerek her türlü bilimsel ve kültürel etkinliğe hazır olduklarını ifade etti.

Gözler Yerel Yönetimlerde

Ula’nın kültürel hafızasında önemli bir boşluğu dolduran bu keşfin ardından, başta Muğla Valiliği olmak üzere Ula Kaymakamlığı ve Belediyesi’nin konuyu konferanslar, paneller ve sempozyumlarla gündeme taşıması bekleniyor.

Ulalı Hüsâm Efendi, 450 yıl sonra yalnızca bir isim olarak değil; silsilesi, dîvânı ve irfan mirasıyla Anadolu tasavvuf tarihindeki hak ettiği yerini yeniden alıyor.

Kaynak: Haber Merkezi