Sahil şeridindeki ilçeler döviz girdisi ve hizmet sektörüyle zenginliğin zirvesini yaşarken, denize kıyısı olmayan dağlık ve kırsal alanlar bu devasa refah pastasından aynı oranda pay alamıyor. Lüks turizmin yerini zorlu tarım işçiliğine, mermer ocaklarına ve ormancılığa bıraktığı bu bölgeler, gelişmişlik endekslerinde sahil bandındaki komşularının çok gerisinde kalarak ilin adeta "arka bahçesi" konumunda kalıyor. Sermayenin kıyıda toplanmasıyla gölgede kalan ve Muğla'nın en yoksul bölgelerini oluşturan o üç ilçe, kentin kendi içindeki ekonomik tezatlığını net bir şekilde ortaya koyuyor.
SEYDİKEMER: TURİZMİN GÖLGESİNDE BİR TARIM KENTİ
Fethiye'den ayrılarak ilçe statüsü kazanan Seydikemer, Muğla'nın yüzölçümü olarak en büyük ancak sosyo-ekonomik gelişmişlik bağlamında en alt sıralarında yer alan bölgesi konumunda. Yanı başındaki Fethiye lüks turizmle devasa gelirler elde ederken, Seydikemer tamamen kırsal bir dokuya ve tarıma dayalı bir ekonomiye sahip. Örtü altı seracılık, süt hayvancılığı ve zeytincilik ilçenin can damarı olsa da, tarımsal üretimin yarattığı katma değer, turizm ve hizmet sektörünün getirdiği devasa nakit akışının çok gerisinde kalıyor. Geniş bir coğrafyaya dağılmış dağınık mahalle yapısı, ticari merkezileşmeyi zorlaştırarak ilçenin refah seviyesini kısıtlıyor.

KAVAKLIDERE: MERMER VE ORMANA DAYALI ZORLU YAŞAM
Muğla'nın denize kıyısı olmayan, en küçük ve en dağlık ilçesi Kavaklıdere, kentin lüks ve ışıltılı imajından tamamen izole bir yapı sergiliyor. Tarım arazilerinin son derece kısıtlı olduğu ilçede ekonomi, ağırlıklı olarak mermer ocakları, ormancılık ve geleneksel bakırcılık etrafında şekilleniyor. Yüksek rakımlı ve sarp coğrafyası nedeniyle sahil turizminin getirdiği doğrudan veya dolaylı yatırımlardan mahrum kalan Kavaklıdere, ağır işçiliğe dayalı bu ekonomik modeliyle Muğla'nın turistik ilçelerine kıyasla çok daha düşük bir alım gücüne ve ticari hacme sahip.
YATAĞAN: SANAYİ VE ÇEVRESEL ETKİLERİN KISKACINDA
Listede tarım veya kırsallıktan ziyade, geçirdiği ağır sanayi süreciyle yer alan Yatağan, kentin ekonomik olarak dezavantajlı bir diğer bölgesi. Yıllarca kömür madenleri ve termik santralin gölgesinde, işçi sınıfının yoğun yaşadığı bir ilçe olan Yatağan, sahil şeridindeki ilçelerin aksine katma değerli hizmet veya lüks tüketim sektörü geliştiremedi. Ağır sanayinin yarattığı çevresel etkiler, bölgede yüksek gelirli alternatif tarım veya lüks turizm modellerinin yeşermesini sınırladı. Enerji üretimi ilçeye bir istihdam kapısı sağlasa da, bu durum tabana yayılan bir ticari refah ve sermaye birikimi yaratmaya yetmediği için Yatağan, sosyo-ekonomik göstergelerde kıyı şeridinin gerisinde kalmaya devam ediyor.




