Türkiye'nin ve dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca insan, yaz aylarında bu coğrafyanın nüfusunu katlayarak inanılmaz bir kalabalık yaratır. Fakat haritanın biraz daha iç ve yüksek kesimlerine doğru ilerlediğinizde, denizin tuzlu kokusu yerini ormanların serinliğine bırakıverir.

Turizmin Gölgesindeki Zümrüt Yeşili

Muğla'nın o dillere destan kıyı şeridinden uzaklaştıkça, hayatın temposu da bir anda değişmeye başlar. Turist otobüslerinin gürültüsü kesilir, tatil sitelerinin o birbirine benzeyen yapıları ortadan kaybolur. Dağların arasına gizlenmiş bu bölgelerde, insanlar denizin mavisiyle değil, ormanın yeşili ve mermerin tozuyla yoğrulmuş bir hayat sürerler. Güneşin yakıcı sıcağı yerini tatlı bir esintiye bırakırken, buradaki günlük koşturmaca sahil şeridinin telaşından çok daha farklı, çok daha doğal bir ritimle atar.

Kavaklıdere: Mermerin ve Ormanın Kalbi

İşte bu farklı dünyanın tam merkezinde, son nüfus sayımlarına göre Muğla'nın en tenhası olan Kavaklıdere duruyor. 10 bin 854 kişilik nüfusuyla kıyıdaki dev ilçelerin yanında oldukça mütevazı kalan bu ilçe, kendi yağında kavrulan bir Anadolu kasabası ruhunu koruyor. Sahillerde milyarlık yatırımlar konuşulurken, Kavaklıdere'de ustanın elinden çıkan bakırın, mermer ocaklarında dökülen alın terinin ve orman işçisinin yorgunluğunun hikayesi yazılıyor.

Eğitim-Bir-Sen Muğla’da delege seçimleri sürüyor
Eğitim-Bir-Sen Muğla’da delege seçimleri sürüyor
İçeriği Görüntüle

Yükseklerde Kurulan Dayanışma Ağı

Böyle bir coğrafyada yaşamak, doğayla sürekli bir uyum ve mücadele içinde olmayı gerektiriyor. Kışın yolların karla kaplandığı günlerde o meşhur sahil sıcaklarından eser kalmaz. Soba başında toplanan aileler, dışarıdaki ayaza inat evlerin içini muhabbetle ısıtır. Bakkalından manavına kadar herkes, zor günlerde birbirinin sırtını nasıl kollayacağını çok iyi bilir. Eğer buradaki kahvede çay içiyorsanız, kimse size yabancı gözüyle bakmaz; aksine nereli olduğunuzu sorup hemen bir bağ kurmaya çalışırlar.

Saklı Kalan Bir Samimiyet

Nüfusun düşük olması, Kavaklıdere'yi büyük şehirlerin o yorucu karmaşasından ve betonlaşmasından koruyan gizli bir zırh gibi. İnsanlar birbirinin derdiyle dertlenmeyi, düğününde omuz omuza halay çekmeyi unutmamış. Kıyılardaki o hızlı tüketim kültürünün aksine, burada emek yavaş yavaş, kuruşu kuruşuna işleniyor. Turistlerin radarından uzakta kalsa da, bu küçük dağ ilçesi kendi mütevazı kalabalığıyla koca bir yüreği barındırıyor ve Muğla'nın sadece denizden ibaret olmadığını her sabah kanıtlıyor.

Kaynak: Haber Merkezi