RAHAT SANILAN BU MESLEK, ÜÇ CEPHEDE TÜKENİŞ YARATIYOR
27 yıllık bir öğretmen olarak artık bazı gerçekleri saklamanın anlamı yok.
Bu ülkede en hafife alınan meslek, en ağır bedeli ödeyen meslektir.
Dışarıdan bakınca hep aynı cümle duyulur:
“Sizin işiniz de çok rahat ya…”
Bu cümleyi kuranların ortak noktası nettir:
Hayatlarında bir kez bile sınıfa girip 40 dakika ayakta durmamış olmaları.
Gerçek şudur:
Bir öğretmenin aynı gün içinde girdiği 4–5 saatlik ders, çoğu masa başı işteki 8 saatlik mesai eforundan daha yıpratıcıdır.
Çünkü öğretmenlik, Mark Twain’in benzetişiyle:
“Otuz beş şişe mantarını aynı anda suyun altında tutmaya çalışmak gibidir.
Hepsi birden zıplar; hiçbirini bırakmaman gerekir.”
ZİHİNSEL AĞIRLIK:
Öğretmenlik, durduğun anda seni yutan bir zihin maratonudur
Bir öğretmen 40 dakika boyunca zihnini kapatamaz.
Sınıftaki her öğrenci, her duygu, her kopuş, her kriz aynı anda seni çağırır:
• Dersten kopmuş olan,
• Kavga etmeye hazırlanan,
• Ailesi dağılmış,
• Soru yağdıran,
• Hiç anlamamış ama belli etmeyen,
• Psikolojik desteğe muhtaç olan…
Hepsini aynı anda yönetmek zorundasın.
Masabaşında yorulan biri sandalyesine yaslanıp mola verebilir;
öğretmen bunu yapamaz.
Sınıfı bir saniye bırakırsan düzen bozulur.
FİZİKSEL YORGUNLUK:
Bu meslek hem ayakla hem akılla yapılır
Gerçek öğretmen oturarak ders işlemez.
Tahtaya gider, geri döner, sınıfı dolaşır, yazar, anlatır, yönlendirir.
Bu döngü 40 dakika boyunca devam eder.
Özel sektörde ise günde 7–8 saat ders çok yaygındır.
Ayakta, tam konsantrasyonla, tam enerjiyle…
Bu meslek hem beden hem beyin ister.
Bu yüzden öğretmenlik “rahat meslek” değildir;
ayakta icra edilen bir zihin emeğidir.
PSİKOLOJİK YÜK:
Öğretmen sınıfa sadece konu değil, insan acısı taşır
Sınıfa sadece müfredat girmez.
Sınıfa:
• Depresyonda bir genç,
• İstismara uğramış bir çocuk,
• Evde şiddet gören,
• Maddi yoksunluk içinde bir öğrenci,
• Sınav stresinden çökmüş bir genç,
• Akran zorbalığı yaşayan biri,
• Anne-babası boşanan bir çocuk girer.
Hepsinin ortak cümlesi:
“Hocam, bir şey söyleyebilir miyim?”
Öğretmen bunu reddedemez.
Öğretmenlik yalnızca ders anlatmak değil;
insan taşımak zorunda olduğun bir meslektir.
Bu nedenle öğretmenlerin antidepresan kullanması bir abartı değil;
mesleğin görünmez yan etkisidir.
POLİTİK YÜK:
Eğitim en çok müdahale edilen alan; faturası öğretmene çıkar
Türkiye’de eğitim, politik rüzgarların en sert estiği alandır.
Her dönem:
• Müfredat değişir,
• Sınav sistemi değişir,
• Bakan değişir,
• Yönetmelikler değişir,
• Vizyon belgeleri değişir,
• Talimatlar gece yarısı gelir.
Öğretmen bu saçma döngünün ortasında ayakta durmaya çalışır.
Bu ülkede eğitim politikalarının sürekli deneme tahtasına dönüşmesinin bedelini,
önce öğretmen öder.
MEB BÜROKRASİSİ:
Kâğıtlara çalışıyoruz, öğrenciye değil
Tutanaklar, planlar, formlar, raporlar, komisyon dosyaları, kurul kararları, e-Okul, MEBBİS…
Bu evrak selinin yarısının ne işe yaradığını kimse bilmiyor.
Ama hepsinin yorduğunu herkes biliyor.
Bir ülkenin eğitim sistemi hâlâ kâğıtla yürüyorsa,
o ülkenin öğretmeni kâğıt altında kalıyordur.
SÜREKLİ DENETLENME BASKISI:
Öğretmen işini yaparken bile töhmet altında bırakılan tek meslektir
Bir memur hatasında uyarı alır;
öğretmen sınıfta attığı her adımın, söylediği her cümlenin, uyguladığı her yöntemin
şikâyet edilebilir, tutanak tutulabilir, raporlanabilir olduğunu bilir.
• İdare denetler,
• Müfettiş denetler,
• Veli denetler,
• Sosyal medya denetler,
• Şikâyet hatları denetler.
Öğretmen işini yaparken bile “Acaba yanlış anlaşılır mıyım?” kaygısıyla çalışır.
Bu meslek irade değil; sabır ve sinir dayanıklılığı ister.
VELİ BASKISI:
Bu ülkede veliler, çocuğunun eğitimine değil; öğretmenin üzerinde tahakküm kurmaya odaklı
Bazı veliler:
• Kendi çocuğunun sorumluluğunu öğretmene yükler,
• Çocuğun hatasını öğretmene yıkar,
• Öğretmeni WhatsApp müşteri temsilcisi sanır,
• Gece yarısı mesaj atar,
• Her sınav sonucunu “hesap sorulacak dosya” gibi görür.
Ve tuhaftır:
Öğretmene en çok bağıranlar, evde çocuğuna tek satır kitap okutamayanlardır.
Bu ülkede veli olmak kolaydır;
zor olan, veli baskısı altında öğretmenlik onurunu korumaktır.
“ÖĞRETMENLİK KUTSALLIKTIR”
Hayır, değildir.**
Öğretmenlik:
• Kendisinden şüphe etmeyi,
• Söylediği her sözü tartmayı,
• Yanıldığını kabul etmeyi,
• Her gün yeniden öğrenmeyi,
• İnsanla uğraşmanın mütevazılığını taşımayı
gerektiren bir arayış mesleğidir.
Kutsal olan öğretmen değil;
öğrencinin hayatına dokunduğu andır.
SON SÖZ (Öğretmenler Günü için)
Öğretmenlik, dışarıdan “rahat” görünen;
içeriden zihin, beden ve ruh üçlüsünü aynı anda tüketen
ağır bir meslektir.
Bu yazıda anlattıklarımız,
tabii ki işini gerçekten yapan öğretmenler içindir.
Geri kalanlar zaten üzerine alınacak kadar işini yapmayanlardır.
Ben, 27 yıllık bir öğretmen olarak,
bunca yılın sonunda şunu artık hiç saklamıyorum:
Öğretmenlik bir meslek değil;
her sabah yeniden kazanılması gereken bir dayanıklılık sınavıdır.
Ve evet…
Bu yazıda öğretmen maaşlarından hiç bahsetmedim.
Çünkü bazı gerçekler, konuşulamayacak kadar açık ve utanılası hâle gelmiştir...