Altın fiyatlarında son günlerde yaşanan sert geri çekilme, yatırımcılara “ucuz altın alma” beklentisi oluştururken, sahada yaşanan tablo bu beklentiyi boşa çıkardı.
Gram ve ons altında düşüş yaşanmasına rağmen kuyumcu vitrinlerinde fiyatların geri gelmemesi dikkat çekerken, İslam Memiş Haber Global yayınında çok net ifadelerle bu duruma tepki gösterdi. Memiş’e göre yaşananlar piyasanın doğal işleyişi değil, işçilik adı altında yapılan açık bir fırsatçılık.
İslam Memiş, altın tarafında yaşanan geri çekilmeyi “balon patlaması” olarak tanımlarken, bu düşüşün normal şartlarda vatandaşa ucuz altın olarak yansıması gerektiğini söyledi. Ancak bugün gelinen noktada bunun tam tersinin yaşandığını vurgulayan Memiş, özellikle fiziki altın tarafında fiyatların bilinçli şekilde yüksek tutulduğunu ifade etti. Ona göre “yoğun talep var, altın yok” söylemi gerçeği yansıtmıyor.
Altın fiyatları düştü ama neden kimse ucuz alamıyor?
Memiş’in altını çizdiği en önemli çelişki tam olarak burada başlıyor. Altın fiyatları iki günde sert şekilde geri gelirken, fiziki altın tarafında işçilik bedellerinin aynı hızla yükseldiğini söyleyen Memiş, bunun piyasa mantığıyla açıklanamayacağını belirtti. Kilogram altın başına 14 bin dolara kadar çıkan işçilik rakamlarının konuşulduğunu dile getiren Memiş, bugün bile bu bedelin 5 bin 500 dolar seviyelerinde olduğunu söyledi.
Bu rakamların gram altına çevrildiğinde yüzlerce liralık fark anlamına geldiğini anlatan Memiş, burada artık “işçilik” kelimesinin yanlış kullanıldığını savundu. Ona göre bu bedeller, altına değer katan bir emek karşılığı değil, doğrudan vatandaşa yüklenen ekstra bir maliyet.
“Bir kilo altın bir daire parasıdır”
İslam Memiş, konunun büyüklüğünü anlatmak için dikkat çeken bir örnek verdi. Bir kilo altının bugün neredeyse bir ev fiyatına denk geldiğini hatırlatan Memiş, bu altını alan bir vatandaşın, altının gerçek değerinin dışında yaklaşık 600 bin liraya yakın fazladan para ödediğini söyledi. Bu durumun kabul edilemez olduğunu vurgulayan Memiş, “Bir daire alırken kimse böyle bir farkı kabul etmez ama altın alırken bu yapılıyor” diyerek tepkisini dile getirdi.
Külçe altında bu işçilik gerçekten normal mi?
Memiş’e göre hayır. İşçilik kavramının bilinçli şekilde çarpıtıldığını söyleyen Memiş, el emeğiyle yapılan takılarla standart külçe altının aynı kefeye konulmasının yanlış olduğunu vurguladı. Trabzon bileziği gibi tamamen el işçiliği olan ürünlerde işçilik bedelinin doğal olduğunu kabul eden Memiş, rafineride dökülen ve dünyanın her yerinde aynı olan külçe altın için bu rakamların hiçbir mantıklı açıklaması olmadığını söyledi.
Ona göre gram başına birkaç liralık paketleme ya da üretim maliyeti makul olabilir. Ancak yüzlerce lirayı bulan farklar, piyasada ciddi bir istismar olduğunu gösteriyor.
Altını nereden almak güvenli olabilir?
Vatandaşın en çok merak ettiği soruya da bu noktada net bir yanıt veren İslam Memiş, mevcut şartlar altında fiziki altın almanın ciddi risk taşıdığını söyledi. Yüksek işçilik nedeniyle fiziki altın alan herkesin daha alırken zararla başladığını belirten Memiş, bu nedenle fiziki altının şu an için güvenli bir tercih olmadığını ifade etti.
Memiş’e göre bu dönemde altın almak isteyenlerin bankalar üzerinden altın almayı ya da Darphane tarafından sunulan altın sertifikalarını tercih etmesi çok daha mantıklı. Bu ürünlerde işçilik olmadığını, fiyatın doğrudan piyasa değeri üzerinden belirlendiğini söyleyen Memiş, böylece yatırımcının gizli maliyetlerle karşılaşmadığını vurguladı.
Çeyrek, yarım ve cumhuriyet altın neden hâlâ pahalı?
İslam Memiş, sorunun yalnızca gram altınla sınırlı olmadığını özellikle vurguladı. Kapalıçarşı’da has altın fiyatlarının işçilikle şişirilmesi nedeniyle çeyrek, yarım ve cumhuriyet altınların da dolaylı olarak pahalı hale geldiğini söyledi. Bu nedenle toplumda “çeyrek altın daha güvenlidir” algısının artık geçerliliğini yitirdiğini ifade etti.
Memiş’e göre fiziki ürünlerin tamamı, has altın fiyatlaması üzerinden maliyetlendiği için aynı baskıdan etkileniyor.
“Altın yok deniyor ama pahalı olan var”
Memiş’in dikkat çektiği bir diğer önemli nokta ise piyasadaki tutarsızlık oldu. Bir yandan düşük işçilikli altınların bulunamadığı söylenirken, yüksek işçilikli ürünlerin rahatlıkla piyasada yer almasının ciddi soru işaretleri doğurduğunu ifade etti. Bu durumun stokçuluk ihtimalini güçlendirdiğini belirten Memiş, düşük fiyatlı ürünlerin bilinçli şekilde piyasadan çekilmiş olabileceğini söyledi.
İthalat yasağı bu düzeni besliyor mu?
İslam Memiş’e göre evet. Altın ithalat yasağının bu yapıyı beslediğini savunan Memiş, yaz aylarında yasağın kalkması gerektiğini dile getirdi. Aksi halde bu sistemin devam edeceğini belirten Memiş, bunun yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir sorun olduğunu vurguladı. Altın borcu olan, düğün yapacak ya da birikim yapmak isteyen milyonlarca insanın bu durumdan doğrudan etkilendiğini söyledi.
Darphane neden devreye girmeli?
Memiş, devletin bu noktada seyirci kalmaması gerektiğini savundu. Darphane’nin 24 ayar gram altın basarak piyasaya sunmasının rekabet değil, vatandaşın korunması anlamına geleceğini ifade eden Memiş, piyasada gram altın bulunamazken yüksek işçilikli ürünlerin satılmasının kabul edilemez olduğunu dile getirdi.
Açıklamalarının sonunda İslam Memiş, sert ifadelerinin amacının yanlış anlaşılmaması gerektiğini belirtti. Piyasayı karıştırmak değil, vatandaşın olup biteni net şekilde görmesini sağlamak istediğini söyleyen Memiş, sessiz sedasız ilerleyen bu düzen karşısında en büyük gücün bilgi olduğunu vurguladı.










