Kanser tanısı almak dünyanın sonu mu, yoksa yeni bir mücadelenin başlangıcı mı? Modern tıbbın sunduğu imkanlarla artık "iyileşmez" denilen vakalarda bile mucizeler yaşanırken, pek çok hasta farkında olmadan yaptığı kritik hatalar nedeniyle tedavi şansını kendi elleriyle riske atıyor. İnternet aramalarından sosyal medya tavsiyelerine, bitkisel kürlerden "akıllı ilaç" efsanelerine kadar kanser sürecinde yapılan yanlışlar, iyileşme oranlarını nasıl düşürüyor? Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İrfan Çiçin, hastaların ve hasta yakınlarının mutlaka bilmesi gereken, hayat ile ölüm arasındaki o ince çizgiyi belirleyen stratejik uyarıları tek tek sıraladı.

Kanser Artık Kontrol Altına Alınabilen Bir Hastalık
Kanser tanısı almak, bireyin hayatında karşılaşabileceği en sarsıcı durumlardan biri olarak öne çıkıyor. Ancak günümüzde tıptaki gelişmeler sayesinde kanser, erken tanı ve doğru tedaviyle büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir hastalık haline geldi. Asıl riskin, hastalığın kendisinden çok yanlış bilgiye dayalı kararlar olduğunu vurgulayan Prof. Dr. İrfan Çiçin, klinik uygulamalarda sık karşılaşılan hataların tedavi başarısını ciddi biçimde düşürdüğüne dikkat çekiyor.

Korku Nedeniyle Doktora Geç Başvurmak

Birçok hastanın belirtileri fark etmesine rağmen korku nedeniyle hekime başvurmayı ertelediğini belirten Prof. Dr. Çiçin, bu gecikmenin erken tanı şansını ortadan kaldırabildiğini ifade ediyor. Erken evrede yakalanan kanserlerde tedavi başarısının çok daha yüksek olduğunu vurgulayan Çiçin, “Korku ile ertelenen her gün, hastalığın ilerlemesi için fırsat oluşturabilir” uyarısında bulunuyor.

İnternetten ve Yapay Zekâdan Tanı Koymaya Çalışmak
Bilgiye erişimin kolaylaşmasıyla birlikte hastaların internet ve yapay zekâ üzerinden kendi kendilerine tanı koymaya yöneldiğini belirten Çiçin, bunun ciddi bir yanılgı olduğunu söylüyor. Kanser tanısının; klinik muayene, görüntüleme ve patolojik incelemelerle konulabileceğini vurgulayan uzman, hiçbir dijital platformun tek başına tanı koyamayacağını ifade ediyor. Yanlış güven hissiyle başvurunun gecikmesi ya da gereksiz panik yaşanması en büyük riskler arasında yer alıyor.

Tedaviyi Yarım Bırakmak Büyük Risk

Bazı hastaların yan etkilerden çekinerek ya da kendilerini iyi hissettikleri dönemlerde tedaviyi yarıda bırakabildiğini belirten Prof. Dr. Çiçin, bu durumun tedavi direncine yol açabileceğini söylüyor. Kanser tedavisinde sürekliliğin hayati önem taşıdığını vurgulayan Çiçin, yan etkilerin mutlaka hekimle paylaşılması gerektiğinin altını çiziyor.

Vitamin ve Takviyelerde Aşırıya Kaçmak
Sosyal medyanın etkisiyle yoğun vitamin ve bitkisel ürün kullanımının arttığını belirten Çiçin, gereksiz takviyelerin tedavinin etkinliğini azaltabileceğini ve karaciğer yükünü artırabileceğini ifade ediyor. Dengeli beslenmenin çoğu hasta için yeterli olduğunu söyleyen uzman, ek takviyelerin yalnızca doktor önerisiyle kullanılması gerektiğini vurguluyor.

Bilimsel Olmayan Tedavilere Yönelmek
Çaresizlik hissinin hastaları bilimsel kanıtı olmayan yöntemlere itebildiğini söyleyen Çiçin, bitkisel karışımlar ve sözde “hücre yenileyici” ürünlerin en büyük riskinin etkin tedaviyi geciktirmesi olduğunu belirtiyor. Yanlış umudun, doğru tedaviyi geciktirdiğine dikkat çeken uzman, bilgi kirliliğinin kanserle mücadeleyi zorlaştırdığını ifade ediyor.

Sosyal Medyanın Yanıltıcı Etkisi

Alternatif tedavilerin sosyal medya üzerinden sıkça öne çıkarıldığını belirten Prof. Dr. Çiçin, yüksek doz C vitamini ya da fitoterapi gibi uygulamaların büyük bölümünün bilimsel olarak kanıtlanmadığını söylüyor. Sosyal medyada paylaşılan hasta hikâyelerinin tıbbi ayrıntılardan yoksun olduğunu ve genelleştirilemeyeceğini vurguluyor.

Kendini Başkalarıyla Kıyaslamak Yanlış
Hastaların sıklıkla kendi tedavilerini başkalarının tedavileriyle karşılaştırdığını belirten Çiçin, kanserin kişiden kişiye değişen biyolojik özelliklere sahip olduğunu ifade ediyor. Aynı isimle anılan iki kanser türünün bile tamamen farklı seyredebildiğini vurgulayan uzman, bu tür karşılaştırmaların gereksiz kaygıya yol açtığını söylüyor.

İmmünoterapiye “Kesin Çözüm” Gözüyle Bakmak
İmmünoterapi ve hedefe yönelik ilaçların her hasta için uygun olmayabileceğini belirten Prof. Dr. Çiçin, bu tedavilere abartılı beklentiler yüklenmesinin zaman kaybına neden olabileceğini ifade ediyor. Tedavi kararlarının, hastalığın biyolojik özellikleri değerlendirilerek verilmesi gerektiğini vurguluyor.

Hayatı Tamamen Kısıtlamak Tedaviye Katkı Sağlamaz
Hastalığın merkezde olduğu bir yaşam biçiminin psikolojik yükü artırdığını belirten Çiçin, sosyal ilişkilerin tamamen kesilmesinin tedaviye katkı sağlamadığını söylüyor. Kontrollü sosyal yaşam ve hafif egzersizin tedaviye uyumu artırabileceğine dikkat çekiyor.

Hekimle Açık İletişim Şart
Kanser tedavisinin aynı zamanda güçlü bir güven ilişkisi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çiçin, hastaların yan etkileri ve korkularını hekimlerinden gizlememesi gerektiğini ifade ediyor. Kullanılan bitkisel ürünlerin ilaçlarla etkileşime girebileceğini hatırlatan Çiçin, “Doktor-hasta ilişkisi bir ekip çalışmasıdır. Doğru bilgi paylaşıldığında doğru kararlar alınabilir” diyerek sözlerini tamamlıyor.

Editör Hakkında