Muğla’nın Milas ilçesinde, Milas Ovası’nın kenarındaki yüksek bir platoda gizemini koruyan Beçin Kalesi, binlerce yıllık geçmişi ve sakladığı sırlarla ziyaretçilerini ağırlıyor. Tunç Çağı’ndan Osmanlı’ya kadar pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış bu kale, antik mezar kalıntıları ve tarihi yapılarıyla zamanda bir yolculuğa davet ediyor.

Milas’ın göz kamaştıran doğal güzellikleri arasında yer alan Beçin Kalesi, Milas Ovası’nın kenarındaki yüksek bir plato üzerinde bulunur. Denizden yaklaşık 200 metre yükseklikte kurulu olan kale, bölgenin tarihi zenginliklerini içinde barındırmaktadır. Kale, Milas Müzesi tarafından yapılan kazılar sonucu ortaya çıkan kalıntılarla, antik dönemden günümüze dek pek çok uygarlığın izlerini taşıdığını kanıtlamaktadır.

2007 yılında kalenin kuzeyinde yapılan bir bayrak direği çalışmasında Eski Tunç Dönemi’ne ait bir çocuk mezarı keşfedilmiştir. Bu mezarla birlikte bulunan hediyeler ve toprak içindeki küçük buluntular, Beçin Kalesi’nin MÖ 3000’lerde yerleşim gördüğüne işaret etmektedir. Kalede yapılan arkeolojik çalışmalar, geçmişteki yerleşimlere dair daha fazla bilgi sunarken, buranın tarihi zenginliğini de ortaya koymaktadır.

Kalenin doğusunda, MÖ IV. yüzyıla tarihlenen Helenistik Dönem’den kalma temel kalıntısı dikkat çekerken, surların güneydoğu köşesinde ise bir tapınak kalıntısı bulunmaktadır. Bu bulgular, Helenistik dönemde de kalenin önemli bir yerleşim alanı olarak kullanıldığını göstermektedir. Arkeolojik kazılarla gün yüzüne çıkan bu kalıntılar, Beçin Kalesi’nin tarihi ve dini yapısını gözler önüne sermektedir.

Beçin Kalesi, tarih boyunca farklı isimlerle anılmıştır. Orta Çağ İtalyan kaynaklarında “Pezona”, Türk ve İslam kaynaklarında ise “Barçın” olarak geçen yerleşim, günümüzde “Beçin” olarak bilinmektedir. 17. yüzyılda burayı ziyaret eden ünlü gezgin Evliya Çelebi, Beçin’i Milas’a bağlı bir nahiye olarak tarif etmiştir ve kalede o dönem 20 muhafızın görev yaptığını anlatmıştır.

Evliya Çelebi’nin kayıtlarına göre, Beçin Kalesi’nin girişinde büyük bir kule ve birbirine yakın iki duvar yer almaktadır. Çelebi, kalede bulunan hendek ve üzerindeki zemberekli köprüden bahsederken, batıdaki mağaralara inen gizli merdivenlerin bugün kapanmış durumda olduğunu belirtmiştir. Çelebi’nin anlatıları, kalenin yapısal özellikleri ve stratejik önemini günümüz okuyucularına tanıtmaktadır.

13. yüzyılın sonlarına doğru Menteşe Beyleri’nin eline geçen Beçin, Menteşe Beyliği’nin önemli bir merkezi haline gelmiştir. İbn Batuta, 1330’lu yıllarda Beçin’i ziyaret ettiğinde, buranın “yeni kurulmuş bir kent” olduğunu ifade etmiştir. Menteşoğulları, Milas’ı başkent olarak seçmişse de, 14. yüzyılın başlarında savunma avantajı nedeniyle hükümet merkezini Beçin’e taşımıştır.

Beçin, Menteşoğulları hükümdarı Tacettin Ahmet Gazi’nin ölümünden sonra, 1391’de Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmış ve ardından yönetim merkezi Balat’a taşınmıştır. Osmanlı döneminde hükümet merkezi Beçin’den başka bir yere taşınsa da, bölgenin stratejik ve kültürel önemi sürmeye devam etmiştir.

Beçin’deki yapı kalıntıları, iç kale, dış kale ve Kepez ile Siğmen mevkilerinde yoğunlaşmaktadır. Kalenin surlarla çevrili alanında Türk dönemine ait çok sayıda yapı bulunmakta, bu da Beçin’in Türkler tarafından hızla gelişen bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. 14. yüzyıldan kalan birçok yapının günümüze ulaşması, bölgenin tarihî önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Editör Hakkında