Mevcut sosyal güvenlik mevzuatında dikkat çeken ciddi bir dengesizlik var. Yasal düzenlemeler belirli meslek gruplarına büyük avantajlar sağlıyor. 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, avukatlık stajı yapanlara sigortalı olmasalar dahi baro onayıyla SGK'ya başvurma hakkı veriyor. Bu sayede primler dışarıdan ödeniyor. Sigorta başlangıç tarihi de geçmişe dönük olarak geri çekilebiliyor. Hekimler cephesinde de durum farksız. Fahri asistanlık, tıpta uzmanlık veya doktora öğrenim süreleri gerekli belgeler sunulduğunda borçlanılabiliyor.
Bu eşitsiz tabloyu değerlendiren İsa Karakaş, masabaşında geçen sürelerin kanunlarla koruma altına alındığına dikkat çekti. Karakaş açıklamalarında, "Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu açık hüküm içeriyor. Sigortalı olmaksızın avukatlık stajını yapanların normal staj süreleri borçlanılabilir. Baro onayıyla birlikte SGK’ya müracaat eden avukat stajyeri, stajyerlik süresine ilişkin primlerini ödeyerek hizmetine saydırabiliyor. Borçlanma, sigortalılık başlangıç tarihini geriye çekiyor. Emeklilik prim gününü artırıyor. Masabaşında geçen bu süre, âdeta koruma kalkanı altında." ifadelerine yer verdi.
Sanayi Çırağına Kapılar Duvar
Fabrikalarda ve atölyelerde ağır şartlarda çalışanlar için ise kanunlar aynı esnekliği göstermiyor. Mesleki Eğitim Kanunu kapsamında eğitim gören öğrenciler, aday çıraklar ve çıraklar için sadece 5510 Sayılı Kanun’un 5. Maddesi devreye giriyor. İş kazası ve meslek hastalığı sigortası (KVSK) primleri yatırılıyor. Uzun vadeli emeklilik primleri ise sisteme dahil edilmiyor.
İşin vicdani boyutuna değinen Karakaş, durumu şöyle özetledi: "Mesleki Eğitim Kanunu kapsamında aday çırak, çırak ve işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler, 5510 Sayılı Kanun’un 5. Maddesi gereği yalnızca KVSK/ iş kazası ve meslek hastalığı sigortası primine tabi tutuluyor. Uzun vadeli sigorta kolları (emeklilik primleri) ödenmiyor. Bu nedenle bu süreler emeklilik hesabına girmiyor. Avukatlar gibi borçlanma hakkı da tanınmıyor."
Tulum giyip üretime katılan gençlerin alın terinin yok sayıldığını vurgulayan uzman isim, beyaz yakalı çalışanlara sunulan imkanların mavi yakalılar için katı bir yasağa dönüştüğünü belirtti.
Anayasa Mahkemesi Tek Çare
Uygulamadaki bu ayrımcılık Anayasa'nın temel ilkeleriyle açıkça çelişiyor. Eşitlik ilkesi, hiçbir vatandaşa zümre veya meslek bazlı ayrıcalık tanınamayacağını emrediyor. Bürokratik kanallardan gelen 'işçi statüsünde değiller' savunması da geçerliliğini yitiriyor. Zira stajyer avukatlar ve hekim asistanları da resmiyette işçi statüsünde sayılmıyor.
Geçmişe dönüp bakıldığında 1987 yılında benzer bir borçlanma hakkının ayrımsız olarak herkese verildiği görülüyor. Bugün ise Ankara'dan bu adaletsizliği çözecek yeni bir yasal düzenleme sinyali gelmiyor.
Karakaş'a göre mağdurların önündeki tek geçerli yol yüksek mahkeme. 5510 Sayılı Kanun’un 41. maddesinde yer alan hükümlerin anayasaya aykırılığı gerekçesiyle norm denetimi başlatılabilir. Bireysel başvurularla da Anayasa Mahkemesi'ne gidilebilir. Stajyer ve çırakların bireysel değil, toplu bir hak arama mücadelesine girmesi gerektiği belirtiliyor.