Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi'nden Prof. Dr. Sinan Şahin’in liderliğinde yürütülen ve NASA’nın yüksek çözünürlüklü veri setlerine dayanan son araştırma, Türkiye için kelimenin tam anlamıyla bir "kırmızı alarm" niteliği taşıyor. Hazırlanan rapor, önlem alınmadığı takdirde 2050 yılına gelindiğinde çocuklarımıza bırakacağımız ülkenin yemyeşil bir vatan değil, kavurucu bir bozkır olacağını kanıtlıyor.
ANADOLU'NUN YEŞİLİ SARIYA DÖNÜYOR: 2050 BİR KIRILMA NOKTASI
Bilim dünyasında kabul gören Köppen-Geiger iklim sınıflandırma verileriyle yapılan analizler, Anadolu topraklarında radikal bir değişimin ayak seslerini duyuruyor. Prof. Dr. Şahin’e göre 2050 yılı, Türkiye’nin ekolojik kaderi için tam bir dönüm noktası olacak. Mevcut projeksiyonlar, Türkiye'nin iç kesimlerinin ve Avrupa'nın güneybatı hattının bildiğimiz bitki örtüsünü hızla kaybederek, kurak ve verimsiz bir bozkır iklimine teslim olacağını gösteriyor. İşin daha korkutucu boyutu ise Karaman’ın kuzeyi gibi bölgelerde; bugüne kadar sadece belgesellerde gördüğümüz "gerçek çöl" ikliminin ilk emarelerinin görülmeye başlanacak olması. Bu durum sadece havaların ısınması değil, tarımın bitmesi ve ekosistemin tamamen başkalaşması anlamına geliyor.
SUYUN HEM MİKTARI HEM DE TADI KAÇACAK
İklim krizinin en acı faturası ise şüphesiz hayati damarımız olan su kaynaklarına kesilecek. Prof. Dr. Şahin, en karamsar senaryoda Akdeniz Havzası’ndaki sıcaklık artışının 7 dereceyi bulabileceğini, bunun da yıllık yağışlarda 100 milimetrelik devasa bir kayba yol açacağını vurguluyor. Ancak tehlike sadece suyun azalmasıyla sınırlı değil. Isınan hava, baraj ve göllerdeki mikroorganizma faaliyetlerini kontrolsüzce artırırken sudaki oksijeni tüketiyor.
ÜÇ AYDAN BEŞ AYA: YAZ MEVSİMİ TÜM DENGELERİ BOZUYOR
• Mevsimlerin ritmi değişti.
• Yaz sıcakları eskiden üç ay sürerken, şimdi 4-5 aya uzadı.
• Kuzey Avrupa ülkeleri serin iklimlerini koruyor.
• Türkiye gibi güney ülkeleri için çölleşme ciddi bir tehdit.
Baharın neredeyse hiç yaşanmadan kıştan yaza geçildiği bu yeni düzende, tabiatın kendini yenileme şansı her geçen gün azalıyor.
Uzmanlar, bu karanlık tabloyu bir nebze olsun hafifletmek için karar vericilere son bir çağrıda bulunuyor: Plansız betonlaşmaya derhal son verilmeli, orman varlığı bilimsel ve kalıcı projelerle artırılmalı ve su yönetiminde "damla israfına" yer bırakmayan radikal politikalar hayata geçirilmelidir.