Zamanda Yolculuk: 80'lerin Muğla'sında Bir Çocukluk

Siz de zaman zaman yaşanmış anılara dalıp gidiyor musunuz bilmiyorum, ancak benim için bu durum sık sık gerçekleşir. Gözüm takıldığında, kendimi zamanda bir yolculuk yaparken buluyorum. Bu seferki durak, 80'li yılların Muğla'sı oldu. İşte o dönemde geçirdiğim çocukluk günlerim, hafızamda hala canlı ve renkli bir şekilde duruyor.

Muğla'nın o dönemdeki atmosferi, sıcacık insanlarıyla birlikte sokaklar, 80'lerin ritmine ayak uydururken, çocukluğumun masum gülüşleriyle adeta çınlıyordu.

Eskiler dediğimde aklıma ilk gelen, 80'li yılların bize armağan ettiği unutulmaz anılar oluyor. O yıllarda sokağımızdaki çocuklarla geçirdiğimiz saatler, sokak oyunlarının neşesi, birlikte kurduğumuz hayaller...

Günümüzde kullanılan klasik bir söz var ya…

‘Bizim pahalı oyuncaklarımız yoktu ama büyük hayallerimiz vardı’

Tam da bu şekildeydi.

Hani eskiler dedik ya,

O eski yıllarda çocukluğum Orhaniye Mahallesi Zihni Derin Caddesi’nde geçti.

Sıra sıra dizilen apartmanlar, kaldırımda bulunan çam ağaçlarına eşlik ediyordu.

Apartman dediğime bakmayın en yükseği 4 katlı idi.

Ama her evin kendisine ait büyük bir bahçesi bulunuyordu.

O bahçelerin olmazsa olmazı ise meyve ağaçları idi.

O bahçeler genelde bizim hayallerimizi kurduğumuz ana güzergahlar oluyordu.

Sokaklar şimdi ki gibi arabalarla dolu değildi.

İki büyük taş kurduk mu sokağın ortasına,

Sanırsınız Türkiye’nin en büyük stadyumundaymış gibi başlıyorduk top peşinde koşturmaya.

Bir arabanın geldiğini gördüğümüzde usulce kenara çekilip, önümüzden geçmesiyle top koşturmaya devam ediyorduk. Ta ki başka bir araç gelene kadar…

Bazen de kaldırım üzerinde bulunan çam ağaçlarının altına oturup ne yapacağımıza karar vermeye çalışırdık.

İşte o anlarda gözümüz çam ağacında bulunan kozalaklara takılırdı. O kozalakları sopa yardımı ile düşürdükten sonra belli saatlerden Yılanlı Dağı’nda ki kireç ocağından gelen veya sokaktan geçen çöp kamyonlarının arka tekerine denk getirecek şekilde yerden yuvarlardık. Bu sayede parçalanan kozalağı toplayıp fıstık kabuklarını kırarak afiyetle mideye indirirdik.

Akşam eve gittiğimizde elbiselerimizin üzerine yapışan çam akmaları nedeni ile olan lafı duyardık ama buna da değerdi doğrusu…
Yazın evlerin bahçelerindeki meyve ağaçları hedefimiz olurdu.

Yan apartmanda rahmetli Sami Çıkman’ın evinin arka bahçesinde elma, armut, şeftali ağaçları vardı. Ama kendisi pek bizim bahçeye girmemizi istemezdi. Zaman zaman da bizi gözlerdi. Yakalanma riski yüksek olduğu için oraya çok fazla rağbet göstermezdik.

Ama evimizin hemen karşısında rahmetli Sevdiye teyzemizin bahçesinde bulunan tek erik ağacı bizim uğrak mekanımızdı. Sevdiye teyze genelde mutfakta olurdu. Onu gözler, mutfakta olmadığını gördüğümüz anda erik ağacının etrafını sarardık. Fark edildiğimizi anlayınca hızlıca oradan uzaklaşırdık. Sağ olsun kendisi adet yerini bulsun diye arkamızdan sadece söylenirdi.

Rahmetli balıkçı Sabri amcanın evinin arkasında istiflenen balık kasalarından kendimize evler veya gizli bölmeler yapıp orada oyalanır daha sonra yan bahçede bulunan dut ağacına yönelirdik.

Pazar günlerinin olmazsa olmazı içliği evde hazırlanan pidelerdi. Evin en küçüğü olarak her Pazar erkenden rahmetli annemin hazırladığı içliği Şükrü Amcanın (Tek Pide) fırına götürürdüm. Şükrü amca kendisine göre tepsileri sırayla yapmaya başlardı. Fırından çıkan pideleri koşar adım eve götürürdüm. Arada sıralar karıştığı için otlu, peynirli hazırlanan börek eve geldiğimde kavurmalı pide olarak karşımıza çıkardı ama çokta mesele olmazdı. Ev halkı yere kurulan sofrada bir araya geldiğinde o anlarda tek kanalımız olan TRT’de ki He-Man isimli çizgi filmi başlardı. Hem onu izlemek hem de o sıcacık pidelerin tadına bakmak en büyük keyif idi. Çizgi filmin ardından başlayacak kovboy filmini merakla beklerdik. Bazen o filmlerden etkilenip kendi aramızda kullandığımız oyun tabiri olan ‘kızıldericilik’ oynamadan akşam olmazdı.

Yakartop, toplu saklambaç, beş taş, başka mahallerin çocuklarıyla mahalle maçları, tüftüf savaşı ve daha neler neler…

Bu aralar o sokaktan geçerken çocukluğumuzda ki oyun alanlarımızı görünce yüzümde tatlı bir gülümseme olmuyor değil hani!

Zaman zaman geçmişe yolculuk yapmak, şu anın kıymetini daha iyi anlamama yardımcı oluyor. Eskilere dalmak, 80'lerin Muğla'sında geçen çocukluğumla tekrar buluşmak, beni bir an için olsa da o masum günlerime geri götürüyor. Unutulmaz anıları hatırlamak, aslında zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark etmemi sağlıyor. Arada bunu denemenizi size de tavsiye ederim…