Yürekten İyi Bir İnsan!

Bazı insanlar vardır yanına oturduğunuzda önce sizi dinleme eğilimindedir. Sakinleştirir, huzur verir. Bakışıyla sizi rahatlatır. Ne zaman karşılaşsanız yüzünü hiç bulutlu, gölgeli göremezsiniz. Tane tane konuşur, sade ve öz. Oradan ayrıldıktan sonra onun sözlerini hatırladığınızda da sizi rahatlattığını fark edersiniz.

Onu ilk kez sevgili öğrencim Serhan’ın babası olarak tanıdım. Her bir öğrenci ailenin yansımasıydı bir bakıma. Serhan da gülümser, sakin sakin konuşur. Sizi dikkatlice dinlemeye çalışırdı. Serhan’ın babasını tanıdığımda öğrencimdeki bu güzel izlerin oğluna da sirayet ettiğini gördüm. Serhan da babası da sakin insanlardı.

Selahattin Sapmaz’ı tanıdığımda büyük bir rahatsızlığı atlatmak büyük bir mücadele göstermiş ve ayakları üzerinde dimdik durmanın hak ettiği kahramanlığı yaşıyordu. Onu hastalığından önce tanıma şansım olmamıştı. Ama bu haliyle tanıdıkça hayranlığım ve kendisine olan saygım artıyordu.

Selahattin Bey aynı zamanda çok sevdiğim aile dostlarımız Fevzi Şen’in eşi Tayyibe teyzemizin de kardeşiydi. Bunu öğrendiğimde Selahattin Bey benim için daha yakınımda bir insan olmuştu.

Nezaketi, insana saygısı, gözlerinizin içine baka baka sizi dinlemesi ve her bir araya gelişimizde Muğla üzerine anlattıkları benim için çok kıymetliydi. Muğla’yı kendisi için bir kimlik haline getiren Selahattin Bey, aynı zamanda şehrin bütün güzelliklerini yaşatmayı da kendisine bir dava edinmişti.

Devrim gazetesindeki köşe yazılarında şehre ait bütün dokular hayat bulurdu. Şehre yön veren insanlardan, sadece şehrin kimliğiyle insana dokunan fakat tanımadığımız insanlara kadar onun kaleminde sade bir o kadar özünde anlatılar birer belge olarak kaldı.

Son yıllarda Muğla Sanatseverler Derneği Başkanı aynı zamanda Muğla’nın kültür ustası Sadettin Özbek ile birlikteliklerimizin doğurduğu etkinliklerin hazırlıklarında, sohbetlerinde, hazırlanan programlarda onu bir köşede sakin sakin dinlerken gördüğümde ayrı bir mutluluk yaşardım. Muğla’nın özne olduğu bütün cümlelerde o yerini alıyordu.

Geleneksel bir Muğla ailesinde büyümenin hazzını onunla yaptığımız şehir gezilerinde heyecandan titreyen sesinde, yaşaran gözlerinde görmek onun derin bir Muğla sevdalısı olduğunu görmek de bizlere de yansıyordu.

Selahattin Bey ile hatırlıyorum en son Muğla Hoca Mustafa Efendi İl Halk Kütüphanesi’nde aylık mutat olarak gerçekleştirdiğimiz kültür- edebiyat sohbetlerinde bir araya gelmiştik. Bir ara kendisini de burada konuk olarak almak istediğimi söylemek istiyordum. Programın yoğunluğundan söylemek nasip olmadı. Bu dünyada illaki bir şeyleri ne kadar tamamlamak istersen iste olmuyor. Bu da dünyanın kendine has bir döngüsü olsa gerek.

Selahattin Bey’in Muğla sevdası sözleri aştı, köşe yazılarını da aştı. Ve her Muğlalı için cumhuriyet deyince ilk akla isimlerden olan, Muğla’ya yaptığı hizmetlerle adını hafızalara kazıyan Vali Recai Güreli hakkında ilk derli toplu kitabı da kendisi yazdı. “Atatürk’ün Muğla Valisi Recai Güreli” kitabı sadece valinin hayatını değil Cumhuriyet Muğla’sının Atatürk’e ve onun devrimlerine aşkla gösterdiği bağlılığı da yansıtır. Kitabın içeriği yazarın ne kadar titiz, incelikle yaptığı araştırmaların başarılı bir profilidir. Ve Muğla’nın başucu şehir kitaplarından biridir.

Selahattin Bey’in fotoğraflarla desteklediği Muğla’nın onun gençlik döneminden kesitleri aktaran diğer kitabı “Yarım Kalan Aşk”ın bende yeri çok özeldir. Basım öncesi kitabı inceleme ve değerlendirme fırsatını vermişti bana. Kitabın bu haliyle onun gençlik yıllarından, üniversite hayatından, askerliğinden çok yazıldığı dönemin sosyal, tarihi, kültürel değişimlerini, insanlar üzerindeki etkilerini ve her şeyden önce bir Muğlalı kimliğinin anlatıcı üzerinden güzellikleriyle donanmasıydı. “Yarım Kalan Aşk” üzerine yazdığım kritiği hala saklıyorum.

“Yarım Kalan Aşk”ta aynı zamanda bugün özlemle hatta hasretle yad ettiğimiz insan insan bakmanın, insana dokunmanın, insanla paylaşmanın ve Muğla’nın kendine has hoşgörüsünde, samimiyetinde, şeker dillerinde, gülümseyen yüzlerinde, nezaketinde ısınan yürekleri hissediyoruz. Selahattin Bey de içimizdeki nadir güzellerden biriydi. Kimseyi kırmayan, herkese şefkatle, samimiyetle yaklaşan, içi dışı bir su berraklığında “iyi” bir insandı.

Ve Muğla belleğine aktardığı son eseri: “Muğla’nın Direksiyon Kraliçeleri” Gadın Moğla’mızın kadına gösterdiği hürmeti, verdiği eşsiz değeri anlatan kendi alanında müstesna bir kitap. Söz uçar yazı kalır deriz, evet Selahattin Sapmaz belleklerde yaşayacak ama eserleriyle Muğla yazılı belleğinde de hep yaşayacak.

Aramızdan ayrıldı haberini aldığımda yüreğimde bir sızı hissettim. Hafif ve derin bir sızı. Muğla’mızın güler yüzlerinden birini daha sonsuzluğa uğurlayacaktık. Rahatsızlığım nedeniyle cenazesine katılamadım, bu güzel insana yüreğimde sakladığım bütün güzellikleri dualarımla yolladım.

Selahattin Bey’in ölümünün ardından yapılan haberleri, yazıları okudum. Sadettin Özbek, Erdal Çil, Meral Oğuz onu ne kadar da güzel anlatmışlar. Sadettin Bey onun kadim dostluğunu, Erdal Bey Belediye Başkan Yardımcılığı döneminde üniversiteli gençler için yaptığı fedakârca yaptığı hizmetleri, Meral Oğuz üniversite yıllarında kendisi için eşsiz bir kaynak ve destek yarattığını yazmışlar. Benim sözcüklerim ise kifayetsiz kalıyor.

Selahattin Bey de içimizdeki nadir güzellerden biriydi. Kimseyi kırmayan, herkese şefkatle, samimiyetle yaklaşan, içi dışı bir su berraklığında “iyi” bir insandı. 

“O, iyi bir insandı!” İyiliğin tüm hücrelerine yayıldığı bir insan. Öznesi hep insan! Selahattin Bey gibi insanların cenazelerinde ve sadece onun gibi insanların cenazelerinde “Merhumu nasıl bilirdiniz?” sorusuna eminim oradaki tüm şahitler can u gönülden “İyi bir insandı” derler. Allah rahmet eylesin. Kıymetli eşi Refika Hanım’a ve oğlu sevgili Serhan’a sabırlar diliyorum.