Yeni Yıla “Merhaba” derken...

Bugün yeni yılın ikinci günü.

Kıyıda köşede kalan, ‘sonra döneriz’ dediğim konulara baktım. Bakarken, yılın son günü bizim Ali Turbalıoğlu “Ne demiş?” diye göz attım.

Ali Turbalıoğlu, “Bak bir yılın sonuna daha geldik. İşi düşenin kardeşi olduk. İşi bittikten sonra düşmanı olduk. Olay bundan ibaret. Anlayacağın ömürden bir gün daha geçti. Geriye kalan tek şey yorgunluk. Yeni yılda hepinize mutluluk iki gözümmm...” demiş Ahmet Kaya imzasıyla...

Pek çoğumuzu ifade eden satırlar. 2023 her alanda, her şeyde çok yordu, yorulduk. Elbette yoran 2023 de değildi. “Zamanın, takvimin” ne kabahati var ki? “İktidarıyla muhalefetiyle hep siyasiler yordu” diyeceğim, ama aslında biz yorduk kendi kendimizi...

xx xx xx

Sevgili Ali yukarıdaki paylaşımı ile nokta koymamış. Ardından gelen ve 2023’ün son paylaşımında da şunları söylemiş:

Arabistan’da oynanmayan kupanın suçlusu bulundu.

Suçlu Cumhuriyet Halk Partisi. Fenerbahçe ve Ali Koç.

Bylokcu TFF Başkanına tek kelime yok. İstifa eden yok.

Eğer hakikaten Ali Koç oynanmasını engellemişse varsın Fenerbahçe şampiyon olmasın, yapmasınlar.

Ali Turbalıoğlu sıkı Fenerlidir. Ama başka bir takımı tutuyor olsaydı da bunu yazar, bu tepkiyi gösterirdi.

O değil de Riyad’da sahaya çıkmayan Fenerbahçe değil.

Öyle olsaydı, Fenerbahçe hükmen mağlup ilan edilirdi ve Süper Kupa’nın şampiyonu Galatasaray olurdu.

Hem Galatasaray yöneticileri sahaya çıkılıp çıkılmaması konusunda Ali Koç’u dinler mi? Kendi iradeleri yok mu?

Ama Ali Turbalıoğlu tepkisinde haksız değil. Sanki bu olayın faturasını Ali Koç ve Fenerbahçe’ye kesmeye çalışanlar, Ali Koç’tan ikinci bir Osman Kavala çıkartmak isteyenler var gibi...

xx xx xx

O gece, karşılaşmanın oynanamadığı gece “İstiklal Marşı” ve “Türk Bayrağı” konusunda Suudilerin olumsuz tutumları ile ilgili iddialar tartışılırken, Suudilere ben de tepki gösterdim. Bu köşenin takipçilerinden Erdal Şahin de beni “Bu iddialar doğru değil abi...” diye uyardı. Ben “Resmi bir açıklama var mı?” diye sorunca, İletişim Başkanlığı’nın açıklamasının yer aldığı gazete kupürünü gönderdi. Şöyle yazılıydı:

EN SON HABER

İletişim Başkanlığı'ndan Türkiye Süper Kupa final maçına ilişkin açıklama

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı  Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, Süper Kupa  finali öncesi sosyal medyada gündem olan Türk Bayrağı ve İstiklal Marşı'na ilişkin yaptığı açıklamada iddiaların doğru olmadığını bildirdi.

Gerçi sonradan pişman oldum, çünkü İletişim Daire Başkanlığı’nın haberi asılsız çıktı... Neyse, bana duyuru yetti. Paylaşımlarımı kaldırdım ve “En Son Haber” yayının haberini “Yine de Keşke Bu Karşılaşma Cumhuriyet’in 100. Yılında Ülkemizde Oynansaydı. Ben FB ve GS Futbolcularına Gladyatör Muamelesi Yapılmasını da Hoş Bulmuyorum” ifademle paylaştım.

xx xx xx

İletişim Dair Başkanlığı’nın duyurusu ile ilgili paylaşımım altına yorumlar gelmeye başladı. O sırada iki takımımız da sahaya çıkmama kararı almıştı... O yorumlardan biri de AK Parti Muğla İl Yönetim Kurulu Üyelerinden Barış Eğilmez’e aitti,. Sevgili Barış şöyle yazmıştı:

Ben şimdi size ‘bu maç Kanada’da, Almanya’da vs oynansaydı aynı eleştiriyi yapacak mıydınız?’ diye soracağım; siz de tabii ki aynı eleştiriyi yapacaktım diyeceksiniz. Ama siz de ben de biliyoruz ki dert, maçın oynanacağı ülkenin bir ‘İslam ülkesi’ olması. Yoksa yurt dışında oynanması değil.

Bu yoruma gerçekten üzüldüm. Elhamdülillah biz de Müslüman ız... Üzülerek kendisine şu yanıtı verdim:

“Aynı eleştiriyi yine yapardım... Süper Kupa denilen bu kupa eskiden Cumhurbaşkanlığı Kupasıydı... Yani Cumhurbaşkanlığı kupası, ülkemize geldiklerinde Atatürk Anıtı’nı ziyaret etmeyenlerin topraklarında neden oynanır Barışım... Türkiye Cumhuriyeti topraklarının dışında kutlanmaması gerekir... Türkiye Cumhuriyetini, Cumhurbaşkanlığını ve Cumhuru rezil etmeye kimsenin hakkı yok.... Neyse maç yapılmadı... bari... İki güzide kulübümüzü her şeye rağmen kutluyorum...”

xx xx xx

Şimdi de iktidar ve muhalefet sözcüleri birbirlerini eleştiriyorlar. Kim kime ne dediye girmeyeceğim. Yoruyorlar. Siyasilerden gerçekten yorulduk. Galatasaray ve Fenerbahçe sahadan çekilerek sadece Suudilere değil, ilgili herkese ve özellikle Atatürk üzerinden milletimizi sınayan çevrelere unutamayacakları bir ders vermiştir...

Onlar anlamadılarsa da bütün Dünya ve Dünya Basını bizi anladı.

En azından Türklerin Arap olmadığını cümle alem öğrenmiş oldu...

Sakaraltındaki meslektaşlarımdan Mete Sönmez, paylaştı:

Avrupa basınında, Fenerbahçe ve Galatasaray...

Marca: Her şeyi parayla satın alabileceğini düşünen Arabistan Türk kulüplerinden tokat yedi.

L'equipe: Suudi saltanatına Türk yumruğu.

Globo: Suudiler neye uğradığını şaşırdı.

A Bola: Tarihi parayla satın alamazsınız.

xx xx xx

Bodrum’dan meslektaşımız Abdulkadir Sevindik “Bugün Suudi Arabistan'da Galatasaray ve Fenerbahçe'nin birlikte ortaya koyduğu duruş, ümmet olmadan önce Türk olduğumuzu hatırlamamızın miladı olur umuduyla.. Ne mutlu Türk'üm diyene” diye yazarken, sosyal medya kullanıcılarından Ümit Oğuz da şu paylaşımı yaptı:

Dünya kimin ne olduğunu çok iyi biliyor...

Güney Koreli spor gazetecisi Hanshin Lee:

Suudiler, hiç yenilmeyen bir adamı yenebileceklerini zannettiler. Atatürk'ün mirası halkında devam ediyor. Türk değilim ama bugün herkesle gurur duydum. Bu durum, Fenerbahçe-Galatasaray rekabetinin ötesine geçiyor...

O gece Riyad’dan Hanshin Lee ülkesine bu satırları bildiriyor...

Bizim ülkemizde de başka türlü yazan, Ali Koç’u, Fenerbahçe’yi suçlayan kalemler var, ama Dünya Basını neden onlar gibi değil şaşıyorum... Ha bu arada ben Beşiktaşlıyım...

xx xx xx

Bizim Efe Can da “Basit bir 90 Dakika Değilmiş” başlığı ile yorumda bulundu.

Yorumunda “Futbol olgusu , Üçüncü Dünya Ülkelerinde en önemli GÜNDEM olup Ülkelerin yönetim biçimine etki edip belirler iken, gelişmiş ülkelerde sadece ulusal heyecan yaratmak, hizmet sektörü kapsamında endüstriyel aktivite, haz duyma, eğlence  ve sosyal etkinlik olarak algılanır...

Arap Baharının yaşandığı dönemde ‘Laiklik sizin tek kurtuluşunuz’ diyen ve tüm Arap ülkelerini bu anlamda ziyaret eden devlet büyüğümüzü biliyoruz...” diyerek şu ifadelerde bulunmuş:

Bazen dilimizle kalbimiz çelişse de Türkiye asla LAİK ilkelerden TEOKRASİ’ye geçiş yapmaz, yapamaz... Asya’dan başlayıp Anadolu’ya ulaşan binlerce yıllık kültür dolu tarihimizin Türklük ruhu  buna asla izin vermez... Kupa finali eğer bir yabancı ülkede oynanacak idi ise bu ülkenin Azerbaycan, Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tataristan, Bosna Hersek, Makedonya, Arnavutluk vb bir TÜRK yurdu olması gerekirdi diye düşünüyorum... Ya da Türklerin çok yoğun nüfusa sahip olduğu bir gurbet ülkesi de olabilirdi...

Çakma bir mezhebin ülkesi olan Suudi Arabistan’da kupa finalinin oynanması kararı ekonomik beklentiler doğrultusunda tamamen siyasi idi... İptali de tamamen siyasi oldu. Kültürlerimiz birbirine asla sempatik gelmiyor... İptal kararı TEOKRASİ ile LAİKLİK arasındaki çatışmanın doğal sonucudur...

ANLAMI; Birgün ya Suudi Arabistan laik olacaktır, ya da bizim ülkemiz teokrasi ile yönetilecektir...

Riyad’da final oynama kararı veren irade, orada maç yapmayı kabul eden futbol takımları radikal bir yanlış yapmıştır. Ve son dakika kararı ile tabiri caiz ise topluca direkten dönmüşlerdir... Oynanmayan bu DOKSAN dakika emin olun MİLYONLARCA dakika konuşulacak ve her iki ülkenin de siyasi geleceğine yön verecektir...

Bu durumun tartışmasından en karlı çıkan olgu LAİK CUMHURİYET’e bağlılık ve Tam Bağımsız Türkiye sloganı ile kalplerde taht kurmuş olan ATATÜRK’ün gösterdiği yoldur...

FUTBOL dışarıdan bakıldığı gibi değildir..Sağlıkla kalın...

Bilmem katılır mısınız?

-------------------------------

GÜNÜN SÖZÜ: Boğuşmaktan, ayrışmaktan yorulduk artık. Bu ülke yeni yıla barış umuduyla girmeli.--Şener Şen