Şükürler olsun orman yangınları gündemden çıktı gibi... Her an gündemimizin en önünü alabilir. Geçen Salı akşamı Haber Türk veya CNN Türk’te ana haber bültenini izliyordum. Spiker “Bitti” diyordu. Yangınların kontrol altına alınıp söndürüldüğünü ve yer yer soğutma çalışmalarının devam ettiğini haber veriyordu. Ardından ikinci habere şöyle başlıyordu:
“Az önce Çankırı’da meydana gelen...”
İki gün süren Çankırı yangını da söndürüldü. Ama dün de tek tük yangınlar vardı. Ki Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, açıklamalarından birinde “Eylül'ün 15'ine kadar bizim alarm durumumuz devam ediyor.” diyordu. Bu hava koşulları ile ilgili bir tarihleme olabilir. Ama sayın bakanın açıklamasını anlamlandıramadım, Muğla’da orman yangınlarında mevsimsel hassasiyet Kasım’ın ortalarına kadar sürer.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) Hava Tahmini Uzmanı Cengiz Çelik de sıcaklıkların Eylül ayının sonuna kadar mevsim normalleri üzerinde seyredeceğini belirterek, orman yangını konusunda risk taşıyan bölgelerde dikkatli olunması uyarısında bulundu...
Neyse dün Muğla’da yangın yoktu. İnşallah bundan sonra da olmaz...
xx xx xx
Günlerdir süren orman yangınlarında sosyal medya paylaşımlarında yine bilgi kirliliği yaşadık, ama geçmiş yıllardaki gibi değildi. Yakınmalar, isyanlar aynıydı; Ormanları yakıyorlar; uçaklar geç müdahale etti; helikopterler azdı; gece görüşlü helikopter yoktu; itfaiye geç kaldı... Ve aynı terane; İmara açacaklar, otel dikecekler...
Ben bir gazeteci olarak Muğla’da Güvercinlik dışında yanan orman alanına turizm tesisi yapıldığını görmedim. Ki orada bir gecede çam ağaçları doğranıp, yerine yaşları oldukça ileri yaşta zeytin ağaçları dikildiğini, arazinin önce ‘zeytinlik’ olarak tescillenirken, sonra “zeytinlik vasfını yitirmiştir” raporu çıkarılarak turizm yatırımına açıldığını da biliriz.
Haberlerde gördüm, İzmir yangınından görüntülerden birinde evi yanan bir kadıncağız “İtfaiyeyi aradım geç geldi.” diyordu. Acaba hangi itfaiyeydi?
Muğla’da Orman Bölge Müdürlüğü’nün geciktiği bir yangın olmadığı gibi, Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerde anında meskun mahalde oldular.
Çok şükür artık uçağımızda, gece görüşlü helikopterimiz de var... Neyse “söylentiler”, “iddialar” geçmiş yıllarda olduğu gibi bu sefer yaygın değildi. Ancak inanın en azından Muğla’da OGM itfaiyecileri ile yerel yönetimlerin itfaiyelerinin koordineli ve uyumlu çalışmalarından siyasetin sağında da solunda da rahatsızlık duyanlar vardı. Onlara göre eski köye yeni adet getirilmişti...
Oysa gelen “eski adet” değildi... Daha düne kadar bu adetler vardı. Birileri son yıllarda “siyasi kamplaşmayı” orman yangınlarına da taşımıştı, yavaş yavaş normale dönüyoruz...
xx xx xx
Muğla’nın geçmişte çok başarılı Orman Bölge Müdürlerinden, AK Parti’den 26 ve 27’nci Dönem Antalya Milletvekili ve şu anda partisinin ‘Muğla Koordinatörü’ İbrahim Aydın da İhlas Haber Ajansı’na verdiği röportajda Bekir Tosun’un sorularını yanıtlarken “Yeşil vatanın siyaseti olmaz” demiş. Kesinlikle... Olmamalı da... Tabii İbrahim Aydın farklı pencereden bakıyor. Şöyle demiş:
“Bunun siyasete alet edilmemesi gerekir. Mecliste de söyledim. ‘Bu orman yangınları bir mücadeledir. Yeşil vatanı korumadır. Bunu siyasete alet etmeyin. Bir eksik aramayın. Hep beraber olalım mücadele edelim’ diyorum ben. Ama öyle yapmıyorlar, illaki bir tarafından çekip biraz siyasi olacak ama ‘Bu adam gitmeyecek, Recep Tayyip Erdoğan. Büyük yangınlar olmadan, büyük sel felaketleri olmadan, büyük depremler olmadan’ diyorlar. Oldu, hep birlikte ülke olarak açtık bunları. Yine Cumhurbaşkanımız, Allah başımızdan eksik etmesin burada. Bunu siyasete alet etmenin hiçbir anlamı yok.”
“Hayır, böyle bir şey yok” demek de mümkün değil. Elbette bunlar sosyal medyada rastlananlar. Hoş değil, doğru da değil... Bunlar aklı başında insanın edeceği laflar değil, ciddiye almamak lazım.
Bir de öbür pencereden bakalım. Daha dün gibi desem, “gibisi” fazla. Muğla’da 2021,2022 yangınlarında sanki iki ayrı yangın, iki ayrı söndürme mücadelesi vardı. Mücadeleye yerel yönetimler alınmak istenmedi... Karşılıklı suçlamaların ise kimseye faydası yoktu.
Vatan, Mavi Vatan, Yeşil Vatan, buralarda savunmayı partiler değil, “millet” yapar...
xx xx xx
Son yangınlarda Bozdoğan’dan Kavaklıdere’ye kaçan yangın ve Ula’da çıkan yangın beni çok korkuttu. Ula yangını tutulamasaydı, doğusunda Köyceğiz, güneyinde Marmaris büyük risk altındaydı... Kavaklıdere sınırında tutulamayan yangın da Göktepe Bölgesi’ne, Menteşe’ye ulaşabilir, Bayır’a inebilirdi...
Kavaklıdere’de daha yangın Bozdoğan’dan ulaşmadan, ama gelebileceği belli olduğu anda ağaçsızlaştırılmış bir şerit, bir yol açılarak “tampon” oluşturuldu. Bu bir deneyimin, görgünün sonucuydu. Kavaklıdere Belediye Başkanı Mehmet Demir orman mühendisi bile değil, ama kaç yangın görmüş, mücadeleye katılmış bir belediye başkanı... Tampon bölge için “Onun işi olabilir” diye düşünürken, Kavaklıdere’den gelen fotoğraflarda İbrahim Aydın’ı görünce “O tavsiye etmiş olabilir” diye de düşünmüştüm...
Ama kendisi Bekir Tosun’un sorularını yanıtlarken “Bozdoğan’da Cuma günü çıkan yangın hızlı bir şekilde Kavaklıdere sınırlarına yanaştı. Gittim sahadaki arkadaşları gece yerinde gördüm. Resmen alevlerin önüne etten duvar ördüler gece yarısı o riskli arazide. Bugün de Genel Müdürüm ile gittim havadan gördüm ve kontrol altına alınmış ama nasıl çalışmış arkadaşlar. Resmen etten bir duvar örmüşler orada. Kendilerini riske atmışlar. Avrupa’da ya da Amerika’da yangın olan bölgelerde onların bir parolası var. Maksimum security (güvenlik) minimum risk. Onlarda bizim bu hava hallerinde bu arazi yapısında bu yanıcı madde ile oraya bir tane yangıncı tutamazsın, hele gece hiç girmezler” diyerek şöyle devam etmiş:
“Pazar günü Ula ve Yatağan’da eş zamanlı çıkan orman yangınlarının başlangıcının atom bombası atılmış gibi enerji çıkardığını söyleyebilirim. Tam böyle orman denizi dediğimiz Ula bölgesinde Gölet’in üst kısmında bir yangın çıktı ki, atom bombası atılmış gibi enerji çıkardı. Bu 80 hektar değil, 8 bin hektar, 80 bin hektar alanı yok edebilecek bir yangındı. Bu yangının bir tarafı Köyceğiz, bir tarafı Marmaris’e doğru, Çetibeli ve Askeri Deniz Üssüne de gidebilirdi. Yangın ile hiçbir ilgisi olmayan kişiler oturdukları yerden yazıyor, Helikopter, uçak azdı da, müdahale tam yapılamadı, şudur budur ahkam kesiyorlar ama burada gelip bunu yerinde görmeleri gerekiyor.”
Neyse biz yerinde görenlerin neler yazdıklarını da biliyoruz...
xx xx xx
Öyle ya da böyle yangınlar sırasında Tarım Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın mesleği de çok sorgulandı. İktisatta ‘İşletme’ eğitimi almış ve boya sanayinde çalışırken Tarım Orman Bakanı Yardımcısı olmuş. Şimdi de bakan... Gerçi yangınla mücadele ve ağaçlandırma bakanın değil, Orman Genel Müdürlüğünün (OGM) işi ama artık yatırımcı, yapımcı olmaktan büyük ölçüde çıktığı söylenen genel müdürlük için de “Ormancılığımızın olanaklarını, ‘ devlet ormanı’ sayılan yerler ile orman ekosistemin rantını özel girişimcilere aktaran aracı bir kuruluşa dönüşmüştür.” deniliyor...
Ormancılığın eski günlerine dönmesinde büyük yarar var. Uçak, helikopter, teknoloji filan tamam da; batıda ne varsa artık bizde de o var, ama bizdeki “insan kaynağı” hiçbir ülkede yok.
Bizim insanımız maaş aldığı için değil, ormanı vatan bildiği için kendisini ateşin orta yerine atabiliyor... Bu duygu, bu içselleştirme İbrahim Aydın gibi “ormancılarla” yaratıldı. Orman teşkilatı bu insanlardan neden yararlanmaz anlamıyorum. Bırakın İbrahim Aydın AK Parti Muğla Teşkilatlarını değil, orman yangınları ile mücadeleyi koordine etsin. Orman Bakanı yapmıyorsunuz, bari Bakan Yardımcısı yapın...
xx xx xx
İbrahim Aydın, arkadaşım Bekir Tosun’un sorularını yanıtlarken çok önemli bir noktaya işaret etmiş.
Şu anda Türkiye’nin orman yangınlarına karşı verdiği mücadeleyi önümüzdeki 3 yıl içinde de sürdürmesi gerektiğini belirten Aydın, eğer bu mücadele aksar ise gelecekteki 3 yıl içinde Akdeniz ve Ege’de yeşil yaprak kalmayacağını söylemiş. Aydın, hava şartlarının her geçen yıl iklim değişikliği nedeniyle dünyanın aleyhine çalıştığını belirterek, 1 derecelik sıcaklık artışının, 3-5 derecelik nem düşüklüğünün ne kadar ileri teknolojiye sahip olunursa olunsun, yangınların önüne geçemeyeceğini ifade ederek şöyle demiş:
“Son yıllarda orman yangınları özellikle 2021 yılında memleketim Manavgat’ta da büyük orman yangınları Cumhuriyet tarihinin en büyük yangınları oldu. Benim hep korktuğum şu. Küresel ısınma ve kuraklık diyoruz. Bu gidişle önümüzdeki yıllar daha da zorlaşacak. Orman teşkilatına eski yıllara göre baktığımızda, son yılda teknolojinin her türlüsü kullanılıyor. İHA’sından tutun, gece görüşlü helikopterine kadar. Tüm Türkiye’de olan hava aracı şu anda Muğla’mızda var. Yani tüm teknolojiden faydalanıyoruz. Orman yangınları ile ilgili kullanmadığımız, almadığımız başka bir teknoloji var mı diye bakıyorum, yok. Orman yangınlarını etkileyen üç faktör var. Bir, arazinin yapısı, Bizim bu Akdeniz ve Ege Bölgesinde arazilerin dağlık bölgeleri, yamacı var. Bunları biz düzeltemeyiz. Bu hava halleri ve küresel ısınmadan dolayı nem 20’nin altına düştüğü anda sıcaklık 40 dereceyi geçince, bir de 50 şiddetinde vurgulu bir rüzgar çıkarsa o zaman yangını tutmak çok zordur. Eskiden 2-3 gün sürerdi hava değişirdi. Ama 2021 yılı ve daha sonraki yıllarda bir hafta, 10 gün devam ediyor. Çanakkale’den başlayıp Hatay’a kadar. 12 milyon hektar, yani birinci derecede yangına hassas olan yerde yangınlar olabiliyor. Aynı bölge müdürlüğü içinde üç ayrı noktada olabiliyor. Böyle bir coğrafyada hep teyakkuzda olmalıyız”
Yukarıda “Ben bir gazeteci olarak Muğla’da Güvercinlik dışında yanan orman alanına turizm tesisi yapıldığını görmedim.” dedim, ama geçenlerde 11 ilin orman sınırları değişti. O illerin içinde Muğla da var... Bazı yerler orman alanı dışına çıkarıldı...
-------------------------------
GÜNÜN SÖZÜ; İnsanlar pek çok şeyi öğrenmişler; kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi.. Fakat çok basit bişeyi öğrenememişler insan gibi yaşamayı.--Blaise Pascal