Vardım Ki Kampüsten Ayağ Göçürmüş Mavi Ladin, Orkideler, Ilgınlar

Başlıktaki “kampüs” ifadesinden, meselenin sadece üniversitede yaşanmadığını baştan belirteyim. Belediyeler dâhil bütün kamu kurumlarının peyzaj anlayışı bir tuhaf. Hepsi “Biz dikersek koruruz, Allah dikerse (Hudâyî nâbit), peyzaj düzenlemesini bahane edip kesip-biçeriz.” havasında.

Birkaç defa yazdım… Mesela Kara Yolları, sanırım “güvenlik” gerekçesi ile yol kenarlarında ve bazı yerlerde refüjlerdeki Hudâyî nâbit bitkileri kesip biçiyor. Mevsimine göre başta yabani hardalın o güzel sarı renkli çiçekleri, ebegümeci morluğu, gelincik kırmızısı, bir biçme makinasının insafına kalmış. En çok da şehirlerarası yol kenarlarındaki hatm-i güllere üzülüyorum. Karayolları gözüne kestirdi mi o güzelim hatm-i gülleri biçip geçiyor. Oysa hatm-i güller Mayıs başından taaa Aralık ayındaki ilk soğuklara kadar açarak gönlümüzü şenlendirir. Bir de ben gibi hat-i gül (Biz “Hatmana” derdik) ile çocukluğunun pastoral ve lirik çağlarına dönenler varsa, uzun yolları bayram eder hat-i güller. Ama bakın şehirlerarası yollara, Karayolları kendi diktiği bitkileri gözü gibi korurken hatm-i gülleri keser.

Karayolları Hudâyî nâbit bitkileri keser de belediyeler durur mu? Onlar da kendi diktikleri çiçekleri, bitkileri korur ve Hudayî nâbit olanlara karşı çok acımasızdırlar. Bir sokaktaki refüjde  4-5 kök sarı sığır kuyruğu (Biz “şalba” derdik; bilimsel adı: “verbascum thapsus”) vardı ve kesilmesine gönlüm razı olmamıştı. Yetkiliye konuyu ilettim ama halkın bu tür bitkileri “çöp” olarak gördüğünü; bu yüzden kestiklerini söyledi. Demek ki mesele sadece kamu görevlilerinde değil, halkımızda da neyin çöp, neyin bitki olduğunu ayıracak idrak yok.

İşte tam da bu günlerde Karayolları da belediye de kendiliğinden bitme güzellikleri, pek çok gerekçe ile yok edecek. Çok yazık…

***

Gelelim kampüste olanlara…

Önceki kış, kaplumbağalar ve kirpiler başta olmak üzere hepsi kış uykusundayken peyzajın p’sinden anlamayan biri, kampüsteki çamların altına iş makinası ile dalınca haberimiz oldu ve hemen kazınan yerleri dolaştık ve ne yazık ki 10 kadar kaplumbağanın öldüğünü veya yaralandığını gördük. (Fotoğrafları elimizde) Biz müdahale edinceye kadar Kütüphane’nin önündeki kaplumbağa yatağını toprakla doldurmuşlar. Kim bilir orada kaç tane kaplumbağa ve kirpi öldü?...

Peyzaj’ın p’sinden anlamayan görevli, yangın tedbirleri çerçevesinde çamların altındaki çalıları yok ederken, kenarda büyüyen (Bana Yunus Emre emaneti gibi gelen) sarı alıç ağacını da kökten kesmiş. Dedim ya… Devlet dikerse korunur (Vaktiyle çamları devlet dikmiş) Hudâyi nâbit, yani Allah bitirmesi ise kesilir. O güzelim sarı alıçları kestiler. Bu yetmedi enstitülerin arkasındaki birkaç kök sarı alıcı da bu sene kesmişler. Enstitü demişken… Önceki hafta Sosyal Bilimler Enstitüsünde bir işim vardı. Binaya girerken bir de baktım, öndeki 2 tane mavi ladin ağacı kökünden kesilmiş. Sordum… Bina cephelerine yakın ağaçlar, yangın tedbiri olarak kesiliyormuş. O ladinleri kesen kişinin ladin ağacının yanmadığının ve bazı çam ormanşarında yangın atlamasını önlemek için dikildiğini bilmediği ortaya çıktı. O ladinleri 1999 yılında dikmiştik. Duruşu ve rengiyle ne asil bir ağaçtı!... 25 yıllık ağaçlar bir cehalete kurban gitmiş… Çok yazık!…

Ladin ağaçları kesilince, kampüste çok az olan ılgın ağaçlarını merak ettim. Caminin yanında söğüt ile beraber büyüyen ılgın ağacını kesmişlerdi vaktiyle de kesenlerden hesap sormuştum. Kampüste 3 tane daha ılgın ağacı vardı. Biri AKM’nin arkasında, ikisi rektörlük binasının arkasında. Bu üç ağacı bulurum ümidiyle oralara gittim ama ne yazık ki cahil bir peyzajcının cehaletine kurban edildiğini görünce içim cız etti… Bu ılgınlar, taşıma toprak ile gelen ve ortama hemen uyan bitkilerdi. Yokluklarına alışmam çok zor olacak.

Kampüste, başta Enstitüler ile İİBF’nin yanındaki orman olmak üzere birkaç tür orkide vardı. Her sene çoğalarak şenlendirirlerdi oraları… Önceki sene orman tıraşlamasında ne yazık ki orkideler de yok olmuş ve kampüs bir zenginliğini daha kaybetmiş.

O güzelim kampüsü bitki zengini yapmak için ne kadar uğraşmıştık!... Ihlamur Yolu, Erguvan Yolu, İğde Yolu, Akasya Yolu, Zeytin Yolu… Mühendislik Fakültesinin önüne 3000 kök kapari dikmiştik. Kampüse taşındıktan sonra 2000 Kasım-Aralık ayında kurucu rektörümüz Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı başta olmak üzere akademik ve idarî personel, bıçkıları alıp çamları budamıştık da o çamlar ondan sonra serpilmişti. Takip eden yıllarda gene ehil ve emin ellerle kampüse çok güzel bitkiler dikilmişti, Sonraki zamanlarda gelen yöneticiler için kampüs hiç önem taşımadı. En son Ay Işığı Meydanı yapılırken, zemin çimlerle kaplanacağına betonla kaplanarak bir acayip peyzaj anlayışı monte edildi kampüse…

Şimdi kampüste bol miktarda pavlonya ağacı var… Bu ağaç da muhteşemdir ama bu toprağın özgün bitkilerinin de olması gerekmez mi kampüste?

Yapmayın, etmeyin ey yöneticiler!... Tabiatin verdiği güzelliklerle beraber kendi diktiklerinizi de koruyun lütfen. Yollar, meydanlar, sokaklar, caddeler, parklar ve kampüsler birkilerle ve hayvanlarla güzeldir.