Üniversiteye Giriş Sınavında Gençler Mi Başarısız, Sistem Mi?

Buülkede ikide bir gençlerin başarısızlığı gündeme gelir. Sistem sütten çıkmış akkaşık, gençler başarısız!...

Durumhiç de öyle değil!...

Gençlerkendilerine sağlanan imkânlarla ellerinden geleni yapıyorlar. Hangi gence ortamve imkân sağladınız da verim alamadınız?

Gençlerebaşta eğitim sistemi olmak üzere imkân ve ortam sağlanmadı. Benzer eğitimsisteminden biz de geçtik ve sistemin beyinleri ve zihinleri hiç ettiğinibizzat yaşadık!... Sonuca/sınava odaklı olmayan ve sürece odaklı bir anlayışıbireysel olarak benimsediğimiz için her eğitim-öğretim kademesinde başarılıolduk. Sonuç odaklı yani her şeyi girilecek sınavlara göre öğrenen ve obilgilerin öğretilmesinin amacının sınavda sorulan soruyu cevaplandırmakolduğunu zanneden kitlelerin suçu, kendilerinde değildir. Onları tek suçu oakıntıya kapılıp eğitim-öğretimin süreç odaklı olması gerektiğini kavramamış vebuna göre eğitim-öğretimlerini şekillendirmemiş olmalarıdır.

Geçelim.

Songünlerde basında ve sosyal medyada, bu yıl gerçekleştirilen YKS 'de başarıoranının & 20'lerde olması, bir fecaat olarak eleştiriliyor ve gençlerbilgisizlikle suçlanıyor.

Evet..

Başarının% 20'lerde kalması bir sorundur ve bunda tek suçlu genler değildir. Öğrenciyisınav odaklı yetiştiren sistemden, öğretmene-hocaya, ÖSYM'ye ve iktidarlarakadar uzanan "suçlu" listesinde en masum olan öğrencidir.

İzahedelim.

Felsefîolarak benim 5 yıllık zorunlu eğitim dâhil, her aşamada zorunlu eğitime karşıolmamı bir tarafa bırakalım. 28 Şubatta bizler, liberal sol ve İslamcılar, hepberaber 8 yıllık eğitime karşı çıktık. 8 yıllık zorunlu eğitimin gençleritoplumdan koparacağına ve hedefi belirsiz bir yöne savuracağına inanıyorduk.Şimdi iktidarda olan ekip de o zaman bizleri gibi düşünüyordu ama 2002'deiktidara geldikten sonra, kaşla göz arasında 4+4+4 sistemi ile öğrenciyihayattan tamamen kopardılar ve üniversite kapısına diktiler. Liseyi bitiren ve17-18 yaşına gelen genç, üniversite kapısına gelmişken "Bir de şurada okuyayım."diyerek önce iki buçuk milyon kişi ile beraber YKS'ye giriyor ve ÖSYM'ninevlere şenlik ölçme-değerlendirme sistemli sorularıyla üniversite kapısınızorluyor.

Butablodan işte %20 başarı çıkar.

Hangigenç ister başarısının yerlerde sürünmesini?

Hiçbiri istemez.

İlkokuldanitibaren engelli koşu gibi sınav barajlarını geçe geçe gelen genç, sadeceüniversiteye giriş sınavında mı başarısız olacak?

Başarısızolan gençler değil, sistemdir, sistemin uygulayıcısı öğretmenlerdir,akademisyenlerdir. O başarısız öğretmenler de sonuçta akademisyenlerin eseri.Akademisyenler konusuna ayrıca gireriz; şimdi gençleri başarısız kılan ÖSYM'ninölçme değerlendirme sistemindeki çarpıklığa işaret edelim.

Yıllarcabu sınavları takip ettim. Soru şekli ve mantığı bilgiyi ölçmekten çokşaşırtarak doğruyu bulmada dikkati ölçmeye çalışması. Mesela "Aşağıdakimaddelerden hangisi Pasarofça anlaşmasının maddesi değildir?" diye soruyor.Genç, önce Pasarofça anlaşmasını aklından geçirecek; sonra şıklardaki maddeleriokuyup mukayese edecek ve ancak o zaman doğru cevabı işaretleyecek. Buna bir dezamanla mücadele ve stres yönetimini ve hepsinin üstünde sınav heyecanınıekleyin; bu genç böyle surular karşısında çuvallar.

Kendialanımdan, daha doğrusu Türkçe'den çıkan sorulara bakarım zaman zaman. Vallahide billahi de "Aşağıdaki cümlelerin hangisinde isim tamlaması yoktur?" türündensorular geldiğinde tereddütler geçiriyorum ve bazen de yanlış şıkkıişaretlediğim de oluyor.

Kısaca.ÖSYM, sadece bilgiyi ölçecek bir sistem geliştirmediği ve mevcutölçme-değerlendirme anlayışıyla devam ettiği sürece, gençlerimiz %20'nin altınabile düşerler. O zaman bu yazıyı hatırlayın ve gençleri değil sistemi veÖSYM'nin ölçme-değerlendirme zihniyetini suçlayın.