İstiklal Savaşı ve Sonrası
(ÖncekiYazının Devamı)
Evet, siyasal kavga başlamıştı.Bu kavga ne yolla ve nasıl yapılacaktı? Karabekir, Gazi M. Kemal'i uyarmayakarar vermişti. Uyarıların yararı olmazsa ne yapacaktı? Bütün sorun da buydu.
Karabekirgünlerdir hep aynı konuyu düşünmekteydi: (M. Kemal'in) «Millî hükümetin kuruluşgünlerindeki dindarane sözleri ve hareketleri.. 2. TBMM İntihabındaki umdeninikinci maddesindeki (hilâfetin âl-i Osman'da kalması değişmez düsturdur)..»kararını ve M. Kemal'in Balıkesir'de verdiği hutbeyi..
Karabekirbu kaygılarla ve bu düşüncelerle Gazi M. Kemal'i uyarmaya karar verdiğiniyazıyor.
TahinGazetesi'nde 11 Kasım günü şu satırlar yayınlanır:
«Arkadanarkaya verilmiş bir karar karşısındayız. Millet Meclisi'nin bu kadar kayıtaltında kaldığını, hariçten verilen kararları tescil mevkiine indirildiğinigörmek cidden elîm oluyor.
Hilâfetbizden giderse, beş-on milyonluk Türkiye Devleti'nin, âlem-i İslâm için hiçehemmiyeti kalmayacağını, Avrupa siyaseti nazarında da en küçük ve kıymetsizbir hükümet mevkiine düşebileceğimizi anlayabilmek için büyük dirayete lüzumyoktur. Milliyetperverlik bu mudur?
Hakikihilâfet hissini kalbinde duyan her Türk makam-ı hilâfete dört elle sarılmakmecburiyetindedir. Hanedan-ı Osmânî de kabul edilmese ve binaenaleyh ilelebetTürkiye'de kalması taht-ı temine girmiş hilâfeti elden kaçırmak tehlikesiniicat etmek, akıl ve hamiyet (yurdunu koruma çabası) ile hissî milliyet ilezerre kadar kabili telif (bağdaştırılabilir) değildir.»
Karabekir,bu satırları «bütün seyahat ettiğim yerlerdeki şikâyetlerin hülâsası (özeti) »diye tanımlar. 24 Kasım günü İstanbul Fatih Belediyesi'nin verdiği yemekte TBMMBaşkanı Fethi Bey ile karşılaşırlar. Yolların ayrıldığı o yemekte bir kez dahaanlaşılır.
Karabekir,Edirne'de Fethi Bey ile görüşmesini şöyle anlatır:
«O'ndanda Gazi M. Kemal Paşa nezdinde samimi birliğin hırpalanmamasına ifratfikirlerin tepeden inme bir şeklin mucip olabileceği tehlikeleri önlemeyeçalışmasını rica etmiştim. Fakat seyahatte gördüğüm hali ricalarımın aksifikirde olduğunu bana anlattı. Gerçi kendileriyle Ankara'da fikir' çarpışmamızolmuştu. Fakat kendi fikirlerinin yürümesi için İstiklâl Harbi'ndekendilerinden çok daha büyük fedakârlıklar yapan arkadaşların hakları olanmevkileri işgalden sonra onları küçük görmek ve göstermek ne arkadaşlığa ve nede insanlığa yakışırdı!..
Askerlikmi? Siyaset mi? Karabekir, yeni bir yol ağzındadır. O günlerde halktan gördüğüsıcak ilgiden M. Kemal'in çekindiği kanısındadır. M. Kemal Paşa'nınCumhuriyet"i kendilerine sormadan ilân etmesini buna bağlar.
İstanbul'aİstiklâl Mahkemesi Gönderiliyor:
8Ocak günü Karabekir bir haber alır: Ankara'dan İstanbul'a Topçu İhsan Beybaşkanlığında bir İstiklâl Mahkemesi gönderilmiştir.
Karabekir'inbundan haberi yoktur!
Şükrü'Naili Paşa, Mahkemeyi Haydarpaşa garında karşılamış. Mahkeme üyeleri de ŞükrüNaili Paşa'ya «iade-i ziyaret»de bulunuyorlardı.
«NeAnkara'daki üst makamlar ne de İstanbul'daki madun (Ast/Alt aşamada bulunan)bir kumandanım olan Paşa bu heyetin geleceğini bana bildirmemişlerdi» diyeyazar Karabekir. İpler, tam anlamıyla kopmuştur. Ankara Karabekir'i gözdençıkarmıştır.
«Ankara'dakişahsiyetler, Cumhuriyetin ilânında olduğu gibi bu sefer de bulunduğum bir yereİstiklâl Mahkemesi gönderdikleri halde bana haber vermemeleri çok ağır bir havayaratıyordu. Bunun reisine de bu yolda emir verilmiş olacaktı ki, çok eskidentanıştığımıza ve ne de madun (Ast/Alt aşamada bulunan) kumandanımı ziyaretegiderken bir ordu müfettişi sıfatıma hürmeten beni ziyarete gelmediler.
*^Buçirkin vaziyeti Ankara makamlarına protesto ettiğim gibi Şükrü Naili Paşa'yı daçağırarak neden dolayı bana haber vermediğini sordum. Bu zat cevabında(Ankara'nın size haber vermemiş olacağı aklıma gelmemişti) diyerek işin içindençıkmak istedi. Bunun askerce bir cevap olmadığını, Haydarpaşa'ya olsun giderkenbana haber verebileceğini kendisine ihtar ettim. Benim kanaatim M. KemalPaşa'nın Selanik'te çocukluğundan beri arkadaşı olduğundan hususi bir itimadamazhardı. Ondan, bu hususta diğer makamlar gibi bana haber vermemek suretiylebeni küçük düşürme emrini almıştı. Fakat benim, mevkiimin şeref veselâhiyetimden en ufak birşeyi ihmal etmeyeceğimi arkadaşlarım şimdiye kadarçok görmüşlerdi. Şu halde maksadın beni tahrik ederek beraber çalışmaya imkanbırakmamaya çalışmak olduğu apaçık görünüyordu.
Ben,tabii mümkün olduğu kadar sabır ederek ve samimi ve feragatli çalışmaya devamedecektim. Fakat, İstiklâl Harbi'ni zaferle kapattıktan sonra ise İstiklâlMahkemeleri ile başlamayı hele Başvekil ismet Paşa'ya hiç yakıştıramıyordum.Sonra bu benim en eski ve en samimi arkadaşımdı. Beni, Erkân-ı Harbiye UmumiyeReisliğine getirmeyi, güya, düşünüyordu. Vaktiyle şark hareketini
muvaffakiyetlebitirdiğimi tebrik ederken bana en yüksek mevkilerin mevut (söz verilmiş)olduğunu yazıyordu.
Şimdiiki satır birşey yazmıyor; ağızdan birşey gön-dermiyordu. Hatta resmi sıfatım,resmi hakkıma riayetsizliği hoş görüyordu. Sulhten sonra onların ucanfikirlerini ben tehlikeli bir dış entrikası görüyordum. Demek, onlar da bu yoluİstiklâl Mahkemelerine dayanarak, durdurmakta ısrar ediyorlar ve başta benim gibivefakâr ve feragatli bir arkadaşlarını açık ve mertçe olmayan sinsi bir usulile ezmekten çekinmeyeceklerdi. Benim şimdilik yapacağım şey, Ankara'ya dönüştebilhassa İsmet Paşa ile çok açık konuşmak olacaktı. Sonrasını da hadiselertayin edecekti.
Ogünlerde Fevzi Çakmak, İstanbul'dadır. Karabekir, Fevzi Paşa'ya Kurtuluş Savaşıile kazanılan saygınlığın İstiklâl Mahkemeleriyle yitirileceğini anlatır. FevziÇakmak, Karabekir'e hak verir.
16Aralık 1923 günü Karabekir, Ankara'ya gitmek üzere trene biner Bu aradaKarabekir, Doğu Cephesi'nden Batı Cephesi'ne gönderdiği fırka komutanlarındanOsman Bey'in (Koptagel) yeniden Doğu'ya gönderildiğini öğrenir.
Olayı şöyle yorumlar:
«Banahaber verilmemiş olmasına da diğer hadiselerdekinden ziyade şaştım. Şifaen de FevziPaşa birşey söylememişti. Asıl tarihî rezaleti Kemalettin Sami Paşa ile yalnızkalınca öğrendim. Fevzi Paşa'nın imzasını taşıyan «zata mahsus» bir emirde;eğer İstanbul'da padişahlık lehine bir isyan çıkarsa kolordusu ile İstanbulüzerine harekete geçmesi emir olunuyordu!
Onbirincifırkanın alelacele Şark'a şevki de bu fırkanın Şark seferlerinde emrimdebulunması dolayısıyla herhangi bir hareketle benim emrime geçeceği endişesiimiş!
Ankara'dakiCumhurreisi, başvekil ve Erkân-ı Flarbiye Reisi, yani M. Kemal, İsmet ve FevziPaşalar gibi her birine karşı ayrı hukukum, ayrı feragatim ve ayrı samimiyetimvardı... Bir arada düşünüyorlar ve karar veriyorlar ki, İstanbul'da bir ihtilâlçıkacak ve bir padişah ordusu kurulacak ve ben bunu idare edeceğim!
Bukarara karşı şu tertibi kararlaştırıyorlar:
Maiyetkomutanım olan merkezi Eskişehir'deki 4. Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşa,komutasındaki bir ordu ile İstanbul'a yürüyecek.. Bu kolorduya mensup olanfakat Şark'tan geldiğinden bana iltihak-ı tehlikesi bulunan Osman Paşa fırkasıderhal vapurlarla Şark'a iade olunacak.. Erkân-ı Harbiye Umumiye Reisi FevziPaşa da bizzat İstanbul'a gelerek ahvali gözleri ile görecek ve icabınıyapacak.
FevziPaşa, gözleriyle görüp, kulaklarıyla ahvali anladıktan ve benim de orduyusiyasetten ayırmaya uğraştığıma da kani olduktan sonra atılan bu adımı haberalacağımı tahmin ederek hiç değilse Ankara'ya hareketim sırasında münasip birşekilde bana haber vermemesi, çok defalarca gördüğüm askerî nüfuzumunderecesini ölçemeyecek kadar duymaz mı sandığı, yoksa M. Kemal ve İsmetPaşaların teveccühlerini kayıp mı edeceğine inandığını kestiremedim. Her neolursa olsun bu bir, skandaldı.
Cumhuriyetidaremize ve bunu ellerine alanlara asla yakışmazdı. Kemalettin Sami Paşa'nınaldığı emri, âmir olan, bana bildireceğini hesaba katmayanlar bu zatın, dahaHarb-ı Umumî'den önce maiyetimde istihbarat şubesinde çalıştığını ve benim pekeski bir arkadaşım olduğunu bilmeli idiler.
İsmetPaşa bunu bilirdi. Bunu yakînen bildiğine göre işi başka bakımdan düşünmekzaruretinde kaldım:
Beniordudan istifaya mecbur etmek için sebepler hazırlamak. Şimdiye kadar busebepler numara alacak kadar çoğalmıştı. Bunu ben apaçık birinci derecede İsmetPaşa'ya, ikinci derecede Fevzi Paşa'ya söylemeye karar verdim.»
DevamıGelecek.