Türkiye’de Çay Tarımının Babası Zihni Derin “Sivri Akıllı” Biri Mi?

Bu yıl, Zihni Derin’in vefatının 60. yılı idi. Rahmetli 25 Ağustos 1965 günü ebediyete irtihal eyledi.

Nisan ayındaki bir yazımda da 60. yıla dikkat çekmiş ve “Bir şeyler yapılabilir mi?” diye sormuştum.

Sormanın bir işe yaramadığını gördüm. Çünkü Muğla’da yaprak kıpırdamadı 25 Ağustosta. Karadenizliler Derneği Hamsi gününde bir anma yaptılar ama çok mevzii kalan bir anma oldu. Zihni Derin tüm Muğla’ya ve Türkiye’ye şâmil olacak şekilde anılmalıydı; olmadı. Basında bile sevgili Süleyman Akbulut dışında dile getiren olmadı bu sene Zihni Derin’i…

Geçen yılın sonunda Uğur Mumcu Caddesinde 2 M Migros’un karşısında Karamelli Kafe diye bir yer açıldığını duymuştum ama pek ilgilenmemiştim. Orada sadece Zihni Derin çayı yapıldığını Sevgili Süleyman Akbulut’tan duyunca bir uğramak istedim. Bir türlü fırsatım olmadı. Nihayet geçen hafta sevgili Erdal Çil ile gidip görmek kısmet oldu.

İşletmeyi açan kardeşimiz yabancımız değil. Akyaka çocuğu ama Muğla merkez’de de iş yapmış biri: Göksel Şahin.

Göksel bey kardeşim, eşiyle birlikte “minimal hizmet” kristalizasyonu ile çok güzel bir anlayışla iş yapmaya başlamış. Bu kafede, sadece Zihni Derin marka çay yapılacağını baştan deklare etmiş kardeşimiz.

Pek çok çay var piyasada… Çaykur’un bile türlü türlü çayları var… Özel sektörün çayları var… Kaçak çaylar var… Var da var…

Ben çayın bir kültür unsuru olduğunu erken yaşlarda fark ettiysem de bu konuda bir kitap olduğunu lise yıllarımda gördüm. Japon yazar Okakuro Kakuzo’nun Çayname adlı bir eserini okudum. Kitaba bayıldım… (1999’da neşrettiğim Kahvename’nin adı da buradan gelse gerek.)

Çayname’yi okuyunca, çay içme ve ikram kültüründen de öte bir kültürel alanı kapladığını gördüm çayın ve gündelik hayatımızın bir parçası olarak devam eden çay, Kahvename’den sonra bende çak kitabı yazma şevki ve isteği doğurdu. Şimdi peyderpey “Çayyaşın El Kitabı”nı yazıyorum. Burada herkesin bildiği konulara, çay tarımına ve piyasasına falan girecek değilim; çayla ilgili hayat kesitlerinden söz edeceğim. Ama kendimin, ama duyduğum ama gördüğüm hayatlardan kesitler olacak bu kitapta…  Mesela çayın dünyada işaret diliyle istenen tek içecek olduğunu yazacağım. (Hareket hemen gözünüzün önüne geldi değil mi?)

Tabii aklımın bir kenarına “çay” olunca, algıda seçicilik gereği, bu kelimenin geçtiği her cümle ilgimi çekiyor.

Bir süre önce Prof. Dr. İlber Ortaylı hocamızın bir konuşmasında, Türkiye’de üretilen çayların kalitesizliğinden söz ettiğini duydum. İlber hoca, çay konusunda hassastır ve çaydan da anlar. Nereden mi biliyorum? 1990 başlarında İlber hoca ile sevgili Yağmur Tunalı’nın evinde sohbetlerimiz olurdu. Gece yarılarına kadar sohbetler… O sohbetlerin en güzel taraflarından biri de sevgili Yağmur Tunalı’nın özenle demlediği nefis çaylardı. Hoca, çaydan bir yudum alır ve “Nefis olmuş Yağmur!... Eline sağlık!...” derdi. Benzer çay ritüeli, Cumartesi öğleden sonraları, bir başka çay ustası olan rahmetli Mustafa Çalık’ın Türkiye Günlüğü dergisinde olurdu. Çalık rahmetli çayın usaresindeki zerre miskal hücreyi bile suya geçirmenin tedbirlerini alarak çayı demlemiş ve İlber hoca’ya ikram etmiştir. İlber hoca, o “keyfini çıkarmayı bilen adam” edasıyla çayı yudumlamaya başladığında, çayın rayihasının ayak damar uçlarına kadar gittiğini anlardınız… Öyle bir hazla yudumlardı yani…

İşte bu İlber hoca, Rize topraklarının mandalinaya uygun olduğunu; çay tarımı için bu toprakların harcandığını söylediği bir konuşmasında, çay tarımını Türkiye’ye getiren Zinhi Derin için “sivri akıllının biri” ifadesini kullanıyor. (İnternete “İlber Ortaylı çay mandalina” yazın linkler gelir.)

İmdiiii…

İlber hocanın tarih dâhil pek çok bilgisi karşısında şapkamızı çıkarırız. Kültürel konularda da söylediği pek çok şeye de itibar ederiz. Zaman zaman siyasî tespitlerine de katılırız ammaaa şu sivri dili ve özellikle hemşehrimiz Zihni Derin’e “sivri akıllının biri” demesini asla hoş görmeyiz. Neymiş?... O güzelim mandalinaları söküp yerine çay dikmişler. Her bi şeyleri bilen sevgili hocam, Zihni Derin’in bunu bilmediğini mi zannediyorsunuz? O, meclisten 6 Şubat 1924 günü çıkarttığı 407 sayılı “Rize Vilayetinde Borçka Kazasında Fındık, Portakal, Limon, Mandalina ve Çay Yetiştirilmesi Hakkında Kanun” ile ne yapmak istediğini bilen birisidir. Kanundqa dile getirilen narenciye dikimi denenmiş ama nitelikli bir üretim sağlanamamıştır. Hâlâ Rize ve çevresinde narenciye üretimi vardır ama bu üretimin ekonomik değeri yoktur. Ayrıca İlber hoca, bugün İzmir, Aydın ve Muğla’daki mandalinacılığın yerlerde süründüğünü bilmez. Mecazî anlamda söylemiyorum; mandalinalar tarlada beş para etmediği için mal sahipleri toplamıyorlar ve tarla tamamıyla mandalina kaplı oluyor.

Sevgili İlber hocam, gel şu sivri dilliliğine verdiğimiz “sivri akıllı biri” lafından vaz geç; Zihni Derin çay ticareti konusunda Türkiye’yi dünyanın 5 ülkesinden biri yapmıştır… Onun ruhunu “muazzep” etmeyelim “muazzez” eyleyelim.