Tellerin ardındaki LGS

Liseye geçiş sınavı, çocuğun sınava uygun uyku düzeni, beslenme alışkanlıkları, sakin ve motive bir ev ortamıyla karşılandı.

Yıllardır, özellikle son bir yıl zamanını planlı ve düzenli bir çalışma şekliyle geçiren çocuk/lar, yayınlanan örnek soruları ve önceki yılların sınav sorularını defalarca çözdü. Ebeveynler; uygun çalışma ortamını sağlamış, kimi okul derslerinden sorumlu olunan sınav için okulun yanısıra bir dersane ya da ilave dersin gerekli olmayacağını düşünmüş olsa da, deneyimli LGS ebeveynlerinin önerisiyle çocuğunu okul dışında da desteklemişti. Herkes ekstra bir şeyler yaparken kayıtsız kalmak olmazdıya!!

Öğretmenler çocuğun çabasını ve başarı grafiğini görüyor, emeklerinin boşa gitmediğini düşünüyorlardı.

Çocuk mu?

İyi görünüyor. Alışmış gibi…

Hem “Çocuklar çabuk adapte oluyor her duruma.”!!

Sınavdan önceki günlerde çocuğun sınava gireceği salon ve sıra numarası kontrol edildi. İlk yarı bitiminden ikinci yarı başlangıcına kadar geçecek 45 dakikalık ara için aileyle çocuk arasında buluşma noktası belirlendi.

Sınav günü geldi çattı…

Sabah keyifli, sıcacık bir kahvaltı, koşuşturmadan uzak, sakin bir hazırlığın ardından evden çıkıldı, anneannenin okunmuş pirinçleri bile yendi, Babaannenin hayır duaları alındı. Okula giriş saatine yirmi dakika kala bahçede bulunuldu. İşte içeri alınma vakti de geldi…

Çocuk çabası için kutlandı, sonucun çocuğa olan sevgiyi değiştirmeyeceği, elinden gelenin yapıldığı falan gibi konuşmalardan sonra vicdani rahatlıkla çocuklar okula girdi.

Ebeveynler okulun dışına alınırken, kırk beş dakikalık arada! çocukla buluşulacak yere bir göz atıldı. Geçmiş yıllardan deneyimli olan LGS anne babalarının dediğine göre çocuk arada acıkabilirdi. Ona yiyeceğini uzatabilmek için tellerin arasından bir boşluk bulunmalıydı. Bazı veliler şanslıydı. Önceki yıllarda çocuğa yiyecek servis edebilmek için velilerce birkaç servis aralığı (tellerin genişletilmesi suretiyle) açılmıştı. Bu boşlukları kapan, çocuğuna bir şeyler ulaştırabiliyordu. Peki bu çaba nedendi?

Okullarda kantin kapalıydı.

İlk yarı bitiminde çocuklar bir bir çıkmaya başlarken, veliler birbirlerine sesleniyordu:

“Çıkmaya başladılaaaaaar.”

Görüş günü heyecanıyla tellere tutunuldu, gözler çocuğu aradı. Hah! İşte geliyordu buluşma yerine. Ama keyfi kaçıktı sanki, terlemiş miydi? Ağlamış mıydı? Denemelerde sözel bölümü yarım saat önce bitiriyordu, kalan vaktinde geriye dönüp bakması umuldu.

Çocuk yaklaştıkça üzüntüsü daha net anlaşılıyordu.

“İlk defa sözeli yetiştiremedim.” dedi.

Çocuğa söylenecek söz bulunamadı. Olsundu.

Sayısalın daha kolay olabileceğinden bahsetti çocuk. Kendini bu şekilde motive etmesi dikkat çekiciydi. İşte bu çaba “test edilemez”di.

Pes etmedi. Parmaklıklar ardından bir kraker aldı ve ikinci yarı için sınıfın yolunu tuttu. İkinci yarıyı beklerken başına güneş geçmiş miydi? Kimse bilmiyordu.

Bu arada ağlayan, fenalaşan çocuklar, perişan aileler, ambulans…

Biz ne yaşıyorduk?

Sahi 13-14 yaşındaki çocuklar ne yaşıyordu?

Bu tabloya sadece veliler değil, çocuklar da şahit oluyordu.

Bu kırk beş dakikada yaşanılan ve çocukların da şahit olduğu manzara ile çocukların bir kısmının bu ağır psikolojik baskı ile elendiğini görebiliyor muyduk?

Parmaklıklar ardındaki yerden uzaklaşırken velilerin genelinin gözleri doluydu. Sınav sonuna doğru bir veli okula çağrılıyordu ve kimse hangi çocuğun velisini çağırdıklarını anlayamadığından, herkes kendi çocuğu için çağrı almış gibi yüreği ağzında kapıya koşuşturuyordu.

Ambulans sesi…

Gözü yaşlı veliler…

Velilerin gözleriden düşen damlalarda çocukların çabası vardı…Damla yerde, çabalar yerle bir. Sınav bitti, velilerden yine “çıkıyorlar.” Çağrısı alındı. Okulun dış kapısı açıldı, çocuklar karşılanırken önce alkışlar, sonra “Olsun” lar yükseldi.

Sınava gönderilen küçücük çocuklar, sanki koca adam koca kadın gibi çıktılar o okullardan.

Ve artık sadece “geçmiş olsun.” du.

“Yapan yapıyor” diyen, diyecekler için;

Pedagojik eğitim verilirken neredeydiniz? Diyorum ve birkaç önerimi yetkililerle paylaşmak istiyorum.

Yapan yapıyor evet de sınavı tercih etmeyen ya da yeteneği doğrultusunda yol alacak çocuklar için alternatif eğitim kurumlarımız arttırılabilir. Meslek liseleri son çare olmamalı, tercih edilen okul pozisyonuna getirilmeli. Meslek liselerinin kıymeti fark edilmeli. Mezunları, istihdam ile desteklenmeli.

Henüz ortaokul bitmeden çocuk-öğretmen-veli üçgeniyle öğrenci doğru liseye yönlendirilebilir.

Yine amacı olan gençler yetişir.

Ama stressiz,

ama neşeli,

ama özgüveni zedelenmemiş.

Çabası silinen değil, görülen gençler yetişir.

Sınav tercihi olacak öğrenciler için okulda işlenen dersler yeterli olmalı, alınan her destek ise çocuğun yanına kar kalmalı.

Böylece öğretmenlerimizin emeği hiç olmaz, öğrenciyi doğru analiz eder hale gelen, emeğinin karşılığını manevi olarak da alabilen memnun öğretmenlerimizin sayısı artar.

Ve aileler…

Sistemin en yorgunlarından Can’ım veliler, bir oraya bir buraya savrulan, evladı için en iyisini düşleyen ama bu düşün içinde düşe kalka yol almaya çalışan LGS anaları babaları;

Size de geçmiş olsun!