Tarım Egemenliktir

Dünyada huzur yok.

Küresel aç gözlü elitler,

Her alana,

Her köşeye,

Küresel şirketlerini yerleştirmiş durumda.

Bu zümre,

Kendilerini tanrı kral olarak,

Biz insanlığı da köle olarak görüyorlar.

Acımasız politikalarını,

İnsanlığın üstüne uyguluyorlar.

İstiyorlar ki tarımı küresel şirketler yapsınlar,

İnsanlığı kontrol için,

Ellerinde en önemli bir unsur olarak,

Tarımı görüyorlar.

Biliyorlar ki küresel gıdayı kontrol edenler,

İnsanlığı kontrol eder.

Bu bağlamda kasıtlı olarak,

yanlış tarım politikaları uygulanıyor.

Yanlış tarım politikaları,

Çiftçilerin isyanlarına neden oldu.

 Avrupa’nın parlak vitrinlerinin ardında,

Tarlalarda biriken öfke artık saklanamıyor.

Avrupa sokakları bu kez,

Pankartlarla değil,

Traktörlerle doldu.

Çiftçiler Parist’te,

Berlin’de,

 Brüksel’de  aynı cümleyi kuruyor.

‘Üretiyoruz ama ayakta kalamıyoruz.’

Bu bir anlık öfke değil.

Yıllardır biriken tarımsal adaletsizliğin patlamasıdır.

Bu yüzden traktörler otoyollara çıktı,

Gübre kokusu Avrupa’yı sardı.

 Nasıl ki polis eylemlerde halka su sıkıyor,

Çiftçilerde sıvılaştırılmış gübreyi güvenlik güçlerine  sıktı.

Hollanda,

Bekçika,

Fransa,

Yunanistan ayakta.

Çiftçi eylemlerini yalnızca,

Bir meslek grubunun serzenişi değil,

Küresel tarım düzenin iflasının ilanıdır.

Avrupa çiftçisi yıllardır,

‘yeşil mutabakat’

‘Karbon ayak izi’

‘Sürdürülebilirllik’başlıkları altında,

Ağır yükler taşırken,

Pazarı belirleyenler,

Fiyatı tayin edenler,

Ve kazancı toplayanlar başka masalarda oturuyor.

Çiftçiye çevreci sorumluluk,

Çok uluslu şirketlere ise,

Sınırsız kar açıldı.

Yani üreten çile çekiyor.

Kazancı toplayanlar sefa yaşıyor.

Bunlar bıçağın kemiğe dayanmasına neden oldu.

O yüzde çiftçiler teyakkuzda.

Tohumdan ilaca,

Gübreden mazota kadar her şey,

Küresel tekellerin kontrolünde.

Çiftçi üretirken borçlanıyor.

Tüketici pahalıya alıyor.

Kazanan yine aracı düzen oluyor.

Avrupa Birliği’nin tarım politikaları,

Kağıt üzerinde idealist.

Sahada ise acımasız.

Küçük ve orta ölçekli çiftçi,

Sistem dışına itilirken,

Tarım giderek şirketleşiyor.

Toprak üreticinin elinde kayıyor.

Çiftçi kendi tarlasında işçiye dönüşüyor.

Çiftçinin sesini yükseltmesinin nedeni hep bu yüzden.

Bu eylemler,‘çiftçi çevre düşmanı’algısına da bir itirazdır.

Toprağı en iyi koruyan,

Onunla yaşayan üreticidir.

Ancak masa başından yönetenler,

Sahayı,

Periferi,

Üretim alanlarını bilmiyorlar.

Sadece uzaktan ahkam kesiyorlar.

İşlerin doğrusunu algılayamıyorlar.

Biz yaptık oldu mantığı ile ilerliyorlar.

Üretimi,

Üretimden kaynaklanan sorunları,

Ürünün pazarlanması ve piyasa sorunlarını,

Stok ile ilgili sorunları bilmedikleri için,

Çiftçi zor durumda.

Küçük üretici üretimden elini ayağını çekiyor.

Sonuç,

Boşalan köyler,

Yaşlanan çiftçi nüfusu,

İthalata bağımlı beslenme.

Ülkemizde de aynı sorunlar var.

Avrupa tarlalarından yükselen bu ses,

Yalnızca Brüksel’e,

Hollanda’ya,

Fransa’ya değil,

Tüm dünyaya bir uyarıdır.

Bu yaşananlar bize yabancı değil.

Avrupa’da yaşananlar,

Yarının başka coğrafyalarında,

daha sert yaşanacağının habercisidir.

Tarım stratejik bir sektör değilmiş gibi yönetildiğinde,

Gıda bir silaha dönüşür.

Kendi çiftçisini korumayan bir ülke,

Bir gün sofrada başkasına muhtaç olur.

Anlıyoruz ki,

Tarım politikaları çiftçiyi değil,

Şirketleri korursa,

Yarın gıdayı değil,

Krizi hasat ederiz.

Bugün Avrupa tarlalarında,

Yükselen ses şunu söylüyor.

Tarım sadece ekonomik değildir,

Egemenliktir,

Bağımsızlıktır,

Gelecektir.