"Aslında zaman karşısında kısacık bir ömre sığdırdığı yaşam mücadelesinde insan, yazılsa hayatı roman olacak nice hikâyeler barındırıyor. Bu hikâyelerin bir yaşayanları var, bir yaşatanları bir de yazanları. İyilik ve kötülük dengesinde ezilenler hep zayıf kalanlar mı? Ya da ezenler hep güçlü olanlar mı? Bu hikâyelerin bir kazananı var mı? Onun da cevabı bu hikâyeleri yazanlar da saklı."
"Karanlıklarda kaybolmak istedim. Sabahlar olmasın, gün doğmasın istiyordum. Yaprakları zamansız dökülen çıplak bir ağaç gibiydim. Nefes alamıyordum. Uyumak ve bir daha uyanmamak istiyordum. Bir an önce bitmesini istediğim yollar aynı yollardı ama ben aynı ben değildim."
Hayatın acımasız çarkları insana neler yaşatıyor? Adına kader deyip, felek deyip, baht deyip her türlü suçu yüklediğimiz ve üzerimizden bütün yükü atıverdiğimiz acılar, çileler, gözyaşları aslında bizim hikâyelerimiz. Tamamlanamamış hikâyeler. İnsanın karanlıkta kalan yüzünün hikâyeleri bir bakıma.
Aslında zaman karşısında kısacık bir ömre sığdırdığı yaşam mücadelesinde insan, yazılsa hayatı roman olacak nice hikâyeler barındırıyor. Bu hikâyelerin bir yaşayanları var, bir yaşatanları bir de yazanları. İyilik ve kötülük dengesinde ezilenler hep zayıf kalanlar mı? Ya da ezenler hep güçlü olanlar mı? Bu hikâyelerin bir kazananı var mı? Onun da cevabı bu hikâyeleri yazanlar da saklı.
Münevver Ongun, üçüncü kitabına bir kadın hikâyesini başa çekerek bir cevap arayışına giriyor aslında. Kadınların bu dünyadaki yaşadıkları tüm acılara, bir kadın bakışında cevaplar arıyor. "Songül ya da Son Gül" bir isimle başladığımız bir hayat çizgisi neleri barındırıyor? Songül'ün hikâyesini okumaya başladığımız anda tanıklık ettiğimiz her şey aslında "Sizden Bizden Hikâyeler"e götürüyor bizi. Ama "Songül"ün yeri farklı kitapta.
Münevver Ongun, Songül'le kadınların yaşadıkları dramın sessiz çığlığını paylaşıyor bizimle. Bu sessiz çığlıklar atılırken kadının varlığı sorgulanmıyor. "Kadının Adı Yok" denmiyor. Kadın da insandır, kadının da insan olarak kendi hayatı üzerinde karar alma iradesi vardır. Kendi kanatlarıyla uçabilecek cesareti vardır. Ama bu kitapta yazar kadının dramı üzerinden bir duygusal gerilim yaratma yerine, çektiği onca çilenin yanında kendi iradesiyle, kendi ayakları üzerinde durabilecek bir gücü ortaya koymak istiyor.
Aslında kitabın sormaya çalıştığı soruların başında bir kadının toplumsal konumunda aileden başlayarak tüm hayatını sınırlayan odak noktaları üzerinde duruluyor. Günah kadının varlığında mı yoksa günah insanın hep ilkel kalmaya mahkûm benliğinde mi? Hükmedenlerin karanlık dünyasında kadının varlığının güçlenmesi onları daha büyük korkular yaşamaya mı itiyor? Çatışmanın temelinde bütün hayalleri, bütün duyguları hiçe sayılan Songül'ün yaşam mücadelesinde aslında kendini arama ve bulma yolculuğu ile de karşı karşıyayız.
Kitabın ismine "Son Gül" olarak baktığımızda kadının varlığını hiçe sayan insanlık aslında kadının varlığında var olan güzellikleri de yok ederek hayatındaki en güzel hasletleri de yok etmiş oluyor. İnsanın ilkel benliği onu aydınlatan her güzelliği yok ederek bir savunmaya giriyor aslında. Son Gül'ün kıymetli varlığı içimizdeki sevginin, merhametin, adaletin yaşatılmasında saklı bir bakıma.
"Bahçe kapısından içeri girdim, yıllarca hayallerimde yaşattığım evden eser yoktu. Her şey farklıydı artık. Anamın rengârenk açan gülleri yoktu, sardunyaların da eski canlılığı kalmamıştı. Doğup büyüdüğüm evime kavuşursam her köşesini öper, koklarım diye düşünmüştüm yıllarca. Ama o gün öyle bir duygu hissedemedim nedense. Belki de ben yabancılaşmıştım, şimdi misafirdim bu evde; bir misafir olarak dönecektim bu evden.."
Hepimiz bu dünyada birer misafir değil miyiz, diyor Münevver Ongun. Bütün değişimler kadının yaşamından tüm insanlığa birer gösterge aslında. Yaşlısı, genci, çocuğu ya da erkeği değişmiyor bakışlar. İçimizdeki insan, insana hak ettiği yeri vermeli. Bu hayatın paydaşında herkes aynı rolde bir bakıma. Annelerimiz, kız kardeşlerimiz, sevgililerimiz, hayat yoldaşlarımız kadınımız bizim içimizde gülleri açtıran, sevgiyi mayalayan, insan olma güzelliğine erdirenlerimizin varlığı "Son Gül"ün yaşatılmasına bağlı.
Münevver Ongun'un bu kitabındaki sessiz çığlıklar sadece Songül'ün hikâyesinde tamamlanmıyor. Peşi sıra gelen "Sizden Bizden Hikâyeler" ile anlam kazanıyor. Her hikâyede artık biz eski biz olmadığımızın farkına varıyoruz.
Münevver Ongun"un "İşte Bu Bizim Hikâyemiz" ile başlayan hikâye yolculuğu zarif kaleminin duygusal cümleleri arasında bizi içimizdeki insana yepyeni bakışlar kazandırarak devam ediyor. Artık hikâye yolculuğuna şiirleriyle de devam eden yazarın yakın bir gelecekte şiir kitabını da bekliyoruz.