Siyasi Yozlaşma

Bir ülkenin çöküşü,

Bombalarla değil,

Ahlakın çürümesi ile olur.

Çoğu zaman sessiz başlar.

Siyasi yozlaşma,

Sessiz ama derin bir hastalıktır.

Değerler yavaş yavaş aşınır.

Adalet terazisi eğrilir.

Liyakatin yerini torpil alır.

Siyasi yozlaşma da,

Tam olarak bu sessiz çürümenin en görünür,

En yıkıcı sonucudur.

Bir ülkede siyasetin amacı,

Halkın refahını,

Özgürlüğünü,

Ve adaletini korumak olmalıdır.

Ancak siyaset,

Kişisel çıkarların,

Rant ağlarının,

Ve güç odaklarının elinde,

Bir araç haline geldiğinde,

Yozlaşma başlamıştır artık.

Bu noktada devlet,

Milletin değil,

Belirli bir zümrenin hizmetine girer.

Bir ülkede liyakat öldüğünde,

Adalet kör olur.

Devletin makamları ehliyetle değil,

Sadakatle dolduruldukça,

Yozlaşma kök salar.

İhaleler dostlara,

Makamlar akrabalara,

Ödüller susanlara verilir.

Böyle bir düzende,

Dürüst insanlar dışlanır.

Rantçı,

Hırsız,

Arsız,

Yalan söyleyenler de yükselir.

Bir ülkede siyasetin amacı,

Halkın refahını,

Özgürlüğünü,

Ve adaletini korumak olmalıdır.

Ancak siyaset,

Kişisel çıkarların,

Rant ağlarının esiri oldukça,

Yozlaşma kökleşir.

Yozlaşmanın ilk emaresi şeffaflığın kaybolmasıdır.

Hesap verebilirlik ortadan kalktığında,

Karar mekanizmaları kapalı kapılar ardında şekillenir.

Halk temsil edildiğine inanmaz.

Yöneticiler ise halktan kopar.

İkinci aşama ise liyakatın yok oluşudur.

Görevler,ehliyetli bireyler yerine,

Sadakat gösterenlere verilir.

Böylece kurumlar zayıflar,

Devlete olan güven aşınır.

Bugün siyasetin dili kirlenmişse,

Bunun nedeni sadece politikacılar değil,

Sesiz kalan toplumlardır.

Halkın vergileriyle var olan siyaset kurumu,

Halktan kopmuş,

Kendi çıkar çevrelerinin,

Koruma duvarına dönüşmüştür.

Bu duvarın ardında dönen oyunların adı,

‘Yönetim’  değil,

Rant paylaşımıdır.

Unutmamalıdır ki,

Siyasi yozlaşma,

Sadece yönetenleri değil,

Yönetilenleri de esir alır.

Siyasi yozlaşma sadece,

Ekonomik kayıpları yaratmaz.

Ahlaki çöküşe de zemin hazırlar.

Toplum‘dürüst olmak kaybettirir’ anlayışına teslim olur.

Bu anlayış,

Bireyleri sesiz bir kabullenmişliğe iter.

Zamanla toplum da,

‘Herkes böyle yapıyor diyerek,

Kirli düzene uyum sağlar.

Böylece suç normalleşir.

Utanma duygusu silinir.

Oysa demokrasinin ruhu,

Hesap sormaktır.

Soru sormayan bir halk,

Yozlaşmayı besler.

Şeffaflık,

Özgür basın,

Ve bağımsız yargı olmadan,

Hiçbir ülke temiz siyasetle yönetilemez.

Oysa gerçek demokrasiler,

Sorgulayan,

Ve hesap soran yurttaşların,

Omuzlarında yükselir,

Yozlaşmanın panzehiri etik siyasettir.

Şeffaflık,

Hesap verebilirlik,

Özgür basın,

Ve sivil denetim,

Bir ülkenin siyasal ahlakını korur.

Halkın iradesi,

Sadece seçim sandığında değil,

Bilgiye erişimde,

Eleştiri hakkında,

Ve hukukun üstünlüğüyle de var olur.

Bugün dünyanın pek çok yerinde,

Siyasi yozlaşmanın gölgesi,

Demokrasilerin üstüne düşüyor.

Ancak unutmamak gerekir ki,

Yozlaşmanın karanlığı,

Ancak bilinçli ve cesur,

Bir toplumun ışığıyla dağılır.

Bugün ihtiyacımız olan şey,

Yeni sloganlar değil,

Yeni ahlak anlayışıdır.

Çünkü gerçek değişim,

İktidarın değil,

Halkın vicdanında başlar.

Unutmayalım ki,

Adaletin sustuğu yerde,

Yozlaşma konuşur.

Toplumun vicdanı susmazsa,

Siyasette temizlenir.

Ama biz halk olarak sustuk,

Mafyatık düzene teslim olduk.

Milletin olanı milletine değil de,

Bir kısım azınlığa gitti.

Balık baştan kokar derler ya,

Kokuşma gövdeye yayıldı.

Siyasetin temizlenmesine,

Ne çok da ihtiyacımız var.

Siyaset temizlenirse,

Bu ülke refahı yaşar.

O zaman temiz siyaset,

Ahlaklı düzen için hepimiz,

Vicdanlı olmak zorundayız.