Siyasallaşmanın Yarattığı Erozyon
Devletin gücü tarafsızlığında saklıdır.
Bir devletin gerçek gücü yalnızca,
Ordusunda,
Ekonomisinde ya da siyasi otoritesinde değildir.
Asıl gücü;
Vatandaşın devletine duyduğu güvenle ölçülür.
Bu güvenin temel şartı ise,
Kamu kurumlarının tarafsız ve adil kalabilmesidir.
Ancak kamu yönetiminin giderek siyasallaşması,
Devlet ile millet arasındaki bu görünmez bağı,
Hızla zayıflatmaktadır.
Devlet bir milletin ortak evidir.
Bu evin temeli ise;
Adalet,
Liyakat,
Ve tarafsızlık oluşturur.
Ancak kamu kurumlarının aşırı siyasallaşması,
Bu temelleri zamanla aşındırır.
Ve devlet mekanizmasını,
Toplumun tamamına hizmet eden,
Bir yapı olmaktan uzaklaştırır.
Siyasallaşmanın en büyük zararlarından biriside,
Toplumdaki güven duygusunun zedelenmesidir.
İnsanlar devlet kurumlarının,
Herkese eşit davranmadığını düşündüğünde,
Aidiyet hissi zayıflar.
Adalet mekanizmasına duyulan güven azaldığında ise,
Yalnızca hukuk değil,
Toplumsal huzurda yara alır.
Kamu kurumları,
Toplumun tamamına eşit hizmet etmek için vardır.
Devlet memuru;
Siyasi görüşe,
Kimliğe,
Ya da düşünceye göre değil,
Hukuk ve vicdan çerçevesinde görev yapmalıdır.
Ne var ki siyasetin kurumlar üzerindeki etkisi arttığında,
Kamu hizmeti ortak yarardan uzaklaşıp,
Belirli anlayışın gölgesinde şekillenmeye başlar.
Siyasallaşmanın kamu kurumlarında,
Derin yaralar açtığını,
Önce liyakati zedelendiğini belirtiyorum.
Alanında uzman insanların yerine,
Siyasi yakınlığı güçlü isimler aldığında,
Kurumsal kalite düşer.
Kurumlar keşleşir.
Arkası güçlü kişiye kimse itiraz edemez.
Yanlışlıklar silsilesi devam ettikçe,
Yalnızca bürokrasiyi değil,
Eğitimi,
Sağlığı,
Ekonomiyi,
Ve adalet sistemi doğrudan etkiler.
Çünkü yetkinliğin,
Liyakatin olmadığı yerde,
Kamu hizmetlerinin tam performans ile,
Hizmet vermesi yerine,
Yetersiz,
Kifayetsiz,
Siyasallaşmış bir hizmet ortaya çıkar.
Ehliyetin olmadığı yerde,
Verim değil karmaşa büyür.
Kamu kurumları,
Toplumun tamamına eşit hizmet etmek için vardır.
Devlet memurları;
Siyasi görüşe,
Kimliğe ya da düşünceye göre değil,
Hukuk ve vicdan çerçevesinde görev yapmalıdır.
Ne var ki siyasetin,
Kurumlar üzerindeki etkisi artığında,
Kamu hizmeti ortak yarardan uzaklaşıp,
Belirli bir anlayışın gölgesinde şekillenmeye başlar.
Bu da devlet kurumlarının,
Farklı görüşlere eşit mesafede durması yerine,
Bozuk düzene neden olur.
Devlet,
Kişilere göre değil,
Kurallara göre yönetilince ortaya çıkar.
Kamu kurumları hiçbir siyasi yapının,
Arka bahçesi değil,
Milletin ortak emaneti olmalıdır.
Böyle yönetilen devlet,
Siyasal erozyonun en yüksek olduğu süreci yaratır.
Bu erozyon devlet kurumlarının güvenilirliğini,
Ve toplumun ortak geleceğini zedeleyen,
Büyük sorunlar yaratır.
Çözüm üretmek yerine,
Kutuplaşma,
Liyakatsizlik,
Ve çıkar alanına dönüştüğünde,
Bu durum yalnızca yöneticileri değil,
Milleti derinde etkiler.
Toplum açısından en büyük tehlike ise,
Adalet duygusunun aşınmasıdır.
İnsanlar fırsatların eşit dağılmadığını düşündüğünde,
Devletine ait hissedilen aidiyet duygusu zarar görür.
Güven kaybı derinleştikçe kutuplaşma artar,
Ortak gelecek duygusu zayıflar.
Bugün bir çok genç,
Emek vererek hak ettiği yere,
Gelebileceğine inanmakta zorlanıyor.
Bu umutsuzluk,
Bu yara,
Bu ötelenmişlik duygusu,
Bu bireysel bir sorun değil,
Aynı zamanda ülkenin geleceğini etkileyen,
Ciddi bir toplumsal meseledir.
Umutlarını kaybeden gençlerimiz,
Geleceğe ait beklentilerini,
Yarınlara ait umutlarını,
Bambaşka coğrafyalarda aramaya başlıyorlar.
Buda beyin göçü yaratıyor.
Oysa güçlü devlet anlayışı,
Siyasallaşan kişilere göre değil,
Hukuk devletinin ilkeleri ile şekillenmelidir.
Devletin kapısı her vatandaşa eşit açılmalı,
Adalet,
Tarafsızlık,
Ve liyakat,
Her dönemin değişmeyen ilkesi olmalıdır.
Unutulmamalıdır ki devletler,
Siyasi tartışmalarla değil,
Güçlü kurumlarla ayakta kalır.
Kurumlarını koruyamayan toplumlarda,
Zamanla ortak güven duygusunu kaybeder.
Bu nedenle kamu yönetiminde tarafsızlık,
Siyasallaşma olmayan bir hizmet anlayışı,
Yalnızca bir tercih değil,
Toplumsal barışın da temel şartıdır.
Güçlü ülke,
Güçlü Türkiye Yüzyılı diyoruz,
Dönüp arkamıza,
Devlet kurumlarına,
Toplumsal ittifaka,
Birliğimize baktığımızda,
Siyasallaşmanın yarattığı erozyonu görmekteyiz.