Şimdi “çevre” ile birlikte “emeği” de koruma zamanı

Akbelen’i, hani şu termikçilere karşı Milas/İkizköy’ün tarım alanlarına, Akbelen ormanına ve köyleri İkizköy ile yaşam alanlarını ‘ne kaldıysa’ kurtarıp koruyabilmek için direnenleri unuttunuz değil mi?

Tabii gündemde seçim de yok!

Geçen sene bugünlerde siyasiler Akbelen’i Kabe’ye çevirmişlerdi...

Hiç belli olmaz bir ‘baskın’ erken genel seçim ile karşı karşıya kalabiliriz.

Ne olur ne olmaz, yarın saat 15.00 de İkizköy Karadam Köy Meydanı'nda olsanız, köylülerle fotoğraf çektirip sosyal medya sayfalarınızda paylaşsanız hiç de fena olmaz!

Evet, İkizköylülerin Akbelen'de toprak, zeytin, yaşam nöbetlerinde yarın 3. yılları doluyor...

Duyuru afişlerinde “İrademizin, inadımızın, mücadelemizin yanında olan herkesi İkizköy'e çağırıyoruz.” demişler.

İrade ve inat...

Ne için?

Çam ağaçlarının hışırtısında kokusunu içlerine çekebilmek, iki zeytin tanesi, bir fincan zeytin yağı ve bir avuç çökeleğe gabahamır ekmeğini bandırıvemek ve “yaşasın hürriyet” diyebilmek için...

xx xx xx

Ne Osman Gürün, ne Bahattin Gümüş ve ne de Muhammet Tokat Akbelen’e bir Burak Erbay, bir Cumhur Uzun, bir Gizem Özcan ve de bir Ahmet Aras gibi gitmediler. Dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu gelmemiş olsa bel ki de hiç gitmezlerdi...

Kemal Kılıçdsaroğlu’nun geldiği gün oraya kimler kimler gelmemişti ki...

Bahattin Gümüş de ilk ve son kez gelmişti. Hem oraya gelenlerin çoğu gibi oradan fotoğraf paylaşıp “Bakın ben de buradayım. Ben de çevreciyim” diye çevrecileri, solcuları selamlamak için... Tabii kimsede yemedi, herkes her şeyi görüyor, çoğunun belediye başkanı, milletvekili olabilmek, yerini koruyabilmek adına genel başkana şirin görünmek için oradaydılar...

Komiktiler... Aksilik, bir de Kılıçdaroğlu gidip, Özgür Özel gelmez mi?

Bir de o gün Bahattin Gümüş oraya DİSK Genel İş Sendikası üyesi belediye işçileriyle mi gelmişti anlaşılamadı. Sonra paylaşılan fotoğraflarda da Baho Başkanı DİSK yelekli belediye çalışanları kuşatmış, etten duvar olmuş görünüyorlardı... Tesadüf müydü, Baho’yu korumaya mı almışlardı bilinemedi.

Bilinen bir şey vardı o da Deştin arızasından çevreciler pek kendisinden haz almıyorlardı...

Yarın Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz ne yapar Karadam Köy Meydanında olur mu onu da bilmiyorum. CHP Muğla Milletvekilleri Gizem Özcan ve Cumhur Uzun genel başkanlarının başkaca bir görevlendirmeleri yoksa eğer Ankara’dan mutlaka geleceklerdir diye düşünüyorum.

Muhtemelen CHP Genel Başkanı Özgür Özel de genel başkan yardımcıları düzeyinde bir görevlendirme yapacaktır. Bakarsınız Özgür Özel kendisi de çıkar gelir...

Ancak eminim Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras yarın mutlaka İkizköy Karadam Köy Meydanı'nda olacaktır. Çünkü Ahmet Aras hep İkizköylülerin yanında oldu...

xx xx xx

Büyükşehir Belediye Başkanı Aras geçen salı günü Menteşe Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kültür Merkezi’nde yaptığı 100 Gün sunumunda da “Sosyal demokrat belediyecilik manifestosu ile hareket ettiklerini” belirtirken şöyle diyordu:

Cumhuriyetin ikinci yüz yılında tüm yurttaşlarımızın Cumhuriyetin bütün olanaklarından eşit yararlanacakları özgür, adil, demokratik bir kent kurmak bizim de görevimiz. Yerel yönetim olarak bizler halkçı sosyal demokrat belediyecilik manifestosu ile hareket ediyoruz.

Sosyal demokrasinin evrensel ilkelerinin yönünde ilerliyor doğayla, çevreyle uyumlu eşitlikçi, çevreci, özgürlükçü dayanışma ilkeleri etrafında bir yaşamı talep ediyoruz.

Başkan Aras sunumunun birkaç yerinde daha çevre ve ekolojiden söz etti...

Muğla’da çevrenin talanına karşı hukuk mücadelesine belediye olarak devam edeceklerini söyledi...

xx xx xx

Önceki gün internette Akbelen ile ilgili yapılan paylaşımlara bakarken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzaladığı 8732 sayılı karar ile karşılaştım. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 16 Temmuz 2024 tarihinde  imzaladığı ormanlarla ilgili ve Resmi Gazete de yayınlanan kararname ile karşılaştım.

Paylaşımı yapan kişi bazı illerde bazı alanların orman dışına çıkarıldığından söz etmiş. Bir de “Ormana sen artık orman değilsin, denilir mi?” diye sormuş.

Evet böyle denilebiliyor. Hem de dünyada sadece bizim ülkemizde böyle denilebiliyor.

Nedense o illerin içinde Muğla’nın olabileceği aklıma gelmedi.

Nerelermiş diye merak edip paylaşımı açtım, Muğla’da vardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından imzalanan 8732 Sayılı kararnamede şöyle yazılıydı:

Amasya, Balıkesir, Kastamonu, Manisa, Muğla, Samsun, Sinop illerinde bulunan bazı alanların orman sınırları dışına çıkarılması hakkındaki ekli kararın yürürlüğe konulmasına, 6831 sayılı Orman Kanununun ek 16 ncı maddesi gereğince karar verilmiştir.

xx xx xx

Tabii bu kararnamenin itiraz edilemeyecek bir gerekçesi de olabilir. Hem bu yeni bir şey de değil. Gazeteciliği meslek edindiğimden beri “Bozuk orman alanı” diye bir tanımlamayı duyarım. Zaman zaman bu yerlerle ilgili “Orman vasfını yitirmiştir” raporu da verilir ve buralar “şehirleşmeye” ve zaman zaman “resmi yapılaşmaya; okul, yurt vs.” veya “turizm amaçlı yapılaşmaya” açılsa da son yıllarda TOKİ marifetiyle “konut yapılaşmasına” açıldığını görüyoruz.

Adı geçen iller ülkemizin orman varlığına sahip sayılı illerindendir.

“Neden?” diye sorsak saçma olur. Böyle bir uygulama ormanı olmayan Konya’da olacak değil! Ancak “Madem söz konusu yerler ‘orman vasfını’ yitirmiş, neden vasıflı hale getirilmiyor?” diye sorulabilir...

Her sene Muğla dahil bazı illerde “Fidan dikimi” yapılıyor, “Ağaçlandırma kampanyası” düzenleniyor. Ülkemizin giderek “ormansızlaştığı” gerçeği orta yerde dururken o yerler bu kampanyalar içine alınamaz mı?

Anlamakta zorluk çekiyorum... Muğla Orman Bölge Müdürlüğü ilimizde orman dışına çıkarılan alanlar nerelerde ve buralar nasıl “değerlendirilecek” açıklasa da meseleyi Muğlalılar olarak öğrensek...

Şimdi bunun adı nedir? Bu ormanların yerine ne olacak? Maden mi çıkacak? Boş gereksiz kamu zararı sözde yatırımlarla betonlaşacak mı buralar?

Ormanlar iş-arsa geliştirme sahası değil su, nefes, can ve vatandır.

Biz böyle biliyoruz. Yanlış mı? Üzgünüm...

xx xx xx

Neyse konumuza dönersek, Milas İkizköy’den Akbelen ve Yaşam Savunucularından Esra Işık yarınla ilgili sosyal medya hesabından şu paylaşımı yapmış:

Geçtiğimiz yıl bugünlerde, Akbelen ormanı kesilmesin diye başladığımız nöbetin henüz ikinci yılını yeni bitirmişken, 24 Temmuz sabahına büyük bir güçle karşımıza dikilen kesim ekiplerinin, kolluğun, bilumum gücün baskı ve şiddetiyle uyandık.

Dünyanın gözleri önünde, haksız ve hukuksuzca, hiç bir toplumsal meşruiyeti ve kamu yararı olmadığı halde; biz köylülerin ve aklı, bedeni, yüreği bizlerle olan milyonlarca insanın hayır demesine rağmen ormanımızı kestiler.

Akbelen Ormanımızın kesiminden bir yıl sonra, nöbetimizin üçüncü yılı dolarken ve üzerimizdeki baskılar büyüyerek devam ederken; tüm dostlarımızı İkizköy’de yapacağımız buluşmaya, birlikte güçlenmeye, vazgeçmeyeceğimizi haykırmaya çağırıyoruz!

Biz bitti demeden bu dava bitmez!

xx xx xx

NURAY ŞAHBUDAK’IN İLETİSİ

Bu arada Amerika da seyahatte olan Yatağanlı Avukat Nuray Şahbudak’tan bir ileti aldım.

“Yatağan Termik ısınıyor...” başlığını taşıyan 15 Temmuz 2024 tarihli yazım ile ilgili “Özcan bey yurt dışında olmam nedeniyle size buradan yazmak durumunda kaldım. Yazınızı keyifle okudum.” diyerek şu ifadelerde bulunmuş:

Fatih bey detayları aktarmıştır. Ancak bazı hususları yazmak istedim. Firma (Bereket/Aydem) 420 işçiyi çıkaracağını söylerken, ENTEK firması üzerinden işe alım hususunda ilan verdiğini biliyoruz. Taşeron firma üzerinden maliyeti düşürmek mümkün mü? Olmadığını düşünüyorum ama burada daha farklı hesapların olduğu kesin. Gelmeden Fatih beyi ziyaret ettiğimizde, adil geçişten bahsettik. İşçilerin ‘aynı sosyal haklara sahip yeni iş imkanları sağlanana kadar direnilmesi gerektiğini’ belirttik artık Termik Santrallerin Paris anlaşması ile kapatılma süreci olacağı dikkate alınırsa emekçiler yaratılan gerekçeler ile sürekli çıkarılma tehdidi altında kalacaklar. Bu nedenle adil geçiş için planlamalar yapılmalı ve emek güvence altına alınmalıdır. Kendisine bir masa oluşturulması önerisinde bulunduk. Görünen o ki, Bereket sürekli emekçileri çıkarma tehdidi altında tutacak bundan böyle ki, zaten bir süre sonra kapanma söz konusu olduğunda durum daha vahim olmadan bugünden ‘adil geçişi’ hepimizin düşünmesi gerekiyor.

Bu “adil geçiş” önemli... Tekrar buna döneriz. Şu kadar söyleyeyim, pek çok “işçi ve masa başında çalışan” santraller ve GELİ özelleştirildiğinde “kamu çalışanı” olarak Muğla’daki kamu kurumlarında istihdam edilmişti. Hala oralarda çalışanlar ve oralardan emekli olanlar var...

Yani santraller kapanmakla karşı karşıya... Şimdi zaman “çevre” ile birlikte “emeği” de koruma zamanı...

------------------

GÜNÜN SÖZÜ; Garip değil mi ruhunu bile değiştirebilen insanoğlu, kaderini değiştiremiyordu.--Viktor Hugo