Seyrinden Vazgeçmeden Yine De Futbol

Sabahleyin kadim bir arkadaşım mesaj atmış aylar aylar sonra.. BJK-FB maçını hatırlatıyor ve duyduğu mutluluğu ballandıra ballandıra anlatıyor. Maçı izlemeyi bırakın maç yorumlarını da kaçırmışım.

Öyle bir an geliyor ki maç izlemek epey bir bedel karşılığı izlemeye tabi olduğundan doksan dakikanın heyecanını sabaha kadar süren maç yorumlarını takip ederek de yakalayabilirdim. Ama kaçırmışım.

Arkadaşımın bana hâl hatır sormayı bırakın maç üzerine mutluluk ve tebrik mesajı atması aylar aylar sürdüğünden olacak ben bu önemli maçı; hele ülkemizin en büyük derbisini izlemeyi aradan yıllar yıllar geçtiği hâlde nasıl unuturum ya da günümüz sözcükleriyle nasıl atlarım. Unutmuşum ve atlaşmışım. Ben hangi dünyada yaşıyorum ki hayret doğrusu.

Şimdi diyeceksiniz sen aradan onca yıl geçmiş bir maç bile izlememişsin ve şimdi yeni yeni futbol izlemeye başlamışsın, üstüne üstlük şimdi futbol üzerine bizi düşünmeye mi davet edeceksin. Hele hele hiç sıkılmadan hangi yüzle bu konuda bir yazıyı kaleme alacaksın, diyebilirsiniz.

İşte tam bu yüzden şimdiden söylüyorum, söyleyeceğim her şey bir beyin fırtınasının dönütleridir. Ve tamamen bireyseldir. Alain bir denemesinde, “Siz hep doğruyu söylüyorsunuz gerçi ama; benim de kendimce bir gerçeği söylememe izin verin. Söylediklerim karşısında kafanız karışıyorsa bir kere de gerçeğe başkalarının gözünden yaklaşın.” diyor.

Bu sözler üzerine geçmişe dönüp bakıyorum. Yıllarca bir takımın taraftarı olmak bana ne kattı diye düşünüyorum. Futbolu sadece seyir zevki olarak seviyormuşum, o heyecanı duymaktan mutluluk duyuyormuşum. Mişli zamanlarda evet! Belki de şimdiki zamanlarda da birazcık evet kalmıştır. Hepsi topu topu bir maç izlemeye bakar, diyebilirim her an.

Neyse maçı izlemeyi kaçırdım, haydi evden uzaktaydım;  Radyo1’den de dinlemeyi de kaçırdım. Burada bir parantez açalım radyodan maç dinlemenin verdiği keyfi tartışma dışı bırakıyorum. Bu tartışmaya girdiğim an içimdeki taraftar her an beni bastırabilir. Ne olursa olsun bütün çekiciliğine rağmen nostaljiye de kapıları kapatıyorum.

Maç yorumlarını dinlemeyi de kaçırdık. Üstüne üstlük gazete de alamadım. Evire çevire her satırını hatmederek spor sayfalarını da okuyamıyorum. Olacak iş mi şimdi, internetten spor sayfalarını oku o zaman, orada virüs tehlikesi yok diyeceksiniz ama ben gazeteyi, dergiyi, kitabı elime alıp okumalıyım. Göz göze, can cana olmalıyım. Bu kapıyı da kapattık. Baş başa kaldık mı sosyal ağlardaki maç yorumlarına.

Sevdiğim arkadaşlarım, dostlarım, tanıdıklarım bakalım neler yorumlamışlar, neler paylaşmışlar. Galatasaray’ı tutanların keyfine diyecek yok, birkaç olumsuz yorum. O da tekdüze. Tabi işin doğası gereği kazanan, başaran eleştiriyi tek boyutlu yapar, her zaman mutludur. Abartı var mı var, cümlelere sığmıyor. İnsanlarımız mutlu olsun onca sıkıntıdan sonra. Ama dünyanın yaratılmasındaki kader ağlarını örüyor. Habil’le Kabil illâ karşıya karşıya gelecek. Yanlış benzetme olabilir, teşbihte hata olmaz. Söylemek istediğim bir taraf mutlu olurken illâ ki bir taraf da üzülecek malûm.

FB’yi tutanların paylaşımlarına ve yorumlarına bakıyorum. O Türkiye’nin adalet sisteminden tutun siyasete bağlanan futbol yorumları, yaşatılan haksızlıklar. Yönetime, teknik kadroya, futbolculara ve de her zamanki günah keçisi hakemlere yapılan eleştirilerin haddi hududu yok. Onların bunca sıkıntı arasında bir maç yüzünden dertlenmelerine, kederlenmelerine, isyanlarına üzülüyorum. Haftaları berbat oldu.

Futbolun çıkışına, kitlelere ulaşmadaki propaganda gücüne işin sosyolojik boyutuna girmiyorum. Üç F’nin çıkış hikâyesini okuyan herkes bilir. Futbol gerçekten seyirlik muhteşem bir oyun. Maçı izlerken alınan haz, zevk ve heyecanın tarifi yok. Müthiş bir adrenalin patlaması yaşatıyor. Hele stadyumda göz göze can cana izlemenin tadına doyum yok. İçimde bir sıcaklık oluşuyor. Kıpır kıpır eski yaşadığım duygular gün ışığına çıkacak ama duygular alıp başını gitmeden bir düşünelim!

Şimdi bakıyorum arkadaşların mesajlarına bir taraftar olarak içine girdikleri hak, adalet, sosyal, kültürel, siyaset arayışlarına. Neresinde benliğim diye düşünüyorum. Taraftar olma çizgisinde duyduğum haz ve zevk nerede kaldı? Dünyanın en iyi ve gelişmiş hatta adına profesyonel dedikleri futbol takımlarında bile bir taraftarın yaşamına katılan haz ve zevk nerede? Cevabı bireysele aktarıyorum.

Futbolun son asrın en önemli tüketim  silahlarından olduğunu biliyorum. Ve sevdiğim dostların sosyal ağlardaki  paylaşımlarına bakıyorum. Ben bir tarafta, biz bir tarafta ve insan diğer tarafta ama taraftar olmanın hele fanatikliğin yeri hiç yeri yok bu hayatta.

Futbol sadece haz ve zevk veren bir seyir oyunu olmadığı müddetçe bir insan hayatının evladına eşine sevdiklerine hatta kendine ayıracağı zamandan ne kadar çaldığı ile orantılı olmalı. Bu orantı ne kadar işte bunun cevabı da bireysel.

Biraz da futbol üzerine konuşalım dedik ama yıllar geçse de içimdeki futbol sevdalısı ile çatışırken belki istediğim doğru üzerinden gidemedim. Olsun futbol eğer doksan dakika yaşanacak bir hazzın, zevkin kaynağı ya da vasıtası olduktan sonra sorun yok.

Sorun futbolun, ülke devlet ve siyaset meseleleri içerisinde bir üst tabanda yer almasında. İnsanların her şeyi bırakıp futbolun dünyasına sürülmelerinde. Futbolu sadece doksan dakikaya sığdıracağımız zamanlarda düşünülecek bir durum.