“Bazı zamanlar olur… Gerçek eğilip bükülür, kelimeler yer değiştirir. En tehlikelisi de budur: Yanlışın, doğru gibi anlatılması. Son günlerde Datça’da dolaşıma giren metinlere bakınca, yalnızca iddialar değil, kullanılan dil de dikkat çekiyor. Çünkü ortada sadece bir tartışma yok; aynı zamanda bir tanım sorunu var.
‘Dijital haber platformları’, ‘sosyal medya hesapları’, ‘yayın organları’…
Bu ifadeler ilk bakışta masum görünebilir. Ama değil. Çünkü ortada bir ‘basın’ faaliyeti yoksa, buna basın demek gerçeği çarpıtmaktır. Açık konuşalım. Her açılan internet sitesi, her anonim sosyal medya hesabı, her imzasız metin… Basın değildir. Dolayısıyla bu yapıları ‘haber platformu’ ya da ‘yayın organı’ olarak tanımlamak, onlara hak etmedikleri bir meşruiyet kazandırır.
Sorun tam da burada başlıyor. İftira atan kadar, onu ‘haber’ gibi tarif eden dil de sorumludur. Çünkü gazetecilik; sadece bir şey yazmak değildir.”
Datçalı meslektaşımız Sedat Kaya’nın dediği gibi İsmail Fidanay’ın bu satırlarının altına ben de imzamı atarım…
*
İsmail Fidanay “Datça Havadis” de kaleme aldığı “Sapla Samanı Karıştırmamak Lazım” başlığı altında “Aytaç Kurt’a, Sezai Öz’e, Tuna Özalp’e ve tüm muzdariplere bir çağrı…” diye başladığı yazısında şu ifadelerde bulunmuş:
“Gazetecilik; sorumluluk almaktır, imza atmaktır, hesap vermektir. Gerçek gazeteci için haber, namus kadar değerlidir. Kaynağı olmayanı yazmaz, belgesi olmayanı yayımlamaz. Dedikoduyu çoğaltmaz, itibarı hedef almaz. Buradan kamu temsilcilerine bir çağrıdır:
Artık bu ayrımı yapmak zorundasınız. Toplantılarınıza kimi çağırdığınız, kimi ‘basın’ olarak kabul ettiğiniz, kimi muhatap aldığınız… Sadece bir protokol meselesi değildir. Bu, doğrudan doğruya kamusal alanın kalitesini belirler. Eğer siz bu ayrımı yapmazsanız, her önüne gelen kendini gazeteci ilan etmeye devam eder.
Ve bu meslek, kişisel hesaplaşmaların aracı haline gelir.
Elbette hukuk süreci işleyecektir. Suç varsa cezasını mahkeme verecektir.
Ama bir gerçek daha var: Yanlışı tarif ederken kullanılan dil, en az yanlışın kendisi kadar belirleyicidir. Basın olmayanı ‘basın’ diye tanımlarsanız, yarın gerçeği anlatacak kimseyi bulamazsınız.
Artık sapla samanı ayırmanın zamanı. Gazetecilik ile dedikodu, haber ile iftira, basın ile anonim hesaplar… Aynı cümlenin içinde anılamaz. Ve unutulmamalı: Gerçek gazeteci görünmez değildir. İmzası vardır. Sorumluluğu vardır. Ve en önemlisi, bir çizgisi vardır.”
*
İsmail Fidanay’ın kalemine sağlık…
Bu çok ciddi ve siyasetle, ticaretle ilgili herkesin karşı karşıya kalabileceği bu “feyk hesap” sorunu ve “gazeteciliğin nev olup olmadığı” bu kadar güzel anlatılabilirdi.
“Sakaraltı Sakarüstü” isimli itibar suikastçısı feyk hesap benzeri bir hesap da “Gezgin Garaville” adı altında Datça’da yayına geçmiş.
Datça Belediye Başkanı Aytaç Kurt, CHP Datça İlçe Başkanı Sezai Öz, ve CHP’li Büyükşehir Belediye Meclisi ve Datça Belediye Meclisi Üyesi Tuna Özalp başta aralarında meslektaşımız Sedat Kaya’nın da bulunduğu kişiler hakkında kaynağı belirsiz, imzasız, sorumsuz metinler üretiliyor ve bu metinler, dijital mecralar üzerinden dolaşıma sokularak bir algı operasyonuna dönüştürülüyor.
Muğla’da bir dönem sosyal medyada dolaşıma sokulan “Sakaraltı, Sakarüstü” feyk hesap ile benzer iki hesap üzerinden yürütülen itibar suikastları artık bir iddia değil, yargıya taşınmış bir gerçektir. Ki, tutuklularından Cemal Demirtaş, Kürşat Keskin ve Milletvekili Kadem Mete’nin danışmanlarından olduğu söylenen Mertcan Güngör ile ilgili “tutukluluklarının kaldırılması” talebi Muğla 2. Sulh Ceza Hakimliğince reddedilerek, şahısların tutukluluklarının devamına karar verildi.
*
“Sakaraltı, Sakarüstü” feyk hesapları ile ilgili “hukuk mücadelesi” neredeyse 2 yılda “yargı aşamasına” gelebilirken, Datça’da Datça’da “Gezgin Garaville”nin itibar suikastına uğrayanların “hukuk mücadelesi” umarım kısa sürede sonuç verir.
Nitekim Muğla’da yaşanan “Sakaraltı Sakarüstü” rezaletinin ardından belki bir tesadüfte olmuş olabilir ama Adalet Bakanı Akın Gürlek açıkladı:
Kimlik Doğrulama Şartı: Sosyal medya hesaplarına girişlerde bankacılık sistemine benzer şekilde, kimlik ve telefon doğrulaması zorunlu olacak.
Anonim Hesaplara Son: Gerçek kimlik bilgileriyle doğrulanmayan hesapların kapatılması veya kısıtlanması hedeflenmektedir.
Umarız benim de içinde olduğum “Sakaraltı Sakarüstü” mağdurlarının “mağduriyeti” bu işe yaramış olur ve düzenleme bir an önce çıkarılır da itibar suikastları sona ererken kutsal ve saygın mesleklerden biri olan “gazetecilik” de “itibarına” kavuşur…
Sapla saman birbirinden ayrılır, gazeteciliği de gerçek gazeteciler yapar.
O gerçek gazetecilerden Sedat Kaya arkadaşımızın verdiği bilgiye göre, “Gezgin Garaville” kim ya da kimlerin elinde olduğu belirlenmiş, Meclis Üyesi Tuna Özalp’in avukatı Faruk Acar tarafından önceki gün Datça Cumhuriyet Başsavcılığına gerekli suç duyurusu yapılmış…
*
Dün de Gazeteci Yazar Sedat Kaya arkadaşımız “Datça’nın Sesi”nde kaleme aldığı yazısına “Muğla’da Yargıçlar Var” başlığı atmış. Gerçekten de Asliye Ceza, Asliye Hukuk Mahkemelerinden İdare Mahkemelerine ve oradan da Cumhuriyet Savcılarına kadar “hukuka güveni” ayakta tutan hakimler savcılar var…
Sedat Kaya bir bakıma bir “dertleşme yazısı” gibi yazısında söze “Bizim mesleğin kaderi bu. Doğruyu yazarsın… Birileri rahatsız olur. Ve o rahatsızlık, soluğu hemen mahkeme kapısında alır.” diye başlamış.
Kimin başını ağrıtırsa ağrıtsın “gazeteciliği de itibarsızlaştıran” bu feyk hesap sorunu sosyal medya hesaplarının yaşamımıza girmesiyle başlamış bir hastalık olmakla birlikte, gazetecinin yazdıklarından rahatsız olanların “haksız olsalar bile” soluğu mahkeme kapısında almaları oldukça eski bir hastalıktır.
Sedat Kaya da “Şaşırmıyoruz. Çünkü gazetecilik, konfor alanlarına dokunan bir meslektir. Elbette gazeteci dokunulmaz değil. Yazdığının hesabını vermeli. Ama mesele hesap vermek değil; susturmak olunca, işin rengi değişiyor.” diyerek şöyle devam etmiş:
“Son bir ayda iki kez hâkim karşısına çıktım. Biri, Datça Sevgi Yolu’nda işgal ettiği halk plajından vatandaşı uzaklaştırmaya çalışan bir otel yöneticisinin şikâyetiyle… Diğeri ise Datça’da yaban eşeklerinin toplatılması kararının arkasında olduğu ileri sürülen bir kamu görevlisinin iddiasıyla… İki dava. İki duruşma. İkisi de sadece 15 dakika sürdü. Ve ikisinde de karar aynıydı: İlk celsede beraat.
Yani hukuk, bir kez daha şunu söyledi: Gazetecilik suç değildir. Eleştiri suç değildir.
Bugünlerde ‘hukuka güven’ cümlesini kurmak zorlaştı, bunu inkâr edemeyiz. Ama yine de… O kürsüde hâlâ adaletle karar veren yargıçların olduğunu görmek, insanın içindeki umudu tamamen söndürmüyor.
Bu süreçte yanımda olan, savunmamda emeği geçen Avukat Ali Kurt’a teşekkür ederim. Ve bir kez daha, altını kalın kalın çizelim: Gazetecilik suç değildir.”
*
Muğla’da yolu sık sık Adliyeye düşen gazetecilerden biri de benim.
Bir seferinde yine Muğla Adliyesi koridorlarında karşılaştığım üstat hukukçulardan Av. Hasan Yüzbaşıoğlu ile aramızda şöyle bir diyalog geçmişti:
Yüzbaşıoğlu: Hayrola yine mi?
Ben gülerek doğrulamakla yetindim.
Yüzbaşıoğlu: Ben adliye koridorlarında görülmeyen gazeteciye gazeteci demem.
Tabii bir gazetecinin adliye koridorlarındaki varlık nedeni de önemlidir. Gazeteci “gerçekten” gazetecilik yaptığı için oralarda görülüyorsa bu onun için büyük bir onurdur. “Hem suçlu hem de güçlü olduğunu sanan” için ise onursuzluktur!
Bugüne kadar hakkımda açılan davalarda şikayetçilerin hemen hepsi siyasetçiydi. İkisi de milletvekili. Biri DSP’liydi rahmetli oldu. Diğeri o zaman ANAP’lıydı. Yaşıyor, AK Parti’den de seçildi… Açılan davaların hepsini kazandım, avukatım yoktu. Bir tanesini kaybettim, yine avukatım yoktu, ama o davada gazetemin avukatı da vardı, kurbanı oldum! Tabii hakkımda Savcılıkça verilmiş “Kovuşturmaya yer yoktur” kararı da az değildir…
Düşünüyorum da gazeteciye açılan davalar çoğu zaman haksız ve yersizdir. Her zaman hakkımda yapılan şikayetlerde beni en çok geren Adliyeye gidip gelmek, mübaşirin adınızı anmasını beklemek, millete neden orada olduğunu anlatmak yormuştur. Bir de zaman kaybı… Sadece ben mi yargıda zaman kaybı yaşıyor. O pişkin şikayetçi beni de yargıyı da meşgul ediyor…
Bunun bedeli olmalı. Müşteki sıfatı ile yargıyı meşgul edene kamu davası açılmalı. Tazminat davası açanın kaybetmesi halinde talep ettiği para ondan alınıp şikayet edilene verilmeli…
Neyse, Sedat Kaya Üstat çok geçmiş olsun…
--------------- --------------
GÜNÜN SÖZÜ; Dünya, başkalarının acılarına kayıtsız kalanlar yüzünden daha tehlikeli bir yerdir. --Amin Maalouf