Ülkemizde rüşvet olayının bir türlü önüne geçemiyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki rüşvet ve yolsuzluk olaylarına şahit oluyoruz. Rüşvet neden engellenemiyor? Bir insan isteyerek rüşvet vermez. Rüşvet, bir zorlama ile alınan illegal bir para veya gayrimenkulün adıdır. Rüşvet alan ile rüşvet veren, yasalar önünde eşit suçlu sayılıyorsa, kimse verdiği rüşveti ilgili makamlara söyleyemez.
Rüşvet genelde kamu kurumlarında görevli kişilerce alınıyor. Rüşvet alındığı nasıl anlaşılır? Bir kamu görevlisi, aldığı maaşın üstünde bir seviyede yaşıyorsa, rüşvet alma ihtimali çok yüksektir. Bu gerçeğe kör gözle bakmak, bizi de suçlu konumuna düşürüyor.
Örneğin Bodrum Yarımadası’na bakalım. Bodrum Yarımadası, mevzi imar planları ile adeta yamalı bohçaya dönmüştür. Bodrum imar yönetmeliğine göre tüm evler beyaza boyandığı için, bu gerçek adeta insanların gözüne batıyor. Mevzi imar planı, rüşvet ile yapılabilen bir plan türüdür. Rüşvet almadan bir iş yapamıyorsanız, o ülke geri kalır, gecekondular ile çirkinleşir, kirletilir. "Ay aydınlık, yol belli" diye bir atasözümüz var ama biz rüşvet olayını görmüyor ve bir türlü en düşük seviyeye indiremiyoruz. Rüşvet ve ikiyüzlülük, insanlığın en zayıf halkasını oluşturuyor.
Hacı Muhittin kimdir? Hepimiz suçluyuz.
Bu günlerde Menteşe’de şehir stadyumunun tribünleri yeniden yapılıyor. Stadyumda gündüz maçları genelde saat 15.00 - 20.00 saatleri arasında oynanır. Yaşadığımız coğrafyada stadyumlar güney - kuzey istikametinde yapılır. Nedeni de, gündüz maçlarında güneşin her iki takıma eşit etki etmesidir. Stadyum doğu - batı istikametinde yapılırsa, bir takım güneş altında kalacağı için adil bir mücadele olmaz. Menteşe’deki eski stadyum zamanında aşağı yukarı doğu - batı istikametinde yapılmış. İnsan, 15.00 ile 20.00 saatleri arasında stadyuma birkaç gün ara ile uğrar, güneşin stadyumu nasıl etkilediğine bakar, sonra tribünlerin yerlerini belirler. Bu kadar basit bir işlemi yapmayarak, "Eskiden tribünlerin yeri buradaydı, ben de aynı yere tribünleri yaparım" kolaycılığı da bize ait. Bu konuyu en az iki - üç kez gazetede yazdım. Bizzat Muğla Gençlik ve Spor Müdürüne gidip söyledim. Ama netice alamadım.
Ne kadar naif bir geçmişimiz olduğunu görmek istemiyoruz. Muğla’da derinliği 500 yılı aşan "Karabağlar" adında, yazlık yurtlardan oluşan müthiş bir doğa harikası mahallemiz var. Karabağlar’da onlarca kahvehane bulunuyor. Her kahvehanenin de yanında küçük mescitler bulunuyor. Dünyanın hiçbir yerinde yemek yenen ve içki içilen mekânlar ile mescitleri yan yana göremezsiniz. Bu kahvehanelerin bazı adları, atalarımızın ne kadar naif olduklarını gösteriyor. Bu kahvehanelerin adları: Gökkubbe, Keyfoturan, Cihan Beğendi, Ayvalı, Elmalı, Narlı, Tozlu, Vakıflar, Kadı Bakkallar, Kır Hacıyamat, Berberler, Süpüroğlu... Tüm bu kahvehaneler ulu çınarların gölgesinde bulunuyor.
Bu isimleri koyan ve bu standartlarda yaşayan atalarımıza layık olmak var iken, onları adeta yok kabul ediyoruz. Her imkânın son yüz yılda gerçekleştiğini sanıyoruz. Olan da hem geleceğimize hem de ülkemize oluyor. Derinliği olmayanın geleceği de olmuyor.