Pasifik Okyanusu'nun derinliklerinde sıra dışı bir yaşam alanı bulunuyor. Cook Adaları'na bağlı Palmerston Adası, yaşam şartları bakımından büyük zorlukları barındırıyor. Yalnızca 62 kişinin ikamet ettiği bu kara parçasının en çarpıcı özelliği ise nüfusun kökeni. Adalıların büyük bir bölümü tek bir kişinin soy ağacında birleşiyor.
TEK BİR KİŞİNİN MİRASI
Hikaye 1883 yılına dayanıyor. İngiliz maceracı William Marsters. Kopra ticareti yapmak için o dönem tamamen ıssız olan bu adaya ayak bastı. Polinezyalı eşleriyle birlikte adaya yerleşti ve yepyeni bir hayat kurdu. Zaman aktı. Marsters'ın ailesi giderek büyüdü. Tam 23 çocuk ve 134 torunluk devasa bir topluluk ortaya çıktı. 1899 yılında hayata gözlerini yuman İngiliz maceracı, iki kilometrekarelik adayı üç eşinden gelen aileler arasında paylaştırdı. Aradan geçen bir asra rağmen o miras paylaşımı bugün bile harfiyen uygulanıyor. Aileler kendi bölgelerinin dışına çıkmıyor.
EVLİLİK KURALLARI ÇOK KATI
Nüfusun çoğunluğu aynı atadan geliyor. Durum böyle olunca evlilik konusu sıkı kurallara bağlanmış. William Marsters'ın üç farklı eşinden gelen soy kolları arasında kesin çizgiler var. Aynı aile koluna mensup bireylerin birbiriyle evlenmesi kesinlikle yasak. Yıllardır taviz verilmeden uygulanan bu kural, adadaki toplumsal yapının ve aile bağlarının bozulmadan nesilden nesile aktarılmasını sağlıyor.
YILDA SADECE ÜÇ GEMİ YANAŞIYOR
Modern hayata dair pek çok şey burada yok. Banka yok. Mağaza yok. Temel hizmetler bulunmuyor. Ada sakinleri resmi bir işlem yapmak veya ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kaldıklarında 800 kilometre uzaktaki Rarotonga Adası'na gitmek mecburiyetinde. Dış dünyayla tek somut bağlantıları kargo gemileri. O da yılda sadece üç kez geliyor. Gelen gemiler adaya erzak bırakıyor. Dönüşte ise adalıların en büyük geçim kaynağı olan dondurulmuş papağan balıklarını alıp götürüyor.
MİSAFİR EDİLMEDEN KARAYA ÇIKMAK YASAK
Palmerston'a ulaşım başlı başına bir dert. Uçak inmiyor. Kara yolu yok. Sadece denizden gidilebiliyor. Ancak adaya varmak karaya çıkmak için yeterli değil. Yabancıların adaya adım atabilmesi için yerel bir aile tarafından karşılanması ve misafirliğe kabul edilmesi şart. Aksi takdirde kıyıya çıkış izni verilmiyor. Gelen denizciler genellikle bu ailelerin evlerinde konaklıyor. Karşılığında ise adada bulunmayan kalem, giysi veya okul malzemesi gibi eşyaları hediye ediyor.
KİŞİ BAŞINA DÜŞEN DONDURUCU SAYISINDA REKOR
İlginç bir istatistik var. Güney Yarımküre'de kişi başına en fazla dondurucu düşen yer burası. Sebebi çok basit. Adalılar geçimlerini sağladıkları dev papağan balıklarını uzun süre taze tutmak zorunda. Yıllarca dizel jeneratörlerin gürültüsüyle elektrik ürettiler. Şimdi ise güneş enerjisine geçiş projeleri hızla ilerliyor. Doğayla iç içeler ama doğanın öfkesine karşı da savunmasızlar. Deniz seviyesinden sadece 6 metre yüksekte yaşıyorlar. Kasırga tehlikesi baş gösterdiğinde, kendi elleriyle inşa ettikleri yüksek bir höyüğe sığınıyorlar. Pazar günleri hariç her ikindi vakti voleybol oynayan, kilise etrafında sıkı bir sosyal bağ kuran bu küçük topluluk, okyanusun ortasında kendi dünyasını yaşatmaya devam ediyor.