Parayı Veren Düdüğü Çalar

Abone Ol

Değerli dostlarım; bir önceki haftada yazmış olduğum köşe yazımda ilçem Ula merkezinde müteahhit firmalarca yapılan betonlaşmaya dikkat çekmiştim. Geçen haftaki yazımda da kısmen konuya devam ettim. Her iki yazıma da umulmadık tenkitler aldım. Tenkit almak, tenkit edilmek gayet olumlu bir harekettir. En azından yazımın okunduğunu ve kale alındığını görmek, konuyu doğru işlemenin bir kanıtıdır diye düşünürüm.

Bugün değişik bir yandan, değişik bir yönden yine ilçem Ula’nın merkezinde onlarca müteahhit firmanın tütün tarlalarını ve tarım arazilerini nasıl betonlaştırdığına dair konuları beraber işleyeceğiz.

Yapılan tenkitlerin çoğu; sen gelişmeye neden karşısın, sen yapılaşmaya neden karşısın, sen tek katlı yerine çok katlı binalara neden karşısın, dünya ve ülkemizde toprak azalmaz, sen yanlış düşünüyorsun gibi ifadelerle sıralanabilir. Şükür ki konuyu siyasallaştırdın/siyasallaştırıyorsun anlamında tenkitler almıyorum. Bilhassa dikkat ediyorum, siyasi anlaşılabilecek kelimelerden bile kaçınıyorum. Zira bendenizin hedefi siyasi değil, ilçem Ula’nın geleceğidir. İlçem Ula’nın demografik yapısının değişmesi yahut değiştirilmesi girişimleridir. Bu konuyu da yanlış anlayacağınızı umarak, konuyu hiç dallandırıp budaklandırmadan olduğu gibi yalın ve sade bir biçimde anlatmaya, izah etmeye çalışacağım.

Hemen başta söyleyeyim: Mülkiyet hakkı anayasal bir haktır. Miras hukuku yasa ve anayasa ile korunmuştur. Bunlara diyeceğim olamaz.

Ula ilçem; 01.06.1954 tarihinde eski adıyla “kaza”, yeni adıyla “ilçe” statüsünü kazanmıştır. Yaklaşık yetmiş iki (72) yıllık bir ilçe merkezinden söz ediyoruz. Daha önce nahiye statüsü ile yerel anlamda idare edilmiştir ilçem Ula.

“Ulalılar” diye bir deyim vardır. Hatta “Sarmısakçı Ulalılar” olarak Muğla Perşembe Pazarı’nda hâlen anılır. Nedeni ise ilçem Ula merkezinde bol olarak sarımsak yetiştirilmesidir. Tarlalarımız verimlidir. O zamanın yaşayanları, sahibi oldukları bağ bahçeleri değerlendirerek ekip biçer, hem kendi ihtiyaçlarını karşılar hem de fazlasını Perşembe Pazarı’na götürerek satarlardı.

Tabii o nesil geldi ve görevini/vazifesini dünyada tamamlayarak gelip geçti. Yeni gelen ikinci ve üçüncü nesil ise bağ ve bahçelere tamamen olmasa da kısmen yabancı olarak yetişti veya yetiştirildi. Zira çok revaçta olan “tütüncülük” çok zor bir tarım çalışmasıydı. Ana babalar, evlatlarını bu zor eylemden, bu zor tarım işinden kurtarabilmek adına “okusun, tahsil etsin” diyerek bağ bahçelere ve tarlalara yabancı yetiştirdiler.

Yine yanlış anlaşılacağımdan korkarak sade olarak yazmaya devam edeceğim. İlçem Ula’nın merkezinde yaşayan birinci nesil hakikaten tütün işlemekten bıkmış, usanmıştı. Evlatlarının bu işle uğraşmalarını haklı sebeplerle istemiyorlardı. O yıllarda da ilçem Ula’da başka iş sahası veya sahaları yoktu ve hâlen de yok. Muğla merkez ilçeye yakın olmanın dezavantajları mı desem, yanlış mı olur bilemiyorum.

Sonuç olarak büyük anne, büyük baba gittiler; anne ve babalarımız da gittiler. Kalan evlat veya torunlara kalan bağ, bahçe ve tarlalar ise işlenmez hâle geldi. Çok az da olsa tarım işi yapanlar elbette var. Ancak büyük çoğunluk olarak bağ, bahçe ve tarlalar bakımsız hâlde bekliyordu. Taa nereye kadar? Muğla Tıp Fakültesi yerleşkesi ile Muğla Tıp Fakültesi Hastanesi’nin temelleri atılıncaya kadar.

İki binli yılların başından itibaren ilçem Ula’nın merkezi — aniden diyeceğim ama siz nasıl anlarsınız bilemem — hareketlendi. İlçem Ula’nın merkezi ve köyleri canlandı. Tabii bu arada Gökova (Gülağzı) Köyü’nü de unutmamak gerekir.

İlçem Ula’nın önünde kuyusu olan, havuzlu ve bahçeli evleri el değiştirmeye başladı. Yani “parayı veren düdüğü çalar” misali ilçem Ula’nın merkezi kapitalizme mağlup oldu ve olmaya devam ediyor. Parasını veren; bağ, bahçe veya tarlalarını eder fiyat dediğimiz fiyatla ya da daha aşağı/yukarı bedellerle emperyal biçimde, kapitalizm çerçevesinde ilçem Ula’nın tarlaları, bağ ve bahçeleri el değiştiriyor. Sahip değiştiriyor.

Bendenizin üzerine bastığım, üzerinde durduğum konu budur. Yani parası olan, “zengin” olan kişi ya da kişiler ilçem Ula’nın topraklarına, bağ ve bahçelerine, tarlalarına sahip oluyorlar. “Kapitalizm denilen her şey kapital ile ölçülür” ifadesinden hareketle ilçem Ula’nın merkez ve mahalleleri (Sakaraltı) el değiştirmeye devam ediyor.

Dikkat çekmek istediğim konu burasıdır. Yoksa apartman yapılmasına, akıllı konutlar yapılmasına asla karşı değilim. Tarlalara yapılmasına şiddetle karşıyım. Ama ne çare… Hâlen devam eden ve devam edecek olan projelere, planlara baktığımızda tarlalarımızın betonlaşmaya devam edeceği güneş gibi görünüyor.

Ne kadar kaldı bilmiyorum. Kalanlar da üçüncü nesil tarafından “kendim yapamıyorum, oğlumu evlendireceğim, kızıma düğün yapacağım, başka çarem yok” denilerek; parayı veren düdüğü çalar hesabı, bundan böyle hem demografik yapımızın hem de kültür yapımızın hızla el ve şekil değiştireceği aşikârdır.

Ne diyelim… El ile gelen düğün bayramdır. Gelenlere “hoş geldiniz, sefalar getirdiniz” demek isteriz ama…

Hoşça kalınız. Sağlıcakla kalınız.