Dünya ve ülke olarak2020'de büyük şoklar yaşadık. Koronavirüs ile bu şoklar kabusa dönüştü.İnsanlık, tarihte ender görülen topyekün bir felaketle yüzleşti. Hayat durdu,evlere hapsolduk. Bu yasak günlerinde gördük ki, "olmazsa olmaz" dediğimizbirçok şeyden uzak kalabiliyoruz. Sahip olduğumuz hiçbir şey, onları elimizdetutmaya yetmiyor. Gözümüzü kör eden biriktirme ve tüketme hırsı çok anlamsız.Yüreğimizi ateşleyen öfkeler çok aptalca. Elimizde olan, hepimize yetebilir. Ne kadar endişe verici olsa da yaşadıklarımızınelbette bir telafisi var.
Anladık ki, özümüze dönmek;affetmek, yardım etmek ve şükretmek lazım.
Patricia, 1930 yılında alkol bağımlısı bir kadının evlilikdışı ilişkisinden dünyaya gelir. Üç çocuğu olan kadın, 5 yaşındaki kızıPatricia'yı çocuk yuvasına bırakır.
Patricia'yı İtalyan göçmeni bir aile evlat edinir ve isminide "Marie" olarak değiştirir. Marie'nin kabus dolu günleri böylebaşlar. Aile, sadist duygularını tatmin etmek için onu evin mahzenine hapseder.Karı-koca, küçük kıza yıllarca inanılmaz işkenceler eder. Komşularınaşirin görünen ailenin bu işkencelerinden kimsenin haberi yoktur.
İşkencelere daha fazla katlanamayan Marie, 17 yaşında felçgeçirir. Doktorlar, hastalığının etkisiyle halüsinasyonlar görmeye başlayangenç kıza şizofreni teşhisi koyunca Marie akıl hastanesine yatırılır.Böylelikle 17 yıl ailesinden işkence gören Marie'nin akıl hastanesi macerası dabaşlamış olur. Çaresizlik içinde kıvranır; yemekyemez, hareket etmez ve sıkça intihar etmeyi düşünür. Kabusun bu ikinci perdesi de 17 yıl sürer. 34 yaşınageldiğinde, artık genç bir kadın olan Marie'ye yanlış teşhis konulduğu;yıllarca boşu boşuna şizofren tedavisi uygulandığı, aslında ağırdepresyon geçirdiği ve panik atak yaşadığı anlaşılır.
Arkadaşlarınınyardımıyla hastaneden çıkan Marie'nin önünde iki seçenek vardır: Ya hayatının sonuna kadarbirilerine bağımlı yaşayacak ya da kendi hayatını kurmak için mücadeleedecektir. Marie yaşadıklarına ve ziyan olmuş yıllarına aldırış etmez; yılmaz, küsmez,öfkelenmez ve hayat yolculuğuna sıfırdan başlamayı seçer. Yaşamının gerikalanında çektiği bütün acılara rağmen yaşama sıkıca tutunmaya ve kendihayatını kurmaya karar verir. Marie, b irçoğumuzun" Bu yaştan sonra ..." diyerek pes ettiği bir yaşta, Salem State Üniversitesinde psikiyatri okumaya başlar. Marie ," Aklî dengesi yerinde değil, okuması imkansız ." dedikleri halde okuldanmezun olur.
Üniversite yıllarında muhasebeci Joe Balter ile evlenenMarie'nin mutluluğu kısa sürer. Evliliğinin 6. yılında eşi vefat eder.Marie'nin daha çekecek çilesi vardır. Öz annesi tarafından yurda verilen,bakıcı ailesinden 17 yıl işkence gören, yanlış bir teşhisle hastanede 17 yılınıgeçiren, en son sevdiği adamı kaybeden Maria; bir süre sonra da meme kanseriolduğunu öğrenir. Bu kötü habere rağmen yaşama sevincini kaybetmeyen ve kanseriyenen Marie, eğitimine devam eder. Harvard Üniversitesi'nde yüksek lisansyapar. K endini işine verir; psikiyatrikhastalarla çalışır, konferanslar verir. MarieRose Balter, 58 yaşına geldiğinde onu heyecanlandıran bir olay yaşanır; 17yılını geçirdiği Danvers State Akıl Hastanesine yönetici olarak atanır.
Marie, göreve başladıktan sonrayaptığı açıklamada; " Eğer affetmeyi öğrenmeseydim, bir damla bilegelişemezdim. Yaşamım ziyan edilmiş bir yaşam olurdu. Ve bugün bu hastaneyeyönetici olarak dönemezdim. " der.
Marie Rose Balter, daha sonra anılarını ve mücadelesini"Sing No Sad Songs" isimli bir kitapta toplar. Onun acı ve hüzün dolu bu hayathikayesi, 1986 yılında "Nobody's Child" isimli filme konu olur. Marie, 6Ağustos 1999 günü yaşama gözlerini yumar.
Marie RoseBalter; bu sıradışı yaşam yolculuğunu şöyle özetler: " En uzun yolculuk, beynimizden yüreğimize yaptığımızyolculuk. Affetmek bu yolculuğun en kestirme yolu. Affetmeyi gerektiren heryara, içinde önemli bir dersi barındırır. Dersi görebilmek için yarayı yenidendeşerek yüzleşmek zorunda kalsak bile ."
Hayat bize her zaman mükemmel şeylersunmuyor ve her şeye rağmen pes etmeyenlerin başarabileceğini fısıldıyor. Bununiçin beynimizden yüreğimize bir yolculuk yapmak, öze dönmek gerekiyor.
Yüreklerimizi hafifletmek; yaniaffedebilmek gerekiyor. Çünkü yüreğin en ağır yükü; küskünlük, öfke ve nefret.Affetmesini beceremeyenler de bu yükün altında eziliyor, yol alamıyor.
Yaşadığımız bu zor günlerin;affetmeye, arınmaya, yüreklerimizi hafifletmeye vesile olması dileğiyle.
27.05.2020