Türkiye çevre mücadelesinde en büyük miting ilk kez Muğla’da gerçekleşti dersek yanlış olur mu bilemiyorum... Google amcaya “Türkiye de en büyük çevre mitingi ilk kez nerede yapıldı?” diye sordum, aldığım yanıt şu oldu:
“Türkiye’de ilk büyük çevre mitingi, 1970’lerin sonunda Bergama’daki altın madenciliğine karşı eylemlerle başlasa da ‘en kitlesel’ ve ülke gündemine giren ilk çevre mitingi olarak genelde şu iki örnek öne çıkar:
Gökova Termik Santrali karşıtı miting (Muğla, 1980’ler sonu – 1990 başı): Yöre halkının on binlerle katıldığı miting, Türkiye’de çevre hareketinin dönüm noktalarından biri kabul edilir.
Bergama Altın Madeni protestoları (1990’lar): Ovacık altın madeni için yapılan eylemler Türkiye çapında ses getirdi ve çevre mücadelesini ulusal gündeme taşıdı.”
Yanlış düşünmemişim. İlk büyük kitlesel çevre mitingi her ne kadar hafta sonunda Muğla il merkezi Menteşe/Atatürk Bulvarı’nda akşam karanlığında olsa da olaysız sonuçlanması sevindirici olan “Temel Haklarımızdan Vazgeçmiyoruz, Toprağımızı Vermiyoruz” mitingi olmasa da o ilk yine Muğla’da yaşanmış; Hem de termik santrallere karşı!
Hafta sonunda her ne kadar “Zeytinlikleri tehdit eden maden yasasına karşı” miting yapılmış olsa da bu miting bir bakıma termik santrallere, fosil yakıtlara karşı bir mitingdi de...
Yani önceki gün Muğlalılar “Akbelen Nöbetçileri” ile omuz omuza Muğla dışından gelenlerle Menteşe’de her ne kadar “maden yasasına karşı” toplanmış olsalar da ‘bir kere daha termik santrallere ve dolayısıyla fosil yakıta karşı’ bir mitingde buluşmuş oldular...
Şaşırtıcı ama Türkiye gerçeği bu; 45 yıl sonra hala “termik santrallere hayır”, “termik santralleri kapatın” ve “Kömürsüz Muğla” pankartları taşınıp, sloganları atılıyor...
*
Tabii aradan 45 yıl geçmiş Muğlalılar hala ve bu defa Milas/İkizköylülerin yanında “Termik Santrallere Hayır” diyorlar, ama bir farkla...
Bu bir “Cumhuriyet Halk Partisi Mitingi” olmadığı gibi, Muğlalıların mitingi de değildi...
Bu miting, Türkiye'nin 30 ilinden gelen ‘köylülerin’ oluşturduğu “Toprağımızı Vermiyoruz Platformu”nun, zeytinliklerin madencilik faaliyetlerine açılmasını da öngören ‘7554 sayılı yasayı protesto etmek ve bu yasanın iptali’ için “Haklarımızdan vazgeçmiyoruz, toprağımızı vermiyoruz” başlığı ile zeytinliklerin talanına karşı gerçekleştirilmiş bir mitingdi.
Yoksa CHP Mitingi olsa Muğla gibi bir yerde çok daha kalabalık olurdu...
Ki Sakar altından meslektaşımız Mete Sönmez önceki gün akşam “İlçe kongresinde, ‘Yarın hepimiz Muğla'da Mitingdeyiz’ diye konuşanları bugün mitingde gören olmamış..” diye paylaşımda bulundu. Tabii beni de bir gülmek aldı...
Kongreden bir gün önce Ortaca’da CHP İlçe Kongresi vardı ve Ortaca Belediye Başkanı Evren Tezcan yeni ilçe başkanı ile birlikte geldiği mitingde önceki Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün’le toplu fotoğrafta yer almayı ihmal etmedi...
*
Evet miting bir “CHP mitingi” olmadığı gibi, CHP’lilerin yığınsal olarak, o bildiğimiz “bindirilmiş kıtalarla” katıldığı bir mitingde değildi. Elbette mitingde çevreye duyarlı CHP’liler de vardı, ama öteki partiler ve çevre hareketleri gibi pankartlarıyla, bayrak flamalarıyla topluluklar halinde miting alanına giriş yapmadılar.
CHP’liler miting alanını değil, ama CHP Menteşe İlçe Başkanlığını doldurdular. Burada bol bol Genel Başkanları Özgür Özel ile fotoğraf çektirdiler. Belediye başkanları ile yeni seçilen ve yeniden seçilen ilçe başkanlarının doldurduğu ilçe merkezi bahçesinde Özgür Özel elleriyle zeytin fidanı dikti.
Böylece Özgür Özel’in Muğla’da bir dikili ağacı oldu, ama o ağacı partisinin ilçe başkanlığının “kiracısı” olduğu bir özel mülkün (tarihi Muğla Evi) bahçesine diktiğini de biliyor muydu acaba...
Neyse aynı topluluk daha sonra miting alanında sahne önünde yerlerini aldılar. O gün orada görülen takım elbiseli kravatlı olanların hepsi CHP’lilerdi...
*
Övünmek gibi olmasın mitingi adım adım izleyip ayrıntılarıyla veren tek yerel gazete Hamle oldu. Kadir Tamer arkadaşımla genç muhabirlerimiz Mukaddes Yelin ve Aziz Şahin’i kutluyorum. Onlar miting alanından anlık haberleriyle “İnternet haberciliğinin” tadını çıkarırlarken, bize de canlı yayın tadında keyfini yaşattılar...
O gün ‘Türkiye Çevre Mücadelesi’ gönüllüleri, ‘militanları’, yaşam savunucuları Muğla’ya aktı.. Beklenenin çok üstünde binlerce kişiden, ama her kesimden rengarenk oluşan bir büyük topluluk ortaya çıktı.. O gün ‘Türkiye çevre direnişçilerinin’ kalbi gün boyu Muğla’da attı.
Ege’nin dağlarından Karadeniz’in ormanlarına, Trakya’nın nehirlerinden Mezopotamya ovalarına, Mezepotamya ovalarından Akdeniz kıyılarına kadar süren yerel ekoloji mücadelelerinin sesi Muğla’dan yükseldi.
Özgür Özel son konuşmayı yapmak üzere geldiği kürsüde günün anlam ve önemini 7554 sayılı yasaya atıfta bulunarak “Bu meydan esasen Meclis'tir. Eğer iktidarlar milletin aleyhinde işler yaparsa, millet itiraz eder ve meydana çıkar.” sözüyle özetledi...
Pazar günü Muğla’da güzel bir gündü.. Ne yazık ki yaş ortalaması çok yüksekti... Bizim kuşağın çocukları, torunları yok gibiydi.. Nitekim mitingden sonra “Akyaka Sevenler”den Özlem Ulay tarafından yapılan şu paylaşım dikkat çekiciydi:
“60 yaş üstü biz gençlèr harikaydık, İzmir, Karşıyaka, İstanbul, Datça, Aydın, katılım çok güzeldi, Atatürk Bulvarına sığmayanlar, yan kaldırımlarda destek oldular. Teşekkürler Muğla, her zamanki gibi, olaysız, coşkulu, seviyeli bir beraberlik vardı, umarım sesimizin, gücümüzün farkına varırlar.”
Umarım...
*
Mitingin açılışında Tarım Orkam-Sen Muğla Temsilcisi Bahadır Tamer, meydanın yalnızca bir toplanma alanı değil, doğayı ve geleceği savunma iradesinin somutlaştığı bir yer olduğuna dikkat çekerek “Biz ekoloji mücadelesinin hafızasıyız. Türkiye’nin her köşesinden gelen yaşam nöbetçileri ile bugün buradayız. Her adımımız direnişe, her sesimiz özgürlüğe dönüşecek” diyordu.
Ardından ekoloji mücadelesinde yaşamını yitiren aktivistler; Bergama’da altına karşı mücadele edenlerden Karadeniz’in ormanlarını savunanlara, Sinop’ta nükleer karşıtı eylemde kaybedilen Soner, Öner ve Güneş’ten, “Dereler Özgür Aksın” diyen Metin Lokumcu’ya, Kazım Koyuncu’dan Karadenizli direnişçi Reşit’e kadar birçok isim saygıyla anıldı. Saygı duruşu yapıldı..
Mitingde dünya halklarının dayanışması da vurgulandı ve Filistin direnişiyle sembolleşen Sumut Filosu’na atıfta bulunularak, “ Gazze için, Filistin için dayanışmadayız; nehirden denize özgürlüğe akıyoruz” denildi. Katılımcılar zılgıtlar ve sloganlarla özgür Filistin çağrısında bulundu...
*
Bahadır Tamer’in ardından DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve TİP Sözcüsü Sera Kadıgil’in yanı sıra KESK Eş Başkanı Ayfer Koçak, TMMOB Yönetiminden Arif Balkanay, Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Alpay Azap, Kızıl Parti Eş Genel Başkanı Candan Polat Köksal, Sol Parti Sözcüsü İlknur Başer, Yeşil Sol Parti Sözcüsü Didem Göçer, EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, Gelecek Partisi Muğla Milletvekili ve ‘Yol Grup Başkanvekili’ Selçuk Özdağ birer konuşma yaptılar...
Sanki İYİ Parti ile Zafer Partisi ve Yeniden Refah Partisi’nin yer almadığı bir “Muhalif Koalisyon” oluşmuştu...
Muhalif Koalisyon’un as solisti gibi kürsüye en son ve bir hayli geç gelen CHP Genel Başkanı Özgür Özel saatlerce orada ayakta olmalarına rağmen coşkulu kitleyi Nazım Hikmet’in ‘Yaşamaya Dair’ şiirinden “Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, / yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, / hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, / ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, / yaşamak yanı ağır bastığından.”dizelerle selamladı.
Atatürk Bulvarı’nda yapılan “Haklarımızdan vazgeçmiyoruz, toprağımızı vermiyoruz” mitinginden AYM Üyelerine seslenen Özel, “Torunlarımız için sizden adalet bekliyoruz. Bu iktidar insanımıza ve doğamıza iyi gelmedi” dedi... Özel sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu meydan esasen Meclis'tir. Eğer iktidarlar milletin aleyhinde işler yaparsa, millet itiraz eder ve meydana çıkar. Ankara'daki Meclis, Muğla'nın doğasına kasteden bir düzenleme yaptı. Eğer Meclis sizin sesinizi duymuyorsa o Meclis bugün Muğla'daki meydandır. Efsaneye göre zeytin ağacı tarihte bu topraklarda yaşamış olan Homeros'un kulağına eğilip 'Herkese aidim ama kimseye ait değilim. Senden önce vardım, senden sonra var olacağım' demiştir. Zeytin kazanacak, kötülük kaybedecek.”
*
Miting de Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras da konuşma yaptı. Aynı zamanda Kıyı Ege Belediyeler Birliği Başkanı olan Aras, “Demokrasi yoksa hiçbir şeyi savunamayız. Toprağımızı ve geleceğimizi de savunamayız. Muğla her şeyiyle bir dünya mirası. Bu güzellik bazıları tarafından yok edilmek isteniyor. Antik çağlardan beri bu topraklar tarımla, kültür ve sanatla var oldu. Ancak Muğlamızın her köşesi talan edilmek isteniyor. Bizler bir avuç rantçıya karşı milyonlarız, hep beraber direneceğiz. Zeytin Anadolu topraklarının bekçisidir. Bizim atalarımız zeytin dikerdi, bu hainler zeytin söken olarak tarihe geçecek. Buna alet olan muhtarlar var. Topraklarını bu hainlere satan köylüler var. Atalarınızın size bıraktığı, göz nuruyla diktiği zeytinliklerinizi, tarım alanlarınızı bu adamlara satmayın.” derken, öteki konuşmacılar şu ifadelerde bulundu:
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları; “Vahşi kapitalizm ve emperyalist sisteme adeta uşaklık eden bir enerji politikası yürütülüyor. Bu iktidar adeta leblebi dağıtır gibi maden ruhsatı dağıtıyor. Mecliste çıkan yasalar bu ülkede bugüne kadar çıkan en zalim yasalar. En son çıkan torba yasaya karşı parlamentodaki bütün muhalefet partileri olarak bir yürek olduk, tek imza olduk ve Anayasa Mahkemesi'ne başvurduk. Bu işgal yasasını, parsel parsel ülkeyi satmak isteyenleri AYM'ye hep beraber şikayet ettik. Biz buradan Muğla'dan AYM'ye bir kez daha sesleniyoruz: Türkiye'nin yarısından fazlasının itiraz ettiği bu yasaya hayır demenizi, veto etmenizi bekliyoruz.”
TİP Parti Sözcüsü Milletvekili Sera Kadıgil; “Muğla Büyükşehir Belediyesi bir rapor hazırlamış temmuzda. O raporda bu yasa görünümlü şirket talimatnamesi geçerse 800 bin zeytin katledilecekmiş. Raporu okurken dedim ki 'bana bir yerden tanıdık geliyor. Ben sanki bunu daha önce bir yerde okudum.' Nerede okudum biliyor musunuz? O katil, o soykırımcı, o İsrail Devleti'nin Filistin'i işgal ederken yok ettiği, 'taşıyorum' adına çöktüğü zeytin sayısıdır. 800 bin zeytin. Ancak böyle bir kötülüğü bir ülkeye ancak İsrail ve İsrail'in yanaşmaları yapar.”
Yeni Yol Grup Başkanvekili Muğla Milletvekili Selçuk Özdağ; “Muğla'da enerji üretilmez, üretilirse temiz enerji üretilir, rüzgar enerjisi üretilir, güneş enerjisi üretilir. Burada başka bir enerjiye yer yoktur, kömüre ihtiyaç yoktur burada.”
TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap; “Bugün bir miting yapmıyoruz. Burada toprağımıza ve ağacımıza değil, sağlığımıza ve geleceğimize de sahip çıkıyoruz. Bu ülke sahipsiz değil”
KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak; “Doğaya saldırı hepimize saldırıdır. Karadeniz’de derelerine sahip çıkanlara, Şırnak’ta ormanlarını koruyanlara, havasına, suyuna, ekmeğine sahip çıkanlara selam olsun. Biz çocuklarımıza onurlu, aydınlık ve sağlıklı günler bırakacağız.”
TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Arif Balkanay; “Bugün biz konuşmazsak ormanlarımızı bitirecekler, dağlarımızı un ufak edecekler, zeytinlerimizi sökecekler, tarım alanlarımızı yok edecekler. Konuşmazsak şu güzelim ülkemizin her metrekaresini dostlarına, sermayeye peşkeş çekecekler. Bilmiyorlar ki memleketin sahipleri var. Biz varız”
Kızıl Parti Eş Genel Başkanı Candan Polat Köksal; “Bugün Muğla’nın köylerinde çeşmelerinden su akmazken termik santrallerin soğutulması için tonlarca su harcanıyor. Geleceğimiz rant uğruna işgal ediliyor. Köylerimizi, topraklarımızı elimizden alacaklar ve patronlara peşkeş çekecekler. Ama bu topraklar bizim geleceğimiz.”
Sol Parti Parti Sözcüsü İlknur Başer; “Dünyada devletten en çok ihale alan 10 şirketten 5’i Türkiye’de. Bu 5 şirketin içinde maden yasasını uğurlarına çıkarttıkları LİMAK var. Topraklarımızı, doğamızı katlederek servet transferlerini bir avuç sermayeye ve sömürücüye akıtıyorlar. Bu ülke halkının emperyalistlere tahammülü yoktur. Bu iktidarı ve emperyalistleri bu ülkeden kovacağız”
Yeşil Sol Parti Temsilcisi Naci Sönmez; “Bunu sadece Muğla’da 5-10 zeytin ağacına yapılmış, 1-2 köye yapılmış saldırı olarak görmeyin. Bu emperyalizmin, kapitalizmin bu bölgede yeniden kendisini inşa etme saldırısıdır.”
EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan; “AKP yönetimi, saray rejimi Türkiye’de en fazla özelleştirmeleri ve yağmayı yapan iktidardır. Tarihe de öyle geçecek.”
--------------- ---------------
GÜNÜN SÖZÜ; Eskiden ağlanacak halimize gülerdik, şimdi zil takıp oynuyoruz. --Levent Kırca