Oruç'un Fazileti ve Ramazanlar

Düz bakıştan başka zengin bakışı olmayanlar için oruç, sadece dinî ve özellikle İslam dini çerçevesinde bir ibadettir. Oysa eski kültürlerden beri, adı farklı farklı olmakla birlikte “oruç kültürü” vardır. Pagan kültürlerinde de, Budist kültürde de, diğer semavi dinlerde de oruç vardır. Tutulma şekilleri farklı da olsa, “vücudun beslenmesinin geçici olarak durdurulması”, sadece İslamiyet’te değil, bilinen kadim kültürlerde de vardır. Bunu sistematik bir “ibadet” hâline getiren son din olduğu için, İslamiyet’e mal edilmesi de normaldir. Sade Müslümanlar diğer kültürleri bilmediklerinden, din ile alakası olmayanlar da  “peşin hükümlü” olup konuyu içselleştirmediklerinden, ortada bir cehalettir, gidiyor.

Bir insanın Müslüman olması için 5 şart var. Oruç bunlardan biri. Kelime-i şehadet, Müslüman olmanın ilk adımı; onu dilinle ikrar edip kalbinle tasdik ettiğinde Müslüman oluyorsun. Diğer 4 şartın ortak adı: ibadet… Yani namaz kıldığına nasıl bir ibadet etmiş oluyorsan, zekat verdiğinde, hacca gittiğinde ve oruç tuttuğunda ibadet etmiş oluyorsun. “İbadet” denilen ritüel de “yaratıcı güç” ile yaratılan arasında irtibat kurmaktır. Bu bir tür, yaratıcı güç ile yaratılan arasında bir duygusal ve manevî ilişkidir ama belki bu bizim henüz fark etmediğimiz bir “enerji” alış-verişidir. (Şimdilik “enerji” diyorum… Belki bilmediğimiz ve bu yüzden de adını koymadığımız bir ilişki ve iletişim şekli vardır.) İlâhî gücün şekli ve sınırına beşer olarak vakıf değiliz. Bu tür ritüellerdeki özdeşleşme imkânının insan ruhunda ve bedeninde meydana getirdiği gelişme ve değişiklikler olduğu bir gerçek ki, neredeyse bütün kültürlerde bu tür ilişkiler var.

Zekât ve hac, maddi varlıklara dayalı ibadetlerdir ve bunların düalistik boyutunu, Aliya İzzetbegoviç (1925-2003) “Doğu ve Batı Arasında İslam” adlı eserinde geniş ve ikna edici bir şekilde izah etmiştir. Oruç, temeli biyoloji olan bir ibadettir ve “insan biyolojisi” demek olan beden’in bir ibadetidir. Beden denilen olgu da milyarlarca hücreden oluştuğuna göre, oruç da milyarlarca hücreyi doğrudan etkileyen bir ibadet şeklidir.

Dinlerin birer manevi zenginlik olduğuna inanılır ve din ile biyoloji arasında ilişkinin olmayacağı düşünülür. Oruç ile “ilahî tevhid gücü” bedenlerde ve bedenlerin her hücresinde hissedilir. “Bedeni gıdasız bırakarak nefsi terbiye etmek” değildir işin özü… İşin özü bedendeki her hücre zerresi ile ilahî gücü hissedebilmektir.

En yaygın pagan ibadetlerindeki “trans halleri”nin, “meditasyonlar”ın ne olduğunu zannediyorsunuz? Onlar da bir tür “ilahî güç” ile irtibata geçerek ruhu arındırma ritüelleri.  Onlarda da bedenin ilahi güç ile özdeşleşmesi amaçlandığı için, bir tercih olarak oruç da var.

***

Yaşım gelmiş 69’a…

Allah daha ne kadar ömür verecek bilmiyorum.

Geçenlerde takvime baktım da bu benim üçüncü kış Ramazanım… Hatırladığım ilk ramazanlar 1962-63’te… Ve o Ramazanlar Ocak-Şubat aylarında idi. İkinci kış Ramazanlarını 1990 sonlarında yaşadık. Allah nasip ederse bu yıldan itibaren kış Ramazanlarını bir daha yaşayacağız.

11 ayın sultanının 11. günündeyiz. Oruç tutabilenlere ne mutlu!... Orucun ulûhiyetini zerrelerine kadar hissedebiliyorlar. Tutamayanlar da icabetini yerine getirerek bu manevî tatmin elde ederler.

***

Sonraki zamanlardan pek bir şey hatırlamıyorum ama çocukluk Ramazanları derin izler bırakmış. Köydeyiz… Ocaklığın (Şimdi “şömine” oldu adı.) olduğu odada büyükler sahur (O zaman “süfür” derdik.) yapardı. Kardeşim rahmetli Ademle ben, sabah kalkar kalkmaz ocağa bakardık. Çünkü gece yenen böreğin bir kısmı, biz yiyelim diye ocaktaki külün üzerine tepsi ile bırakılmış olurdu. Biz kalktığımızda evde kimse olmazdı ki!... Kimi bağa-tarlaya gitmiştir, kimi bahçeye, kimi koyun ve keçileri otlatmaya!... Ufak kız kardeşlerimiz de anamızın veya ablamızın sırtındadır… Evde kardeşim rahmetli Adem’leyiz. O böreğin tadıdır biraz bende Ramazan.

Sonraki yıllar, soğuk kış günlerinde (ve artık şehirde) geçecektir Ramazanlar.

Allah herkese oruç tutacak sağlık versin.