Önce 12 Eylül’e götürdüler, sonra bu günlere getirdiler!

Abone Ol

Tamı tamına 45 yıl geçmiş. Bugün 12 Eylül 1980... Bundan tam 37 yıl önce 12 Eylül 1980 tarihinde Türkiye'nin geleceğini her alanda etkileyecek “12 Eylül Darbesi” meydana geldi. Yaşananlar hala belleklerde... Dönemin faşist Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren öncülüğünde yapılan 12 Eylül 1980 askeri darbesinin etkisi 45 yıl geçmesine rağmen hala sürüyor.

Önce bir dünkü yazımla ilgili özür dilemek istiyorum.

Önceki günkü “Dün İzmir'in Dağlarınca Çiçekler Açarken” başlıklı yazımda, CHP’nin kuruluş yıl dönümü etkinliklerinin CHP Menteşe örgütü tarafından gerçekleştiğini belirtirken İl Örgütü yokluğunu eleştirmiştim. İl Yönetimi’nden Dilay Uçar Hanımefendi, tören ve çelenk sunumunu İlçe Başkanı ile birlikte yapan kişi olduğunu belirterek “İl Başkanımın İl Başkanlık vekaletini bana emanet ederek gittiğinin bilinmesini isterim” dedi. Bu gelişmeden haberdar değildim. Üzgünüm. Bu iletişim kazası için herkesten özür dilerim...

+

Dünkü “CHP İl Başkanı Zekican Balcı lütfen boş yapma!” başlıklı yazıma da değişik konulu yorumlar geldi. Bazıları “provokasyon” kokuyordu. Bodrum’dan ‘ Muğla Arama Kurtarma Acil Yardım Derneği (MAKAY) Kurucu Başkanı Ahmet Değirmenci ise şu yorumu yapıyordu:

Siyaset ilkeler üzerinden yapılırsa değer kazanır... Başımıza gelen olumsuzlukların ve mevcut içinde olduğumuz durumun müsebbibi de bu liyakatsız, sorumsuz kişilerdir. Siyaset kurumu, sorumluluk gerektirir, haydi başkanım adliyeye kadar yürüyelim, Muğla ya yürüyelim ile olmaz. 12 Eylül Faşizmini yaşasalardı bilirlerdi.

12 Eylül’ü iliklerine kadar yaşamış biri olarak bu yoruma katılmamam mümkün değil... Camiler bile bombalandı, sol örgütlerin üzerine yıkıldı... Sadece Çorum Katliamında 57 Alevi yurttaşımız katledilirken, Malatya’da 3'ü çocuk 8 kişi katledildi, bin iş yeri de tahrip edildi. Maraş olaylarında ise 105 kişi yaşamından oldu, 176 kişi yaralandı, 210 ev, 70 iş yeri tahrip edildi. Bir çok kadına tecavüz edildi.

Bütün bunlar (Çorum hariç) 1978 de yaşanmıştı.

12 Eylül’e giden yolun döşenmesinde bu katliamlarla birlikte suikastlerin yarattığı dehşet ortamının büyük payı vardı...

+

Ekonomi çok kötüydü. Hükümet dayanmıyor, biri kurulup biri yıkılıyordu.

İlk büyük şoku 1977 1 Mayıs’ında Taksim Meydanı’nda yaşadık. O 'Kanlı 1 Mayıs' ta 33 kişi hayatını kaybetti. 29 Mayıs’ta İzmir Havalimanı'nda Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Bülent Ecevit’e silahlı saldırı düzenlendi. Sağ kurtulan Ecevit, kontrgerillayı suçluyordu.

1978’in 15 Ocak’ında sol ve sağ şiddet olayları arttı, son iki haftada 30’dan fazla kişi öldürüldü.. 16 Mart’ta İstanbul Üniversitesi’nden çıkan sol görüşlü öğrenci grubunun üzerine bomba atıldı ve otomatik silahlarla üstlerine ateş açıldı... ‘16 Mart Katliamı' adı verilen olayda yedi öğrenci öldü, 47 kişi yaralandı. 17 Nisan’da Adalet Parti’li (AP) Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu, kendisine gönderilen bir bombalı paketi açarken, gelini ve iki torunuyla birlikte yaşamını yitirdi.. Sokak gösterileri günlerce sürdü.

Aynı yıl 11 Temmuz’da akademisyen Bedrettin Cömert Ankara’da katledilirken, 4 Ekim’de MHP İstanbul İl Başkanı Recep Haşatlı, oğluyla birlikte evinde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Bir sol örgüt üstlendi... 9 Ekim’de Ankara Bahçelievler’de Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi 7 öğrenci, Abdullah Çatlı ve Haluk Kırcı’nın da aralarında olduğu Ülkücüler tarafından evlerinde öldürüldü. 20 Ekim’de İTÜ Elektrik Fakültesi Dekanı Bedri Karafakioğlu İstanbul’da uğradığı silahlı saldırı sonucunda yaşamını yitirdi.

27 Kasım’da Abdullah Öcalan PKK örgütünü kurdu...

Sadece 12 Eylül’ün değil, başka şeylerinde taşları döşenmeye başlamıştı...

+

1979’un ilk suikastının hedefi ise 1 Şubat’ta Milliyet Gazetesi Başyazarı ve Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi oldu. İstanbul Nişantaşı’ndaki evinin önünde Mehmet Ali Ağca tarafından katledildi. 19 Kasım’da da Milliyetçi gazeteci - yazar, eski AP Milletvekili İlhan Egemen Darendelioğlu İstanbul’da uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti. Sanki “Bir bizden Bir Sizden” deniliyordu. Sonradan anlaşılacaktı, sağlı sollu katledilenlerin çoğu “aynı silahla” suikasta uğramıştı...

Ve 1980...

Önce 24 Ocak Kararları alındı... Uygulama için Başbakan Süleyman Demirel, 12 Eylül’den sonra Başkan ve Cumhurbaşkanı olmakla kalmayıp bugünlerin taşlarını döşemeye devam edecek olan Turgut Özal'ı Başbakanlık Müsteşarlığına atadı ve IMF ile anlaşma imzalandı.

Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan, “Demirel hükumetini” kerhen destekleyerek  “kadayıfın altının kızarmasını beklemeye” başladı... Kadayıf 12 Eylül 1080’de kızaracaktı!!!

Kadayıf kızarırken, 6 Nisan’da Fahri Korutürk’ün Cumhurbaşkanlığı süresinin sona ermiş ve Meclis onlarca defa tekrar oylama yapıp cumhurbaşkanı seçememişti...

Bu sırada 27 Mayıs’ta MHP’li eski bakanlardan Gün Sazak, Devrimci Sol örgütü üyeleri tarafından aracına binerken katlediliyordu. 17 Haziran’da Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, kuvvet komutanları ve Genelkurmay 2. Başkanı Necdet Öztorun'a kod adı 'Bayrak Harekatı' olan bir darbenin 11 Temmuz 1980'de gerçekleştirilmesi talimatını veriyordu...

+

Ancak 2 Temmuz da Süleyman Demirel hükumetinin güvenoyu almasıyla 'Bayrak Harekatı' ertelendi.

4 Temmuz 1980’de de Maraş’ta yaşanan Alevi-Sünni çatışmasına benzer olayların tekrarı Çorum'da yaşanıyor ve olaylarda resmi kayıtlara göre 57 kişi katlediliyordu. 19 Temmuz’da da eski başbakanlardan Nihat Erim İstanbul Dragos'ta öldürülürken, 22 Temmuz’da ise misilleme olarak DİSK'in eski genel başkanı, Maden-İş Sendikası Başkanı Kemal Türkler katlediliyordu...

Bu katliamları Fatsa nokta operasyonu izliyordu. 11 Temmuz’da sabah erken saatlerinde asker ve polis "nokta operasyonu" düzenlenmiş ve Fatsa Bağımsız Belediye Başkanı Fikri Sönmez ile beraber 300 kişi gözaltına alındı.. Sosyalist Başkan Terzi Fikri daha sonra 4 Mayıs 1985’de cezaevinde yaşamını yitirecektir...

İsrail 30 Temmuz 1980'de Kudüs’ü başkent ilan ederken, Millî Selamet Partisi (MSP) de 6 Eylül’de Konya'da “Kudüs'ü kurtarma yürüyüş ve mitingi” düzenleyecektir... Mitinge 100 bin kişinin üzerinde katılım olmuş, bazı kişiler şalvar, cübbe ve sarıkla, eski harflerin bulunduğu pankartlarla gelmiş ve “Şeriat gelecek, vahşet bitecek”, “Dinsiz devlet, yıkılacak elbet” gibi sloganlar atarlarken, Türkiye 12 Eylül’e faşist darbe ile uyanmıştır...

+

Darbenin ardından sağlı sollu 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 bin kişi için idam cezası istendi.. 517 kişiye idam cezası verildi, 50 kişinin cezası infaz edildi... 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı, 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurt dışına gitti. 171 kişinin gözaltında işkenceden öldüğü belgelendi.. 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hakimin işine son verildi.. İşkencehaneler haline gelen cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirirken, 14 kişi de açlık grevinde can verdi...

Gazeteler 300 gün yayın yapamadı, 13 büyük gazete için 303 dava açıldı, 39 ton gazete ve dergi imha edildi. 31 gazeteci cezaevine girdi, 300 gazeteci saldırıya uğradı... Üç gazeteci silahlı saldırıda katledildi... O 31 gazeteciye darbeden sonra ben de eklendim...

Faşist Kenan Evren ve cuntayı eleştiren, 1983 Ağustos’unda “Hamlar Eriyor, Şimdi Turşu Zamanı” başlığı ile kaleme alınmış yazımda şu fıkrayı yazmıştım:

“Şili Devlet Başkanı (Cunta Başı) Pinoşe’ye (Pinochet) soruyorlar:

- Efendim turşu kurmak mı kolaydır, cunta kurmak mı?

Pinoşe “Cunta kurmak kolaydır evladım” diye karşılık verince soruyu soran şaşırır, “Hiç olur mu efendim, koskoca devlet yönetimi turşudan kolay kurulur mu?” diye sorusunu tekrarlar.

Pinoşe ise “Kurulur, kurulur” diyerek şöyle yanıt verir:

“Turşu kurmak için çok sayıda hıyar gerekir. Cunta kurmak için ise 3-5 hıyar yeter.”

+

Faşist Cunta: Milli Güvenlik Konseyi 5 kişiden oluşuyordu. Benim “Pinoşe için yazılmış bir fıkradır” savunmam bu yüzden işe yaramadı ve yargılandığım Sıkıyönetim Komutanlığı askeri mahkemesinde hapis cezasına çarpılmam yetmemiş gibi, birde Diyarbakır’da gözetim cezasına çarpıldım... Neyse ki gözetimi Muğla’ya aldırabilmiştik...

İlhan Selçuk rahmetli yazılarında üç yıldız kullanırdı, hep merak ederdim. Cezam bittikten sonra bir yemekte sordum. Yanıtı “Yazın ile o fıkra arasına üç yıldız atsaydın bu cezayı çekmezdin” olmuştu...

O günden sonra üç yıldızı ben de kullanır oldum. Şimdiler de tek yıldız atıyorum...

---------------                 --------------

GÜNÜN SÖZÜ; Sadece sevgiye tutunacak gücü olan yaşar. --Theodor Adorno