Oktay Ekinci, Kent Suçu, Bahattin Gümüş...

Mimarlar Odası Muğla Şubesi, Menteşe Belediyesi’nin desteklediği etkinlikte “Oktay Ekinci anısına

Çevre ve Kent Mücadelelerini konuşuyor”...

Oktay Ekinci’yi 15 Ekim 2013 de kaybettik... O günden beri anıyoruz, arıyoruz... Ama yaşıyor, yaşatılıyor...

“Kent suçlarında”, “Çevre suçlarında”, o suçları işleyenlere karşı verilen mücadelelerde anılıyor, yaşatılıyor... Pek çok mücadeleye esin kaynağı ve rehber olmaya devam ediyor.

Tabii Mimar Odalarının da hakkını yemeyelim.

Oktay Ekinci’yi, O’nun doğal ve tarihi çevreye, kültürel değerlere, sivil mimarlığa, yaşatılan ve yaşanılan kentlere bakışını, yaklaşımını, “mimarlık mesleğinde ahlakını”, “dürüst mimarlığını” yaşatma çabalarını, “vefakarlıklarını”, “saygılarını” görmemek mümkün değil...

Tabii ki Mimarlar Odası Muğla Şube Başkanı Gamze Türk Oğuz ve genç mimar arkadaşlarını da özellikle kutlamak gerekiyor. Kaç yıldır etkinliklerini O’nun anısına gerçekleştiriyorlar. 10 yıl önce O’nun adına başlattıkları anma etkinlikleri adeta “Oktay Ekinci Akademisi” gibi sürüyor.

Her sene olduğu gibi bu senede çok önemli, Oktay Ekinci’yi anarken tam da O’na yakışır can alıcı bir konu belirlemişler. Yaşıyor olsaydı bu konu için hem de yerel seçimler öncesinde “Aferin çocuklar, işte bu..” derdi.

Menteşe Belediyesi ise iş güç işte, başını kaldıramadığı, çok daha önemli işler olduğu için 10 yıl geçti hala O’nun adını hem O’na hem Muğla’ya yakışır bir yere verebilmiş değil...

xx xx xx

Yüksek Mimar, Gazeteci-Yazar, Karikatürist Oktay Ekinci, aramızdan çok erken ayrılışının 10. yılında bu gün (18 Kasım 2023 Cumartesi) Menteşe’de restorasyonunda sevgili eşi Zehra Ekinci ile imzalarının olduğu Konakaltı Kültür Merkezinde, Nail Çakırhan Salonu’ndasaat 13.00 de başlayacak etkinlikte anılıyor.

Mimarlar bu seneki etkinlikte/anmada da Ö. Fikret Oğuz moderatörlüğünde “kentsel yaşam, çevre ve kent suçları, iklim değişimi” gibi konuları masaya yatırmayı uygun bulmuşlar. İsabetli olmuş.

Programa göre 1. Oturumda Dr. Öğretim Üyesi İlke Tekin ile “Modern Ulus İnşasında Muğla'da Kentsel Yaşam” ve Mimar, TV Yapımcısı Osman Güdü ile “ Türkiye'de Son 25 Yıllık Süreçte Yaratılan İmar Rantları, Çevre ve Kent Suçları Talanlar” konuları masaya yatırıyor.

Günün 2. Oturumunda Prof. Dr. Beyza Üstün ile “Yaşam Alanlarında Dönüşümde Yarına Bakış” ve Muğlalıların yakından tanıdığı Prof. Dr. M. Doğan Kantarcı ile “Güneybatı Anadolu'nun Doğal Yapısı ve İklim Değişimi Sürecindeki Değişimler İle Bazı Sorunlar Üzerine Değerlendirmeler” konu başlıklarıyla “Çevre ve Kent Mücadeleleri” ele alınıyor...

xx xx xx

Mimarlar Odası’ndan gelen davetiyeyi okuduğumda çok güldüm. Bir de anımsamam oldu... Anılarım canlandı, eskilere gittim... Kendi kendime “O yıllarda Muğla ne kadar dingin, naif ve güzeldi... herkesin birbirini tanıdığı o Muğla’daki sadece Muğla değil, kavgalarımız olsa da insanlarda bir başka güzelmiş...” dedim...

“Kent Suçu” tanımlamasını ilk kez Oktay Ekinci’den duymuştum...

Gönlümüzden hep O’nun belediye başkanı olması geçmiştir. O yüzden “korumacı” bir tavırla Oktay ağabeyi “Aman ende kent suçu lafını siyasilerin yanında etme” diye uyarıda bulunmuştum!

İki nedenle güldüm. “Kent suçu” ifadesini görünce sadece Oktay ağabey değil, aklıma ilk gelen Menteşe Belediye Başkanı Bahattin Gümüş de oldu... Bana göre kendisi Muğla’daki en büyük “Kent Suçu” işleyenlerin başında geliyor... Kuyuya bir çimento taşı attı, 40 akıllı çıkaramıyor...

Bu gün Nail Çakırhan Salonu’ndaki programda konuşmacıların nezaket gösterip Başkan Gümüş’e “Suçlu ayağa kalk” demeyeceklerinden eminim... Ama salonu dolduracak konukların ne yapacakları hiç belli olmaz... Güldüm...

Sonra da “Bahattin dua etsin Nail Çakırhan Sakonu’nda asansör yok. Yoksa kimse çıkmasa oraya gider, kalkar ben sayardım suçlarını...” diye düşündüm ve beni bi gülmek aldı...

xx xx xx

“Kent Suçu” ile ilgili bir Türkiye çalışması yapıldı mı, kent suçlarının en çok işlendiği yerler diye bir harita çıkarıldı mı bilmiyorum. Duymadım... Böyle bir şey yapıldıysa herhalde Muğla başı çekiyordur. Yapılırsa da birinciliği kimseye kaptırmayız...

“Çevre suçu” kavramının daha duyulmadığı, “Çevre”, “çevre koruma”, “çevre katliamı”, “çevre talanı” laflarının yeni yeni edildiği, duyulduğu yıllarda Ortaca’da “Antik Pisilis” kenti kalıntıları üzerinde İspanyollar bir tatil köyü kuruyorlardı... Alanın etrafı tarihi alanı korumak için değil, inşaat alanını korumak için dikenli tellerle çevrilmişti. Oktay Ekinci ve Mimarlar Odası öncülüğünde, sanıyorum bir de “Muğla Demokrasi Platformumuz” vardı... Dikenli telleri yıkıp geçmiştik... Nasıl olduysa “ özel mülke izinsiz girdiler, mala zarar verdiler” diye dava açılmamıştı. Ama dönemin Başbakanı Turgut Özal “Bir avuç çevreci Romalılardan kalma üç beş taş için eylem yapmışlar. Üç beş taş mı turizm mi önemli?” diye açıklama yapmıştı...

Çevreciler o günlerden beri o “üç beş taşın”, “ormanların” ve “koyların, kıyıların” o gerçekten önemli olan “turizm” için ne kadar değerli olduklarını anlatamadılar...!

Aslında bal gibi anlıyorlar, ama anlamazdan geliyorlar...

İşte Muğla o yıllardan beri kent suçlarının, çevre suçlarının en çok yaşandığı illerden biri oldu...

O günden beri Muğla talan ediliyor... Acı olan ise “çimento” örneğinde olduğu gibi, dün talanı frenleyen sosyal demokrat belediyelerinde bu gün o talana frensiz dalmış olmalarıdır...

xx xx xx

Bugün mimarların anma etkinliğine gidebilseydim, konuşurdum. Bunları anlatırdım.

Oktay Ekinci’den söz ederdim.

Kendisinin Menteşe’nin Eski Garaj Alanında dönemin Muğla Belediye Başkanı Osman Gürün tarafından işlenmeye kalkılan “rezidans” cinayetine dur dediğini,  Oktay Ekinci’nin bu girişimi, cinayeti Cumhuriyet’teki “ÇED Köşesinde” nasıl eleştirdiğini, bu “kent suçunun” işlenmemesi için Mimarlar Odası Muğla Şubesi’nin nasıl dava açtığını ve mahkeme kararı ile o “kent suçunun” nasıl engellendiğini anımsatırdım.

Sakın yanlış anlaşılmasın, bazen “Oktay ağabey iyi ki gitmiş... O rezidans yapımının engellendiği alanda ‘Kent Meydanı’ diye Muğlalılara yutturulmaya çalışılan o ucube meydan düzenlemesini görünce kahrolurdu...” diye düşündüğüm de oldu...

Kentsel SİT Alanı’nın orta yerine, yanan belediye sinemasının yerine kondurulan katlı otopark ile işlenen cinayeti de anımsatırdım... “Osman Gürün ile gizli rekabet içindeki Bahattin Gümüş de Devrim Gazetesinin yanındaki Kurşunlu Çıkmazı’ndaki otopark olarak kullanılan alana katlı otopark dikecekmiş, doğru mu?” diye de sorardım...

xx xx xx

Hangi birini sayayım... Hepsi bir yana şehir merkezinde trafiğin kilitlenmesini engelleyemeyen belediye sayesinde yayalar mesaiden çıkıp evlerine egzoz gazı soluyarak sarhoş gidiyorlar... Yayalara egzoz gazı solutmak “kent suçuna giriyor mu girmiyor mu?” diye de sorardım.

İnsan sağlığını ve çevre sağlığını tüketen, köylülerin yaşam alanlarını yok eden termik cinayetlerini anımsatıp, Akbelen Talanı’nı sorguladıktan sonra bunlar yetmiyor gibi Bayır’da taammüden cinayet denilebilecek “Çimento yatırımının” hangi kent suçuna girdiğini de sormadan edemezdim...

Karabağlar Yaylasında işlenen cinayetlere dikkat çekerdim...

Gerisini siz sayın...

Bugün orada olabilseydim ya Bahattin Gümüş veya ben o salondan “Yeter ya!!!” diye bağırarak çıkardık...

xx xx xx

Sevgili Oktay ağabey iyi ki seni tanımışım...

Ama keşke “Kent Suçu”nun ne olduğunu senden öğrenmemiş olsaydım...

Bilmek iyi değil, kahroluyorum...

Ruhun şad olsun

----------- ----------

GÜNÜN SÖZÜ;Güneşe saygıdandır, Çiçeğin boyun eğmesi. Bütün aşklardan yücedir, İnsanın insan sevmesi.--Aşık Mahzuni Şerif