Nezaketin Efendisi

“Nezaketin Efendisi”nin ismini burada paylaşmayacağım. Yazımı okuyanlar yazı, gazetemizin veya hangi sosyal ağın paylaşımındaysa yorum kısmına ismini yazsınlar da hepimiz kendisini alkışlarla, saygıyla ve sevgiyle taçlandıralım.

Şehrimin hazineleri tükenmek bilmiyor. Muğla’nın güzellikleri tabiatı, iklimi, tarihi ile tamamlıyor elbet. Asıl tamamlayıcı şehre hayat ve kimlik veren insanları. O güzel insanlarının elinin değdiği yerde “hayat” bütün ruhuyla karşımızda.

Muğla’nın eski sokaklarında dolaşırken yaşadıklarım önceleri siyah beyaz bir filmken güler yüzlü tatlı dille bir insanla karşılaştığımızda rengarenk oluyor. Bütün sokaklara, evlere hayat akıyor insanlarla. Mana eşyadan çok insanın kendisinde.

İşte Muğla’ya kanat geren güzel insanlardan birinden bahsetmek istiyorum bugün. Yorulmak nedir bilmeden sanat, kültür adına oradan oraya koşan bir karınca belki bir arı. Arı, daha güzel benzetmeye tabi olacak bu güzel insan için. Her elini attığı işte bal tadında güzellikler buluyorsunuz.

Kendisiyle daha yakın ilişkiler kurmaya başladığımdan beri hayatımdaki kendime ait bazı olmazsa olmazlarımın değişmeye başladığını fark ettim. Kime dokunsa kiminle bir araya gelse nezaketi, edebi ve güzel ruhuyla insanları kavrayıp tek öznenin “insan” olduğu sınırı olmayan bir bakış açısıyla kucaklandığınızı hissediyorsunuz.

Her kesimden insanla kucaklaşabiliyor bu güzel insan. Bir Muğlalı olarak kentliliğin farkındalığını o zarif, duru Türkçesi’ndeki “siz” hitabındaki nezaketten anlıyorsunuz. Karşısındaki yaşı kaç olursa olsun, mevkisi ne olursa olsun “siz”in “biz”de buluştuğu son derece içten zarafetle buluşuyorsunuz. 50’li yılların filmlerinde, romanlarında tesadüf ettiğimiz bir İstanbul beyefendisini Muğla’da kanlı canlı yanı başınızda görebilirsiniz.

Kendisi Muğla’nın eşrafından köklü bir ailenin ferdi. Asaletini doğal terbiyeye sahip duruşundan, tavırlarından hissedebilirsiniz.

Kendisinin yaşamına dair hikâyeleri başka bir yazımda daha ayrıntılı paylaşmak istiyorum. Benim için bu yazıda asıl paylaşmak istediğim soyları tükenmek üzere olan bu kendine has özel, zarif, nazenin, edepli, saygılı ve de her şeyden öte insanı insan olduğu için şartsız koşulsuz kucaklayan bir şahsiyetin varlığından dem vurmak.

Kaybolan, yitip giden “insan”a ait güzelliklerin elinden tutmak ve zaman kaybetmeden bu güzel mayanın sahibi insanların mirasını her şeyin sunileştiği, tamamen sömürüldüğü ve insana ait tüm hasletlerin ellerinden alındığı evlatlarımıza aktarmak. Onların da insana dair güzellikleri yaşamaya hakları var. Sevginin, saygının, nezaketin, edebin, ahlakın, adaletin, zarafetin, vefanın, merhametin sadece kelimelerden ibaret olmadığını yaşandığı ve yaşatıldığı ölçüde varlığının “insan”a insan olarak neler katacağını bilmelerini, bulmalarını ve de yaşamalarını sağlamak. Yaşatmak için yaşamamız, deneyimlememiz gerekmez mi?

Ve karşımızda “Nezaketin Efendisi” ya da “Efendileri” dururken onların gelecek kuşakları bu değerlerle, güzelliklerle mayalamalarına olanak sağlamalıyız.

“Nezaketin Efendisi” erken doğanlardan olsa da oturayım da rahatıma bakayım demez. Yaşadıkça, paylaştıkça, öğrendikçe ve okudukça hayat insan için bir anlam taşımaya devam ediyor, der. Yaş olarak fiziksel sıkıntıları olsa da aklın ve ruhun gençliğini, hayatiyetini üreterek, hizmet ederek, paylaşarak yaşatmaya kararlıdır. Azim ve sebatını insana huzur veren sükunetinde hissedebilirsiniz.

Hangi şartlar altında olursa olsun yapılacak her türlü çalışmada paylaşımcı, özverili, kırmadan incitmeden nezaketle sorunları çözerek ilerlemeye hatta sonuca ulaşmaya çalışır. Zaman zaman insanız ya, kırdığımız; benliğimizin tesirinde sınırı aştığımız anlar olabilir. O anlarda kırılsa bile bunu kafasında yaşatmaz, ona göre yaşananlar “an”ın hükmündedir. Gelip geçicidir ve insandır, der geçer.

Ve her çalışmanın sonunda yapılan çalışmanın her türlü işçiliğini üstlenir. Her yerdedir, gocunmaz, yorulmaz, tükenmez. Bu kadar sabırlı olması önceleri beni de düşündürmüştü. Sonra aynı ruh hali yanında durdukça bana da sirayet etmeye başladı. Çünkü O, her şeye güzel bakıyor, güzel görüyordu.

Ve sanat onun ruhunu terbiye etmiş ve yediverenler gibi zarafetle donatmıştı. Kendisine hitap ederken bile “….. Abi” derken “siz”in sıcaklığını hissedebiliyorsunuz. Kendisi baştan ayağa şiirle dolu. O kadar şiiri belleğinde barındıran “Nezaketin Efendisi” mısra mısra dokumaya devam ediyor şehrimizi.

Muğla’nın güzelliklerini mısralarda onun ağzından en güzel seslendirmeye tabi olarak dinlemek sizi farklı ruh iklimlerine götürüyor. Ezberlediği her şiir onun dilinde hayat buluyor.

Erken doğanların Muğla’da son yıllarda bütün şehre en güzel örnek teşkil edecek “Tazelenme Üniversitesi”nde yaşadıkları ve yaşattıkları hareketlilik son derece önemli bir duruşu da beraberinde getirdi. Artık bizim şehrimizde emekliler kendilerine reva görülen her türlü olumsuz bakış açısından kurtuldu. Tazelenme Üniversitesinin dokunduğu her insan tazelenmekle kalmadı hayata yepyeni sürgünler vermeye başladı. Ve bu güzel yaşın insanları gençlere, çocuklara dokunmaya başladılar. Bu sosyolojik değişimin şehre daha katacağını heyecanla bekliyorum açıkçası.

“Nezaketin Efendisi” hiç durmak bilmiyor. Durmasın da zaten. Şehre, kültüre, tarihe, insanımıza dokunmaya devam etsin. Dokunduğu yerde nice güzellikler dermeye devam edeceğiz. 

“Nezaketin Efendisi”nin ismini burada paylaşmayacağım. Yazımı okuyanlar yazı, gazetemizin veya hangi sosyal ağın paylaşımındaysa yorum kısmına ismini yazsınlar da hepimiz kendisini alkışlarla, saygıyla ve sevgiyle taçlandıralım.