İnsanoğlutoptancı bakışı daha çok sever, toptancı yaklaşımlardan daha çok etkilenir.Hakkında övgüler söz edilen, kalabalıkların tercih ettiği şeylerin"iyi" olduğuna inanır. Dolayısıyla çoğunluk tarafından beğenilmeyenve tercih edilmeyen şey de onun için "kötü"dür.
Buradaiki soru akla geliyor: Bir şey/kişi, neye ya da kime göre iyidir?
Ahlâkîdeğerlendirmelerin ölçüsü, çoğunluk tarafından beğenilmek ya da beğenilmemekmidir?
Ahlâkîilke ve kurallar; kişilerin özgür seçimi ile anlamını bulan değerlerdir. Ancakgünümüz insanının, materyalist, kapitalist ve narsist düşüncelerin etkisiyleçok da sağlıklı seçimler ve değerlendirmeler yapabildiği söylenemez. Çağıninsanı, yalnız kendisine sunulan seçeneklerden birini seçmek zorundabırakılmaktadır.
Günümüzinsanının iyi-kötü değerlendirmesi, çoğu kez anlık/günlük ihtiyaç vebeklentilerine; ahlâkî kaygılar yerine, korkularına göre şekillenmektedir.
Beğenilmeme,değer görmeme, itibar kaybetme, açığını ele verme, elde edememe, kaybetme,yalnız kalma, aç kalma, acı çekme ve ölüm vb. korkular...
Buyaklaşıma göre "iyi!" olan şey, öncelikle korkuları olan insanın buihtiyaçlarına cevap vermeli, beklentilerini karşılamalı, güvenliğini sağlamalıve arzularını tatmin etmelidir.
Gelelimsosyal ve kurumsal ilişkilerimize...
Sosyalve kurumsal ilişkilerimizde de durum faklı değil. Yaşadığımız toplumda veçalıştığımız kurumlarda insan ilişkileri benzer yaklaşımlarla şekillenmekte;söylem, tutum ve davranışlarımıza etik değerler yerine kişisel değerlendirmeleryön vermektedir. Yönetim de kişisel yaklaşımlara göre şekillenmektedir.
Sosyalyaşamda ve iş hayatında, ilişkilerimizi belirleyen bu sağlıksız iyi-kötüdeğerlendirmeleri iki önemli şeyden etkilenmektedir:
Toplum(belki de kalabalıklar demek daha doğru olur) ve otorite...
Değerlendirmelerimizöncelikle içinde yetiştiğimiz toplum ve grupların genel kabullerinden etkilenmektedir. Örneğin, çocuklarımıza hep" Büyüklerin yanında, sofradakonuşulmaz ." öğüdü verilir. Askere giden her gencimize " Ne öne çık ne de geride kal ."tavsiyesi yapılır. " Çatal kazık yeregitmez. " diyerek ortak yapılan işlerin sürdürülebilir olmadığı öğütlenir.Dolayısıyla sağlıklı bir altyapıya sahip olmayan bu toplumsal kabuller,iyi-kötü değerlendirmesinde bireylerin zihnini bulandırmaktadır. " Bir akıllıya kırk gün deli derseniz,kendisini deli sanır ." atasözü bu toplumsal etkiyi ortaya koyan güzelbir örnektir.
İyi-kötüdeğerlendirmelerimizi etkileyen diğer etken de otorite dir. Güçlü ve nüfuzlu olan kişi veya grup ile ekonomik gücüelinde bulunduranların yaklaşımı ya da tercihi, değerlendirmelerimizi doğrudanetkilemektedir.
Çoğuzaman otoritenin iyi-kötü kabulü, boyun eğme ve hoşnut etme psikolojisiylekişisel değerlendirmelere dayanak olarak kabul edilmekte, dolayısıyla baskıngücün değerlendirmesi bireylerin zihnini bulandırmaktadır. Bu anlamda otorite,bireyin özgür değerlendirme ve seçiminin önündeki bir engel olarak karşımızaçıkmaktadır. Örneğin; bu otoritenin baskısıyla, bir yöneticinin toplantısırasında bir personeline hakaret etmesi, olaya şahit olan diğer çalışanlartarafından " Görmedim, duymadım ." şeklinde geçiştirilebilmektedir.
Neyazık ki, sosyal ve kurumsal ilişkilerde "iyi" olmanın yolu toplum veotoritenin gücüne boyun eğmek, kabullenmek ve onu hoşnut etmekten geçiyor.
Sorumlulukduymak, benimsemek, rutini bozmak, söyleyecek sözü olmak, iş/icat çıkarmak(!),üretmek, öne çıkmak(!), kendisine biçilen elbiseye razı olmamak; bütün bunlar"kötü!" olmak için yetip de artıyor.
Birilerininbeklentilerine uygun davranmak, ihtiyaçlarını karşılamak, açığını kapatmak,güven(!)liğini sağlamak, görmemek, duymamak, sormamak, sorgulamamak, yedirmek,içirmek; kısaca kalabalığa katılmak ve otoriteye itaat etmek "iyi!"olmak için fazlasıyla yeterli.
Neyiniyisi? Kimin iyisi?
Galibaen iyisi Mevlânâ gibi " Suskunluğumasaletimdendir. Her lafa verilecek bir cevabım var. Lakin bir lafa bakarım lafmı diye. Bir de adama bakarım adam mı diye ?" deyip işine veyoluna devam etmek.
Veişini iyi yapmak.
30.06.2021