"Oysa en yakınımızdakilerin bile bizden nekadar uzakta olduklarını zamanla daha iyi anlıyoruz. Yaşadıklarımız bazen enuzağımızda gördüklerimizin en yakınımızda olduğunu bize tecrübe ettiriyor."İnsan bu" diyoruz ya. Her şey en uzak âlem ile en yakın âlem arasında gidipgediğimiz anlarda saklı."
"Nekadar yakınsan o kadar uzaksın bana." Bu söz genç bir yazarla yaptığımız birsöyleşide aklımın bir yerinde uzun süre asılı kalmıştı. Kendi kendime, ya nasılolur en yakınındakiler ne kadar uzak olur ki, diye düşünmüştüm.
Hatta söyleşiden sonra da bunu yazarımızasormuştum. O da, gökyüzüne baktığımızda yıldızların birbirlerine ne kadar yakındurduklarını görürüz, aslında birbirine en yakın mesafede görünen yıldızlarbirbirinden kaç ışık yılı uzaktadır. Birbirine en yakın görünenler aslındabirbirini tanımaktan o kadar uzaktır ki, demişti.
O an bu cevap bana mantıklı gelse de tamanlamıyla beni ikna etmemişti. Yaşadıkça, tecrübe ettikçe gerçekten de enyakınımızdakilerin bazen en uzağımızda olduklarını fark ediyoruz. Annemiz,babamız, kardeşimiz, eşimiz hatta evladımız için bile bu geçerli. Onların içindekidünyaya ne kadar yakınız veya onları gerçekten bütün yönleriyle tanıyabiliyormuyuz? Sevgimizle kuşattığımız bir dünyadan baktığımız müddetçe vereceğimiz hercevap yanıltıcı olacaktır.
Oysa en yakınımızdakilerin bile bizden nekadar uzakta olduklarını zamanla daha iyi anlıyoruz. Yaşadıklarımız bazen enuzağımızda gördüklerimizin en yakınımızda olduğunu bize tecrübe ettiriyor."İnsan bu" diyoruz ya. Her şey en uzak âlem ile en yakın âlem arasında gidipgediğimiz anlarda saklı.
Dede Korkut Hikâyeleri arasında Deli Dumrul'unhikâyesi de bunu işaret etmiyor mu? Deli Dumrul Azrail'e verdiği söz üzere canborcunu ödemek için en yakınındakilerden başladığı arayışları evdeşindebuluyor. En yakınımızdakiler zamanı geliyor can her şeyden aziz diyerekdünyalık hevesler, ihtiraslar uğruna en yakınındakilere neler yapabiliyorlar.
Kıskançlık, haset, kibir ve anlamındaolumsuzluk barındıran her sözcüğün kullanıldığı cümlelerde en yakınındakilerineylemleri göze çarpmıyor mu? Aslında kötülük en yakınından başlıyor silsilesine.
Habil ve Kabil'den bu yana insanlar mirastantutun bütün paylaşım meselelerinde en büyük darbeyi en yakınındakiyle yaşamıyormu? "Ne kadar yakınsan o kadar uzaksın bana" derken uzaklığı mesafe ölçütleritabiki keskin ölçüler değil. Yaşanmışlıklar!
Madalyonun bir de öbür yüzüne bakalım. Uzakyakın demeden iyilikler, güzellikler, hayırlar, sevgiler işin içine girinceinsan için bütün mesafeler ortadan kalkıyor. Gurur perdesi hatta benliğe dairtüm hesaplar terk ediliyor. Her şey sevmekle başlar, diyor ya Sait Faik. Bütüninsan hikâyelerinin içinde sevgi olduğunda bütün çözümler de kendini göstermeyebaşlıyor.
Nefse dair bütün ayrıntılar yok oluyorsevginin olduğu yerde. Çıkar nedir ki, haset nedir ki, çekememezlik dersen o daneymiş. Bütün hesaplar alt üst oluyor. Her şey bir sözde, bir gülüşte, birsıcak bakışta saklı. Karşılıksız, gönülden gelen, olduğu gibi. İşte burada"insan" bütün aydınlığıyla karşımıza çıkıyor. Karanlıkta kalmış her ne varsa aydınlanıyor.
İçine attığın, söyleyemediğin her şey ortayadökülüyor.
Oysa ne demiştik? "Ne kadar yakınsan o kadaruzaksınz bana" Karşımızdakini dinlemeden anlayabilir miyiz? Ya dakarşımızdakine empati yapmadan yakınlık duyabilir miyiz? Her şey sevmeklebaşlar derken, karşılıksız dinlemekten, onu kendi canınla bir tutmaktan geçerdiyoruz aslında.
Bir de en yakının olanlar, canından bir parçaolanları kaybettiğinde anlıyorsun en yakın en uzak arasındaki mesafeyi. Seniniçin her şeyi özel kılan, seni yüreğiyle kuşatan o sevginin yerini bir boşlukbırakıyor. İşte bu boşluk insana ait yaşanan bütün güzelliklerin ne kadarkıymetli olduğunu gösteriyor. Ve yine o boşlukta aslında uzun vadedeplanladığın her şeyin bir hiçlikte anlamsızlaştığını da öğretiyor.
Bütün bunların ışığında insan ilişkileri başlıbaşına bir deneyim ve anlayışı barındırıyor. Olgunlaştıkça kazanacağımız birbakış açısı. Gökyüzüne baktık yıldızlar birbirine ne kadar yakın. Bir ailefotoğrafı elime geçiyor. Ne kadar da birbirlerine yakınlar. Her biri sevgiyletutunmuş birbirine. Ama zamana bırakalım bu fotoğrafın hikâyesini ya dadayanıklılık testini. Her şeyi yaşayarak öğreniyoruz ya.