2017’lerde kendimize göre büyük çapta süt sığırcılığı yapıyorduk. O yıllarda Kozağaç’taki çiftliğimde bir hayli zaman geçiriyordum. Yılda iki kere göçer yörükler çiftliğimin çok yakınından geçerler ve bazen biraz istirahat için uğrarlardı. Malum, yörük yörüğü kokusundan tanır hemen de sever.
O dönem sığırlarımda korkunç bir siğil hastalığı meydana geldi. Pek çok ilaç getirttik, ne tedaviler yaptık ilerlemeyi durduramıyorduk. Hatta bazı hayvanlarımızı acil kesime yollamak zorunda kaldık. Acil kesimin ne büyük maddi zarar olduğunu hayvancılıkla uğraşanlar bilirler.
İyice bunaldığım bir anda göçer yörüklerin çan sesleri gelmeye başladı, sevindim. Hoş sohbetli yaşlı bir amcam vardı, biraz muhabbet iyi gelir diye gittim yanlarına. Tabi 6-7 tane canavar gibi çoban köpeği sürüyü koruyor, yaklaşmak zaman aldı. Oturduk, amca bir çay koydu. Sohbet ederken konu sığırlardaki siğillere geldi. ‘Yahu’ dedi ‘o iş kolay, hemen git yılan kavı topla bul sığırlara yedir.’ Yılan kavı dediği, yılanın deri değiştirirken kurtulduğu eski derisi. Açıkçası pek ciddiye almadım, biraz da hurafe gözüyle görüp sanırım küçümsedim. Tabi çaresizlik de var. Türkiye’de farklı şehirlerdeki Rahvan atçı arkadaşlara haber gönderdim. Kısa zamanda, bol miktarda yılan kavı geldi. Hiç beklemeden yem karma makinasının içine attım. İnanır mısınız birkaç güne hayvanlarımın birçoğu iyileşmeye başladı. Bazılarında durum o kadar da iyiye gitmiyordu. O noktada da sevgili dostum Veteriner Hekim Ferdi Kara deneysel bir tedavi denedi ve başarılı oldu. Bu beladan böylece kurtulduk. Bir laf vardır ‘şifanın nereden geleceği belli olmaz’. Bu lafı şöyle güncelleyelim ‘çözümün kimden geleceği belli olmaz’.
31 Mart yerel seçim çalışmalarında haftalarca sahadaydım. Bir gece yarısı Yeşilyurt Mahallesinde vatandaşlarla sohbet ederken öyle fikirler, öyle projelerden bahsettiler ki. Hala takibimizde olan ve çok yol aldığımız bazı fikirlerin temeli o gece atıldı.
Siyasetçilerimizden, liderlerden beklentim hatta tavsiyem halk görüşlerine daha fazla mesai harcamaları. Hem muazzam fikirler oluşturmaya hem de kendilerini dev aynasında görme hastalığından kurtulmaya fayda sağlayacaktır. Siyaseten konum sahibi olmuş kişilerde gözlemlediğim etraflarında birkaç ’onaycı’ bulundurup zamanla yalnızlaşıyorlar. Adeta muhatap olmaktan, ulaşılabilir olmaktan uzaklaşıyorlar. İnsanlarla iletişim kurmanın besleyiciliğini unutmamalı.
Dünyada her insan birilerini ve bir şeyleri temsil ediyor. Derdini dinleyeceğimiz bir öğrenci sadece Menteşe özelinde bile on binlerin sesini ifade ediyor. Emeklimiz, köylümüz, iş insanımız her biri bilgi ve tavsiye hazinesi. Dinleyene ve anlayana.
Tabi bunun aksi örneği ve yakinen tanıdığım pek çok isim de var. Tek tek yazmaya gerek yok ama onları tenzih edelim. Her fırsatta dert dinleyen, tavsiye alan büyüklerimize ve kardeşlerimize buradan da teşekkür etmiş olalım.
Yönetimsel olarak öncelikler belirlenir. Zaten yöneticinin en önemli vazifelerinden biri budur. Doğru önceliği iyi tayin etmek lazım. Bazen gündemde bile olmayan öyle bir fikir oluşur ki, bir çok insanın hatta koca bir kentin hikâyesi değişebilir. İşte bahsettiğim ulaşılabilir olmanın, muhatap olmanın önemi burada tekrar kendini hatırlatıyor.
Gölcük Mahallesinden bir arkadaşım bana ulaştı. Mahallede bir sondaj çalışması yapıldığını ve muazzam su bulunduğunu ifade etti. Bunu kimin yaptığını sordum. Bilmediğini araştıracağını söyledi. Tekrar aradı ve özel bir sondaj olduğunu ve sonuçtan çok memnun kaldıklarından bahsetti. Malum artık su krizlerinin kapıda olduğu bir dönemdeyiz. Kendimce heyecanlandım. Belki de çözümde faydalı olabilecek bir kaynak bulunmuştur hevesiyle MUSKİ Daire Başkanı Atilla Aydaşoğlu’nu aradım. Ki kendisi de her zaman ulaşılabilir olmaya gayret gösteren idarecilerden. Konuyu anlatırken mesaj geldi. Gelen mesajdan çalışmayı zaten MUSKİ’nin yaptığını memnuniyetle öğrendim. Tabi Atilla Bey’i, MUSKİ’yi eleştirme maksatlı aramam doğal olarak tebrik konuşmasına değişti. Aramamdaki esas sebebimi de buradan okumuş olur artık. O çalışma sonucu ne oldu bilmiyorum. Ama mücadele bile bizim için yeterli. Sonuçta alışık değiliz.
Su konusu açılmışken Sayın Cumhurbaşkanımızın Marmaris’te yaptıkları konuşmada oradaydım. Sandras suyunu Muğlalılarla buluşturacağız sözü büyük bir heyecan yarattı. Beyefendinin siyasi hayatının bunca yıl başarılarla dolu olması da tam olarak bu sebepten oldu. İnsanları dinliyor, onları tanıyor, ihtiyaçlarını biliyor. Çözüm mümkünse ne gerekiyorsa sağlıyor. Ve günün sonunda dediğini mutlaka yapıyor. Dolayısıyla ben Menteşe’de bir süre sonra Sandras suyu içeceğimize inanıyorum.
Bu noktada başka şanslarımız da var. Öncelikle memleketimizin çıkarları için beraber hareket edebilen lobilerimiz oluşmaya başladı. Hem işlerim hem de büyüklerim ve dostlarımı ziyaret etmek için her ay Ankara’ya giderim. Öyle bir hal aldı ki her gittiğimde Muğlalılar Ankara’da buluşur ve vakit geçirir olduk. Geçen hafta Ankara’daydık. Bildiğim kadarıyla AK Parti ve CHP Milletvekilleri, Büyükşehir Belediye Başkanı, AK Parti ve MHP İl Başkanları, içlerinde benim de olduğum bazı STK ve topluluk temsilcileri ayrıca Prof. Dr. Aydın Ayaydın gibi kanaat önderleri ayrı ayrı çalışmalardaydı.
Memleketimizin böyle bir çıkarma yaptığını keyifle izledim. Siyasetin kızıştığı bu günlerde oluşabilecek en güzel sonuç hizmet yarışıdır. Bu oluşuyor gibi görünüyor. Muhatap olmayı, işbirliğini ve anlayışı arttırabilirsek günün sonunda kazanan Muğla olacaktır.