Muğlaspor’u küçümseyenlere en iyi cevabı sahada verdik

Abone Ol

Aslında bugün bu köşede, Muğlaspor kalecisi İsmet Yumakoğulları’nın takımını adeta elleriyle nasıl Trendyol 1. Lig’e taşıdığını anlatmak istiyordum. Ancak Play-Off süreci öncesinde yaşanan gelişmeler, yazımızın yönünü bambaşka bir noktaya çevirdi.

Yine de bu hikâyede öne çıkan isimlerden biri hiç kuşkusuz İsmet’ti. Elbette Muğlasporlu futbolcular sezon boyunca büyük bir mücadele ortaya koydu. Futbol her zaman bir takım oyunu ve bu başarıda herkesin emeği var. Ancak o kahraman kadronun içinde, özellikle final gecesinde yaptığı kritik kurtarışlarla bir adım öne çıkan isim İsmet Yumakoğulları oldu.

Elazığspor karşısında oynanan play-off finalinde seri penaltı atışlarında İsmet’in yaptığı 3 kritik kurtarış, sadece bir maçın değil, 1. Lig hayalinin kaderini değiştirdi. O anlarda İsmet Yumakoğulları, bir kalecinin takımını elleriyle nasıl üst lige taşıyabileceğini tüm Türkiye’ye gösterdi. Bu performans, Muğlaspor tarihinin unutulmaz sayfalarında ve Türk futbol hafızasında özel bir yer edinmiş durumda.

Hele o gecenin en unutulmaz anlarından biri ise hiç kuşkusuz oyuncumuz Zihni Temelci’nin kullandığı penaltı atışıydı. Deyim yerindeyse top ile Elazığ kalecisinin buluştuğu o anda, sanırım benimle birlikte tüm Muğlaspor taraftarının yüreği ağzına geldi.

Benim verdiğim tepki ise refleks olarak gözlerimi kapatıp başımı diğer tarafa çevirmek oldu. Gözlerimi yeniden açtığımda Muğlaspor taraftarının büyük sevinci vardı. Sahaya baktığımda ise Zihni’nin orta sahaya doğru koştuğunu görünce bir an ne olduğunu anlayamadım. Koca statta herkesin anlayıp benim anlayamadığım şeyi, çektiğim görüntüyü izleyince fark ettim. Kaleciden dönen top ağır ağır dönerek kaleye girmişti. O anı görünce haliyle ben de o büyük sevince ortak oldum.

O gece futbolun şansı adeta Muğlaspor’dan yanaydı. Belki de böylesine tarihi gecelerde biraz da kader devreye giriyordu. Yaşanan o an kısa sürede sosyal medyada gündem olurken, futbolseverler tarafından gecenin en dramatik ve unutulmaz pozisyonlarından biri olarak paylaşıldı.

O anla ilgili olarak sevgili dostumuz Mehmet Topbaş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda; kalecinin ellerine çarpan topun kavis alarak usul usul kaleye yönelmesinde, geçtiğimiz yıl geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden koyu Muğlaspor taraftarı ve meslektaşımız Cüneyt Erdan’ın da manevi bir dokunuşu olduğunu söyledi.

Neden olmasın!…

Bu vesileyle sevgili Cüneyt’i bir kez daha rahmetle anıyoruz. Belki bedenen aramızda değildi ama o gece, bir şekilde hepimizin yanında olduğunu hissettirdi.

Gelelim asıl konumuza…

Bundan tam 3 yıl önce, Muğlaspor Bölgesel Amatör Lig’de mücadele ediyordu. Menaf Kıyanç yönetimindeki kulüp, kısa sürede büyük bir başarı hikâyesi yazdı. Önce 2023-2024 sezonunda BAL Şampiyonluğu geldi. Ardından 2024-2025 sezonunda 3. Lig Şampiyonluğu yaşandı ve Muğlaspor, uzun yıllar sonra yeniden 2. Lig’e yükselme başarısı gösterdi.

Üst üste gelen bu başarılar bazı çevreler tarafından “şans” olarak yorumlanmaya çalışılsa da, yeşil-beyazlı camia bu söylemlere takılıp kalmadan yoluna devam etti. Muğlaspor, 2. Lig’de de hedef büyüttü ve sezonu 2. sırada tamamladı. Elbette şampiyonluk da gelebilirdi. Ancak sonuçta takım, Trendyol 1. Lig hedefi doğrultusunda play-off bileti almayı başardı.

Ne olduysa da tam bu noktadan sonra oldu. Play-off’a kalınmasının ardından, evimizde oynanan Şanlıurfaspor lig maçı sonrası yaşanan bazı olaylar, kasıtlı şekilde farklı noktalara çekildi ve Muğlaspor bir anda hedef haline getirilmeye başlandı. Bunu, Şanlıurfaspor ile oynanan play-off turunun ilk maçında çok daha net gördük. Özellikle Muğla’yı ve Muğlaspor’u küçümseyen bazı anlayışlar üzerinden çeşitli algı oyunları yapılmaya çalışıldı.

Ancak tüm bu olumsuz havaya en güzel cevabı yine sahadaki futbolcularımız verdi. Muğlaspor, deplasmanda Şanlıurfaspor’u 1-0 mağlup etti, rövanşta ise aldığı 1-1’lik sonuçla adını bir üst tura yazdırdı. Aslında verilebilecek en güçlü cevap da buydu. Çünkü bazen en büyük yanıtı saha verir.

Ardından finalde Elazığspor ile eşleştik. Bu eşleşmenin ardından söylemler daha da artmaya başladı. Muğlaspor’un alt liglerden başlayıp üst üste elde ettiği başarıları hâlâ “şans” olarak değerlendiren bazı kesimler, yeşil-beyazlı ekibi kendilerince adeta Trendyol 1. Lig’e layık görmedi.

Özellikle sosyal medya üzerinden Muğla’ya, Muğlaspor yönetimine ve taraftarına yönelik küçümseyici yorumlar yapılmaya devam edildi. Muğlaspor’un 1. Lig’de başarılı olamayacağını öne sürenler, takımın kapasitesinin ve gücünün bu seviyeye yetmeyeceğini savundu. Taraftar sayısı üzerinden yapılan kıyaslamalarla da Muğlaspor camiasını küçümseyen söylemler dikkat çekti.

Bu tür söylemlerden etkilenen bazı Elazığspor taraftarları ise maç oynanmadan Muğlaspor için helva kavurup dağıttı ve o görüntüleri sosyal medyada paylaşarak farklı mesajlar vermeye çalıştı. Final karşılaşması öncesinde yapılan bu paylaşım, iki takım arasındaki rekabetin saha dışına da taşındığını gösteren dikkat çekici detaylardan biri oldu.

Ancak futbolun en güzel tarafı da tam burada ortaya çıkıyor. Çünkü sahada mücadele eden bir takımın büyüklüğünü; şehir nüfusu, tribün sayısı ya da sosyal medyada kurulan cümleler değil, ortaya koyduğu inanç, mücadele ve karakter belirliyor. Muğlaspor Pazar akşamı sahaya koyduğu mücadeleyle bunu herkese gösterdi ve en güzel cevabı yine sahada verdi.

Tribündeki eksikliğimiz bir gerçek. Bunu görmezden gelemeyiz. Rakiplerimiz, geçmiş yıllarda elde ettikleri başarılarla bugün ekonomik anlamda da, taraftar gücü açısından da bizden daha önde olabilirler. Ancak son dönemde üst üste gelen başarılar, Muğlaspor adına artık küçümsenmeyecek bir seviyeye ulaştı.

Muğla’nın adını taşıyan tek profesyonel takım olan Muğlaspor’un, ekonomik anlamda kalıcı gelir kaynaklarına kavuşmasının önü mutlaka açılmalı. Bu konuda atılması gereken adımlar da artık zaman kaybedilmeden hayata geçirilmeli. Çünkü sürdürülebilir başarı, sadece sahadaki sonuçlarla değil, güçlü bir kulüp yapısıyla desteklenerek mümkün olur.

Taraftar konusunda ise ben o kadar umutsuz değilim. Çünkü tarih yazdığımız o Pazar akşamı Bursa’ya benimle birlikte gelen 13 yaşındaki oğlum Oğul Tamer ile Bursa’da yaşayan yeğenim Ege Eroğlu’nun gözlerindeki heyecanı görmek, bana geleceğe dair büyük umut veriyor. Üzerlerinde çubuklu yeşil-beyaz formalarıyla 10 Mayıs akşamı yaşadıkları o atmosferi, o sevinci ve o gururu hayatları boyunca unutmayacaklardır.

Belki de önümüzdeki yıllarda tribünlerin en güçlü sesleri onlar olacak. İşte bu yüzden artık unutulan bir geleneği yeniden hayata geçirmemiz gerekiyor. Maçlara sadece kendimiz gitmemeli, çocuklarımızı da götürmeliyiz. Çünkü geleceğin taraftarları bugünden yetişir. Tribün kültürü, aidiyet duygusu ve takım sevgisi ancak yaşanarak öğrenilir.

Başarı geldikçe tribünlerdeki sayı da katlanarak artacaktır. Buna inanıyorum. Çünkü Trendyol 1. Lig’de Muğlaspor’un hem kendi gücünü göstermesi hem de kendisini küçümseyenlere sahada cevap vermesi gereken daha çok hikâyesi var…