Muğla’da Sağ Da Sol Da Aynı: Sessizliğe Karşı Bir İlkeli Yaşam Manifestosu

(Sloganlar ayrı, sonuçlar ortak: Beton, torpil ve suskunluk. Siyasilerin adres değiştirdiği, doğanın can çekiştiği bu düzende; bu bir itiraz değil, bir gelecek manifestosudur.)

Dile kolay, 30 yıldır bu toprakların tozunu yuttuk, suyunu içtik. Biz bu şehre öyle dışarıdan gelip “yazlıkçı” gibi bakmadık; taşına, toprağına, zeytininin karasına sevdalandık. Çünkü bu şehir bizim. Bizim efelerin, bizim kadınların, bizim geleceğimizin şehri.

Bu topraklarda sadece yaşamadım; öğretmen olarak nice çocuğun yüreğine dokundum. Sınıfta onlara haksızlık karşısında susmamayı, liyakati, doğayı sevmeyi anlattım. Şimdi çocuklara doğruyu öğretip, büyüklerin yanlışına sessiz kalmak benim mesleğime de, vicdanıma da sığmaz gari. Bir öğretmen olarak susarsam, yarın öğrencilerimin yüzüne bakamam.

Ama gel gör ki, 30 yıldır bir masada oturunca kimin sağcı, kimin solcu olduğunu anlamak için müneccim olmak lazım gari. Herkes “aman dadımız gaçmasın” deeyoruuu ama Muğla’nın canı çıkıveeyoruuu. Kelimeler farklı ama sonuçlar hep aynı betona çıkıveeyoruuu. İşte size masadaki o meşhur *“Muğla Mutabakatı”*ndan hayatın içinden manzaralar:

1) Beton Parklar ve “Hizmet” Yarışı

Park mermerle kaplanıyo, koca çınar “modernlik” uğruna kesiliveeyoruuu.

* Sağcı deeyoruuu: “Hizmet geliyo bak, park modernleşiyo, vizyon kazanıyo.”

* Solcu deeyoruuu: “Halkın kullanımına açıldı gari, kent estetiği gelişiyo.”

Sonuç: Ne sağcı bankta oturabiliyo, ne solcu gölgede nefes alabiliyo. İkisi de güneşin alnında, o mermerin sıcağında pişip duru.

2) Kıyılar, Zeytinlikler ve “Yatırım” Masalı

Kıyılar parselleniyo, zeytinlikler parça pinçik ediliyo.

* Sağcı deeyoruuu: “Yatırım, turizm, istihdam! Yatırımcıyı küstürmeyelim gari.”

* Solcu deeyoruuu: “Yerel kalkınma, alternatif yaşam, sürdürülebilir turizm.”

Sonuç: Kıyı halkın olmaktan çıkıveeyoruuu, “proje alanı” oluveriyo. Bizim oğlan gene denize girecek yer bulamıyo.

3) Maden ve Mermer Ocakları – Dağlar Gidiyo!

Dağın tepesi oyulmuş, bembeyaz yara gibi duru.

* Sağcı deeyoruuu: “Hammadde lazım, ekonomi canlansın. Devlet izin veemiş.”

* Solcu deeyoruuu: “Kontrollü sanayileşme şart gari, istihdam sağlıyolar.”

Sonuç: O koca dağ un ufak olup gidiyo, tozunu biz yutuyoz. İkisi de “denge” derken doğanın dengesi şaşıp kalıveeyoruuu.

4) Torpil mi, “Bizim Uşak” mı?

Bir işe tanıdıkla giriliyo, liyakat hak getire.

* Sağcı deeyoruuu: “Vekile rica ettik, hallediveedi.”

* Solcu deeyoruuu: “Örgütte emeği var, yabancıya mı gitsin?”

Sonuç: İkisi de sistemi eleştirmiyo, sadece sıraya giriyo. Adalet lafı var, adalet yok gari.

5) Sağlıkta da Aynı Sessizlik

Mesele parklarda bitmiyor. Menteşe’de araştırma hastanesiyle ilgili yıllardır konuşulan ciddi iddialar var: hasta güvenliği, denetim eksikliği, çalışma koşulları, yönetim sorunları…

* Sağcı deeyoruuu: “Devletimiz bilir, şimdi kurumları yıpratmayalım.”

* Solcu deeyoruuu: “Sağlık emekçilerini hedef göstermeyelim, sırası değil.”

Sonuç: Sorunlar konuşulmaz hâle geliyor, hastalar mağdur oluyor. Parkta gölgeyi kaybeden susuyor, hastanede canı yanan da susuyor. Çünkü burada da kural aynı: “Aman dadımız gaçmasın.”

Neden Bu Manifestoyu Kaleme Aldım?

Bu yazıyı kaleme almamın bir nedeni de, Özlem Çerçioğlu gibi isimleri görmemdir. Yıllarca CHP’de siyaset yapıp, bir sabah hiçbir ilke muhasebesi vermeden AKP saflarına geçenleri görünce şunu sordum kendime: Mesele gerçekten sağ–sol muydur, yoksa sadece yer değiştiren koltuklar mıydı?

Dün “yanlış” denilene bugün sessiz kalındığını, dün itiraz edilen projelere bugün alkış tutulduğunu görünce anladım ki: Bizde sorun parti değil, ilkesizliktir. Bu geçişler bana şunu net gösterdi: Bu şehirde ve bu ülkede siyaset, çoğu zaman fikir değiştirmek değil; adres değiştirmekten ibarettir.Biz gerektiğinde bedel ödeyecek siyasetçiler istiyoruz.

Muğla’nın “Kenan”ları

Vedat Türkali’nin Bir Gün Tek Başına romanındaki Kenan’ı hatırlamak lazım. Yanlışı bilir ama bedel ödemeye gelince geri durur. Kimseyle kötü olmak istemez. Muğla’da sağcıyla solcu bu yüzden birbirine benziyo gari. Biri “yatırım” deeyoruuu, öbürü “kalkınma”... Ama ikisi de düzen bozulmasın diye susuyo. Olan doğaya, kadına, gence ve yoksula olur.

Korkuyla Büyütülen Sessizlik

Herkes içinden “doğru söylyon hoca” deeyoruuu. Ama yarın işim düşer, tanıdıkla aram bozulur diye bir beğeni bile koymaya çekiniyo. Biz kimse birbirine düşman olsun demiyoruz gari! Ama ilkeler üzerinden itiraz etmeden bu şehir yönetilmez. Sustuğunuz her haksızlık, yarın çocuklarınızın önüne mermer bir duvar olarak çıkacak. Kenan olmayın, kendiniz olun!

SON SÖZ: Gözünüzü Açın Bizim Efeler!

Bu memleket bizim; taşı da bizim, toprağı da, zeytini de, denizi de bizim. Kelimeler değil, kepçenin ucuna bakın gari. Kepçe zeytinliğe mi giriyo, yoksa halkın sofrasına mı? Muğla’ya sahip çıkın.

EK: TÜM PARTİLERİN KADIN KOLLARINA AÇIK ÇAĞRI

Dünyayı kadınların özgürleştireceğine dair inancımı hâlâ koruyorum. Ama o kurtuluş; erkek siyasetinin dilini, suskunluğunu ve konforunu devralmakla olmaz. Kadın siyaseti; alkışlı salonlarda vitrin süslemek değil, mermer zulmüne karşı pazar sepetini taşıyan kadının gölgesi olmaktır.

Bakıveen gari; kadın siyaseti demek, sadece seçim zamanı kapı kapı gezip broşür dağıtmak, erkeklerin kurduğu masalara kurabiye dizmek değildir.

* Vitrin Süsü Olmayı Reddedin: Salonlarda alkış tutan, protokolde arka sıraları dolduran "vitrin süsü" olmayı kabul etmeyin. Siyaset, o pazar filesindeki pahalılığa karşı ses yükseltmektir.

* Betona Karşı Ana Direnci: Partinizin belediyesi ya da iktidarı fark etmeksizin; bir zeytinlik kesilirken sessiz kalıyorsanız, sizin kadınlığınız siyasetin neresinde kalıveeyoruuu? Kadın yaşatandır. Doğayı öldüren projeye imza atan el sizin partinizdense, önce siz o eli tutacaksınız!

* Liyakat Kadınla Başlar: "Bizim uşak" diye torpil yapılırken sustuğunuz her an, kendi çocuklarınızın geleceğinden çalıyorsunuz. Kadın kollarının görevi liyakati savunmaktır.

* Şiddete ve Sömürüye Karşı Ortak Dil: Sağcı kadın, solcu kadın demeden; şiddet gören, tarlada emeği sömürülen kadın için birleşemiyorsanız, o binalar size sadece hapishane olur. Vicdanın diliyle konuşun.

Muğla’nın kadınları; tütünde, zeytinde hep en öndeydi. Şimdi bu şehri "Kenanlar"ın suskunluğundan kurtaracak olan da sizin cesaretinizdir. Erkek siyasetinin gölgesinde serinlemeyi bırakın; o gölgeyi siz yaratın, ama mermerle değil, diktiğiniz çınarlarla!

Ellerinizden öpüyorum…