Mısralar Eşliğinde Şiire Bir Yolculuk: “Ettik Mi O Kadar”

Söz, şiire eklendiğinde mısralar eşliğinde uçar gider ellerinden. Dünyadan ruh iklimine köprüler kurar şiir. Şiirin kanatlarında tutunur dünyaya okur. Bir okur için şiir sanatın “zevk” basamaklarına çıktığı, kendine ait alanı yarattığı bir yerdedir. Şiir, insanın nur akan tarafındadır. Şiirle güzele güzel bakmayı öğrenir insan. Şiir bir bakıma insani terbiyenin irade terbiyesine ulaşan kanalıdır.

Şiir, şiir, şiir… Derken ne kadar uzak kalmışım şiire. Ne kadar hasret kalmışım mısralarla arasında gezinmeye, mısraların eşliğinde dans etmeye. Şiirle yenilenmek, şiirle yepyeni bakışların izinden gitmek ne kadar da şifa veriyormuş insana. Şiir derken aklıma Necati Bey’in “döne döne gazeli” geliyor. Bir mısra beyitleşince ezber arkasını getiriyor. Dökülüyorlar ağzımdan sihirli bir eksenin eşiğinden:

                            “Sen olasın diyü yir yir asılup âyîneler

                              Gelene gidene eyler nazarı döne döne”

(Aynalar, yer yer asılıp sen olasın diye, döne döne gelene gidene bakar.) Günümüz Türkçesinden yola çıkarak şiir anlamını tahlile götürmeden bana bir okur olarak yansıttığı anlam üzerinde döne döne her yanımızda uçar mısralardan oluşmuş şiirler. Hangisi bana dokunursa yepyeni pencereler açılır önümüzde. Bakarsın adı aşk olur, hüzün olur, hasret olur, sevgi olur, merhamet olur en basitinden güzellik olur. Ve döne döne kendi duygularınla baş başa kalırsın. İşte şiir içindeki, özündeki insanı ortaya çıkartır. Bir mısrada başka mısralara gidersin. Ya da gelirsin gidersin. Şiir birbiriyle tamamlanan insan ruhunun arayışlarıdır. Bir yerden gelen mısra bizi nerelere götürür. Belki bir Sezen Aksu şarkısına, belki Barış Manço, Cem Karaca yahut bir Klasik Türk Müziği şarkısına.

 Haydi, yazımızın asıl söz sahibine doğru yola çıkalım. Sezen Aksu’dan olsun. Döne döne Sezen’e düşsün yolumuz:

                                 “Ah nerede hani, ah nerede hani

                                   Bir şiir gibi narin ve sevdalıydı geçen o zaman

                                   Ah yanarım yanar, ah yüreğim sızlar

                                   Bir vazgeçiş mi yok zaman.”

 Alıp başını gidiyorsun, zamana karşı dur diyen mısraların eşliğinde. Duruyorsun, önüne bakıyorsun. Başka mısralar ekleniyor duygularına. Yine Sezen söylüyor. “Lale devri çocuklarıyız biz, zamanımız geçti.” Hüzünleniyorsun. Yine de kendine bir yol çizmek istiyorsun. Mısralar zaman aşıp geçiyor. Ahmet Haşim’in “O Belde ”sinde birkaç mısrada karar kılıyorsun:

                                     Ne sen,

                                     Ne ben,

                                     Ne de hüsnünde toplanan bu mesâ,

                                     Ne âlâm-ı fikre bir mersâ

                                     Olan bu mâi deniz,

                                     Melâli olmayan nesle âşina değiliz.”

 Anlıyorum ki hayat gailesiyle şiirden uzaklaştıkça ruh dünyamız da kuraklaşıyor. Susuzluğun içinde kimsesizliği yaşıyoruz. Kimseyle hemhâl olamıyoruz. Oysa şiir insan damarımızdan tutup besliyor bizi. Bizi “keşkelerimizden” uzaklaştırıyor. Âşık Veysel’in mısrasında mimliyoruz kendimizi. Ne varsa şiirde var, şiirin olduğu yerde hayat var diyoruz. “Şaşar Veysel işbu hâle / Gâh ağlaya, gâhi güle”

 Ve önümüzde bir şiir kitabı. Elimden bırakamıyorum. Bütün bu yazdıklarımın esin kaynağı oluyor. Ruhumu tazeliyor. Hayatıma tatlı bir meltem esintisi gibi giriyor. Döne döne okuyorum kitaptaki şiirleri. Şiirden uzaklaşmış zamanları yaşarken bir yerden çıkıp “ben buradayım” diyen güzel bir gönlün çağlayanından akan mısralar “Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası” dedirtiyor: “Fahri KAPLAN – Ettik mi O Kadar!”

 “Ettik mi O Kadar”, Fahri Kaplan’ın yedinci şiir kitabı. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümün’nde Eski Türk Edebiyatı alanında öğretim üyesi olarak çalışan Doç. Dr Fahri Kaplan aslında akademisyenlikle şairliği ayrı kulvarlarda da olsa birlikte yürüten nadir örneklerden biri. İlk kitabı “Ayndaki Akşam”dan sırasıyla “Son Hüzün de Çekilir Aramızdan”, “Cam- Aşk”, “İnce Hatıra”, “Ateş ve Düş” ve “Velhâsıl”a kadar basılmış bütün şiir kitaplarını o nazenin tavrıyla imzaladı.

 Şairin her bir kitabı ince düşünceler medeniyetinin izini taşıyor. Çünkü Fahri Kaplan şiirinin özünde şiirin terbiyesinden geçmiş ince düşüncelerin, ince duyguların izlerini takip ediyorsunuz. Haddeden geçmiş nezaketin ruhu şairin kimliğinden mısralara akıyor:

                                  “ bir camda gömülüdür cihan

                                     şimdi susmak da kurtaramaz

                                     dil kendini feda etmiştir.”

 “Ettik mi O Kadar”da yer alan “Ne Olacaksa Olur” şiirinden alıntıladığımız mısralarda geçmiş zamanların asude insanlarının ruhunu taşıyan bir söyleyişe rastlarız. Günümüz insanın belki de hiç yaşamayacağı derinlikte susmanın da kurtaramadığı zamanlarda yapılacak biricik şeyin insanın kendi gönlünü feda etmesinden yani feragatten geçtiğini işaret etmektedir. O insan ruhu o kadar yüce gönüllüdür ki benliğin tatmin olunamaz ilkellik bataklığına saplanmaz.

 “dil kendini feda etmiştir.” mısraında dil kelimesini gönül olarak düşünmezsek lisan anlamında da aslında insanın feragatinden dem vurulmaktadır. Çünkü iptidai insanın sanatın ruhuyla beslenmeyen varlığının ince düşünceler medeniyetinde adım atacak yeri yoktur. O kadar ki onun dil evreni çok kısıtlıdır.

 Bu cihetiyle eserin ruh dünyasına girdiğimizde kendimizi farklı bir evrende buluyoruz. Nezaketin, edebin, saygının, ince bir zevkin, karşındaki insanla hemhâl olabilecek bir ruh dünyasının insanının duygularıyla, düşünceleriyle ve dokunuşlarıyla karşılaşırız. Fahri Kaplan’ın şiirinde “Bir bahar akşamı rastladım size” inceliğinin söyleyişi okuru da o inceliğin dokunuşlarıyla selamlar.

                                     “irfanın unutulduğu bir çağda

                                       iltifatsız marifetlerim vardı”  mısralarıyla başlayan “Nisyan Köşesi” şiirinde kendi şiirinin tavrının bir göndermesini yapar şair. Aslında bu mısralar kitabın bütün şiirlerine hatta Fahri Kaplan şiirini tanımlayan şairin kendi ifadesiyle “Klâsik Türk Şiirinin” ruh terbiyesi vardır. Klâsik Türk Şiirinin tavrı, inceliği, zenginliği, estetik algısı ve bütün bunların yanında o dönem şairlerinin ruh ikliminde bir tavırdır. Fahri Kaplan bu terbiyeyle önce kendi beslenmiş ve ruh dünyasından mısralarına aktarmıştır. Yahya Kemal bir kitabının isminde hayat bulan “Eski Şiirin Rüzgârıyla” şiir kitabında geçmişi asırlara dayanmış klâsik şiirin söyleyişine ve ruhuna bağlanarak yazar şiirlerini. Yahya Kemal şiiri ile Cumhuriyet dönemi şiirine ses, içerik, estetik duruş ve tema açısından önemli bir miras kalır.

 Fahri Kaplan’ın şiirleri ruh cenahını klâsik şiirimizden, estetik tavrını Yahya Kemal şiirinden ve duygu birlikteliğini Sezen Aksu’dan alır. Tabi bunlar onun şiirini bütün kapsamıyla yansıtmaz. Bu şairin Fahri Kaplan olarak şiir dünyasının yansımalarıdır.

 “Ettik mi O Kadar” şiirlerinin kendi özgünlüğünden ziyade Fahri Kaplan şiirinin olgunlaşmış artık kendine has şiir tavrını gösterdiği bir söyleyişi var. Şiirin harında nar olma adına şair yaşadığı duygu geçişlerinde hüznü, aşkı, itibari âlemi, sözün hükmünü, marifetin kıymetini işlerken kitaptaki başlıkları kendine has ince göndermelerle okuruna bırakıyor. “Sen Artık Eskisi Gibi”, “Gemiler ve Sonbahar”, “Birinci Gece Muharebesi”, “Seni Aynalardan Tanırım” Her biri insanın ve insanlığın geldiği noktada bir hikâyede toplanıyor.

 Bu şiir kitabında berceste tadında mana ve söyleyişin akıllarda kazınacağı mısralar da var. Her bir mısradan yola çıkarak yeni şiirlere çıkış kapısı olur. Şiir cümlesinde şiiriyetle mana derinliğini kavramış mısralar bunlar: “değiştikçe şehir, estikçe rüzgâr / yazılıyor ve dağılıyor bu parlak resim”, “her bir akşamda bir gül hatıra gelir ama / hangi çağın artığıdır bu zamanını bekleyen kül”, “bir sevdanın aynasında can, canândır.”, “eskiden ev evdi gazeller”, “özlemek de beklemek de bir akşam içindir”, bir güz daha geliyor ve sen/ bir başka bahar olur gülümsesen”, “İstanbul, İstanbul başlı başına bir şiir.”

 Fahri Kaplan’a bu şiir sevdası, bu şiir emeği, bu şiir mücadelesi için teşekkür borçluyuz. Şiirle kanatlanalım diyorsanız “Ettik mi O Kadar”ı yanınızdan ayırmayın.

“nisyan köşesi

irfanın unutulduğu bir çağda

iltifatsız marifetlerim vardı

biraz geç kaldım bunu söylemek için

belki de bir eski sözü ödünç aldım

 *

yalnızdım ve yalnız kaldım kalabalık şehirlerde bile

gerçi bir suya bakarken seni andım

 *

bir daha hiç böyle sarhoş olmadım

bu sözler bu nehir bu asma bu nar

 *

bir kitaba başlamak için yalnız

bir hafta kendimi dinledim ah ki arzular

 *

silindi gözümden ne varsa

ağlamak yıkar mıydı beni

irfanın unutulduğu bir zamanda”

Fahri KAPLAN