Milletvekili Özcan “Muğla da çevreye zarar veren işletme istemiyoruz”

Seneler önce, Polonya şirketi Elektrim tarafından 1 Haziran 1977 de yapımına başlanan Yatağan Termik Santralı temeli dönemin Enerji Bakanı Deniz Baykal tarafından atılırken davul zurna ve Yatağanlıların, Muğlalıların alkışlarıyla karşılanmıştı...

Santralın ilk ünitesi 20 Haziran 1982 yılında 12 Eylül Cuntası’nın Başbakanı Bülent Ulusu tarafından üretime alınırken, ikinci ünitesi 15 Haziran 1983, üçüncü ünitenin ise 18 Aralık 1984 tarihinde üretime alınmış, memleketin gençleri iş güç sahibi olmaya, esnafın cebi para görmeye başlamış, Muğla’nın efsane barı Mabolla her gece Polanyalı ailelerle dolarken Muğla alışık olmadığı, bilmediği bir döngüye girmişti...

Herkes mutluydu, ta ki “asit yağmurları” ile tanışıncaya kadar... Sonra istimlak ve göçle tanışıldı... Bir yandan “işçi sınıfı bilinci” oluşurken, bir yandan “çevre bilinci”  oluşmaya başladı...

Biz gazeteciler Ören’in “Türkevleri kadınlarının direnişi” ile Türkiye’nin ilk “çevre eylemine” tanıklık ederken Muğla’da ve Türkiye’nin büyük kesiminde kimsenin çevreden, ekolojiden, habitattan, endemikten, onkolojiden haberi yokken, Mavi Kadın Saynur Gelendost ve “Gökova Sürekli Eylem Kurulu” diye anılan arkadaşlarının eylemlerini izlerken, Bilge Contepe’den, Dr. Bedriye Gürkan’dan, Mimar Oktay Ekinci’den, Av. Sabahat Aykın’dan, Av. Kemal Anadol’dan, Prof. Doğan Kantarcıoğlu’ndan doğayı, insanı ve düşmanları ile hukuksuzluğu öğrendik...

xx xx xx

Önceki gün Muğla İdare Mahkemesi önünde açıklamada bulunan Muğla Yeşil Yaşam Derneği Başkanı Yatağanlı Kazım Erol “Yatağan'da hukuk tanımayan, Yatağan halkını 40 yıldır zehirleyen modası geçmiş kömür sobası Yatağan Termik Santralı ruhsatsız bir şekilde çalışmaktadır.” derken onca yıl verilen mücadeleler, “işçi sınıfı” ile “çevrecilerin” karşı karşıya getirilişleri, santrallerin ve madenlerin özelleştirilmesine karşı verilen mücadelede, çevrecilerin direniş barikatlarında işçi sınıfının yanında yer alışı film şeridi gibi gözümün önünden geçti.

Özellikle Saynur Gelendost (santrallere karşı yaptığı açlık grevinin neden olduğu arazlar sonucu aramızdan erken ayrıldı) ve arkadaşlarının “inatçı” mücadeleleri sonucu bölgemizdeki santraller Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kapatma kararına rağmen kapatılmadı, ama hiç değilse AK Parti iktidarının ilk yıllarında dönemin Enerji Bakanı Hilmi Güler’in girişimiyle 15 Kasım 2006 tarihi itibariyle baca gazı kükürt arıtma tesislerine (Desülfirizasyon) sahip oldu. Sanıyorum Türkiye’de hala sadece Yatağan, Yeniköy, Kemerköy Santrallerinde baca gazı arıtma tesisi bulunuyor.

Bu sistem, SO2, SO3, toz ve ağır metalleri arıtarak hava kirliliğini önlemeye yarıyor. Örneğin, SO2 gazı 500 mg/Nm3’e kadar arıtılabiliyor. Ancak bu sistem çok ciddi enerji tüketiyor. Santral devletin elindeyken sistem çalışıyordu. Şimdi yüksek kar amaçlı özel şirket elinde çalıştırılması ile ilgili kuşku yaşanıyor.

xx xx xx

Tabii santral kurulurken kurulmuş olması gereken baca gazı arıtma sistemlerinin kurulması çok zaman aldı ve çevresel etkileri nedeniyle tartışmalara yol açtı. Yatağan’da yaşayan insanlar, kükürtdioksit ve diğer zehirli gazların sağlıklarını tehlikeye düşürdüğü gerekçesiyle davalar açtı. Sonunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, santralin insan sağlığını olumsuz etkilediğini onayladı ve devleti tazminat ödemeye mahkum etti. Ardından da kapatma kararı geldi.

Önceki günde yaşam savunucuları, çevreciler o kapatma kararının uygulanması için Muğla İdare Mahkemesi önündeydiler...

Bodrum’dan Yaşar Anter arkadaşımız, önceki gün yaşananları “Termik santrallere tepki: 100’e yakın örgüt ayakta” başlığı ile haberleştirdi. Aslında o 100’e yakın örgütün hangi kesimleri temsil ettiğine baktığımızda bütün Türkiye’nin ayakta olduğunu söylemek de mümkün...

Acaba AK Parti iktidarı 2 binli yılların başında o baca gazı arıtma tesislerinin kurulması duyarlılığını gösterdiği gibi bir duyarlılık daha gösterir mi bilemiyorum...

xx xx xx

Aralarında Muğla’dan “2017 Bodrum Yurttaş İnisiyatifi, Bodrum Kadın Dayanışma Derneği, Bodrum Kent Konseyi Dirmil Çalışma Grubu, Bodrum ODTÜ Mezunları Derneği, Bodrum Savunması, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Bodrum Şubesi, Dem Parti Muğla İl Örgütü, Deştin Çevre Platformu, Eğitim Sen Bodrum Temsilciliği, Emek Partisi Muğla İl Örgütü, Gökova Ekolojik Yaşam Derneği, Güllük Körfezi Koruma Platformu, Gümüşlük Forumu, Marmaris Kent Konseyi, Milas Kent Konseyi, Mimarlar Odası Muğla Şubesi, Muğla Barosu, Muğla Çevre Platformu (MUÇEP), Muğla Su İnisiyatifi, Muğla Tabip Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Muğla Şubesi, Şezlongsuz Datça İnisiyatifi, Sol Parti Bodrum İlçe Örgütü, Türkiye İşçi Partisi Bodrum İlçe Örgütü” gibi yapıların da bulunduğu 103 demokratik kitle örgütü ve partinin ortak bildirisinde şöyle denildi:

Tüm canlıların sağlığına zarar veren, ekosistemlere ve iklime ağır tahribat veren, verimli tarım arazilerini, yeraltı- yerüstü sularını ve köyleri yok eden, havayı kirleten, uzun yıllarca etkisi sürecek ağır tahribatlar yarattığı için ekokırım suçlusu olan ve ticari ömrünü dahi çoktan tüketmiş Muğla’nın kömürlü termik santralleri hukuksuzca çalıştırılmaya devam ediliyor. Akbelen Ormanı’nı yok eden Yeniköy-Kemerköy Termik Santrali, dinamitlerle ekokırım suç mahallini giderek daha da genişletiyor, İkizköy, Karadam ve Karacahisar başta olmak üzere bölgedeki pek çok köyü yutmaya hazırlanıyor.

Kemerköy, Yeniköy ve Yatağan termik santrallerinin çevreye verdikleri zarardan ötürü kapatılması gerektiğine dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin 20 yıl önce verdiği karar ortadayken bu üç termik santralin çalıştırılmasını bir an önce durdurun!

xx xx xx

Demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilerin ortak bildirisinde “Hukuk, termik santrallerin kapatılması gerektiğini söylüyor. Gezegen, fosil yakıtların kullanımına son vermemiz gerektiğini gösteriyor. Sermayenin kâr hırsı tüm yaşam alanlarını yok ettikçe, kapitalist bu büyümenin sürdürülemez olduğu açığa çıkıyor. Doğa haklarını korumamızı bekliyor, iklim adalet istiyor!” ifadesine de yer verilirken, duruşmaya gelen İkizköylüler, KARDOK yöneticileri, yaşam savunucuları CHP Muğla Milletvekilleri Gizem Özcan ve Cumhur Uzun ile birlikte Menteşe Sınırsızlık Meydanı’nda yapılan konuşmaların ardından buradan Muğla İdare Mahkemesi önüne yürüdüler. Milletvekili Özcan burada yaptığı konuşmada “İşçilerimizi ve emekçilerimizi de mağdur etmeyecek bir sistemle Muğla da ve ülkemizde yeşil dönüşümü gerçekleştirmek zorundayız. Geleceğiniz için, doğamız için bunu başarmak zorundayız. Elbette bunu da birlikte mücadele ederek başaracağız.” ifadesinde bulundu. Milletvekili Cumhur Uzun da yargıya güvendiklerini söyledi.

Sınırsızlık Meydanı’nda ilk konuşmayı köylüler adına yapan Havana Ova “Geldikleri için bütün çevreci arkadaşlara teşekkür ediyoruz. Biz ne için geldik buraya? Köyümüzü, Havamızı, toprağımızı korumak için. Ben kömür istemiyorum, ben temiz hava istiyorum. Torunlarıma zeytin ve toprak bırakmak istiyorum. Bizim kirli havaya değil temiz havaya ihtiyacımız var. Lütfen bizi bu kömürden kurtarsınlar, yoksa bizim yaşamamız mucize. Ben yeni kaybettim ablamın beyini. Kanserden daha yeni koyduk toprağa. İçim çok dertli. Buraya geldim amma arkadaşlarımın sözü için geldim. Ben başka decek bi şey bulamıyorum. Kömürü asla istemiyoruz. Termiğin kapanmasını istiyoruz. Biz yaşamak istiyoruz. Bizim de yaşamak hakkımız var yani.” derken, Milletvekili Gizem Özcan şunları söyledi:

Öncelikle sözlerime başlamadan bu mücadeleyi uzun yıllardır bıkmadan usanmadan yöneten ve yürüten değerli yaşam savunucularına çok teşekkür ederek başlamak istiyorum. Bu mücadeleyi sizler büyüttünüz. Bu mücadele sadece çocuklarımıza, gelecek kuşaklara daha iyi bir gelecek bırakmak için değil, aynı zamanda kurdun, kuşun, yaşamın, iklimin hakkını savunmak için burada toplandık. Biraz önce ifade edildi. Yaşam alanlarımıza sahip çıkmak için havamıza, suyumuza, toprağımıza sahip çıkmak için buradayız. Muğlamız turizm, tarım ve kültür kenti, dünyaya açılan bir kapı. O yüzden Muğla da yaşama, ekosisteme, çevreye zarar veren hiç bir işletmeyi istemiyoruz. Ülkemizde doğaya zarar veren hiçbir işletmeyi istemiyoruz. Her şeyin ülkemizde adalete ihtiyacı olduğu gibi ikliminde adalete ihtiyacı var. İklim için de adalet diyoruz. Bu sesi bu çığlığı bugün Muğla’dan hep birlikte büyütüyoruz. Umuyor ve diliyorum ki adalet tecelli edecek, aklın ve bilimin ışığında doğru kararlar yargıdan çıkacaktır. Mücadelemiz bunun içindir. İşçilerimizi ve emekçilerimizi de mağdur etmeyecek bir sistemle Muğla da ve ülkemizde yeşil dönüşümü gerçekleştirmek zorundayız. Geleceğimiz için bunu başarmak zorundayız. Doğamız için bunu başarmak zorundayız. Elbette bunu da birlikte mücadele ederek başaracağız. Akbelen direnişinin yarattığı umutla hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

xx xx xx

Yatağan için Muğla Yeşil Yaşam Derneği Başkanı Yatağanlı Kazım Erol’un ve Yeniköy, Kemerköy için Karadam, Karacahisar Mahalleleri Doğayı Doğal Hayatı Koruma Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği’nin (KARDOK) santrallerin Gayri Sıhhi Müessesseler İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatları İş ve İşlemleri (GSM) nin iptali için Muğla 2. İdare Mahkemesi’nde açtıkları davanın önceki günkü duruşmasında keşif istediler. Mahkemenin bu hafta içinde nihai kararını vermesi bekleniyor...

5 Haziran Dünya Çevre Günü çevre ve yaşam için iyiliklere vesile olsun...

-----------------

GÜNÜN SÖZÜ; Yıllar kırık plaklarda kalmış çok eski türküler gibi geldi geçti.--Orhan Kemal