Yıllar yılları kovalamış, daha şimdi gözümüzün önünde ömrünün en taze baharını yaşayan gençler ne kadar da çabuk büyümüşler, meslek sahibi olmuşlar. Hatta ebeveyn olup kendi yavrularının eğitim macerasını anlatanlar bile çıkmakta.
Bizim bütün özümüzü, aslımızı bir çekirdek olarak içinde barındıran aile kültürümüzde anne babalık bir ömürdür. Bundan dolayı aile bağları birbirine sevgi ile, saygı ile sımsıkı ilmek ilmek örülmüş sağlam bir yapı arz eder. Anne babaların gözünde evladı hiçbir zaman büyümez, hep himayeye muhtaçtır. Tabi bunda aşırısının getirdiği arazları göz önüne getiren bir konuya girmek istemiyorum.
Buradaki bu sağlam bağ kültürümüzün saf mayası olan sevgiden dem vurmak içindir. İşte bu yüzden biz eğitimcilerin gözünde her biri evladımız vasfındaki öğrencilerimiz de hiç büyümezler. Üniversiteye göndeririz, gözümüzde hiç mezun olmazlar, iş sahibi olmazlar. Onlar aynı anın dondurduğu halde o saf bakış açısında yaşarlar hep..
İşte bu sevginin maya çaldığı duygusal bakış yapılan nice fedakârlığın, çekilen nice çilenin, verilen nice mücadelenin ve de nice emeğin sonunda kazanılan gücün kaynağıdır. Bu öyle bir güç ki karşılığında hiçbir maddi ölçüt karşılık bulamaz. Bu bir paylaşımdır. Sevginin, saygının, hoşgörünün paylaşımıdır. Bu paylaşım tek taraflı değildir hiçbir zaman. Karşılıklı da değildir, bir tamamlanmadır.
Bundan dolayı eğitim hayatımızda gerçekçi bakış ve değerlendirmeler hep o sevginin dayandığı duygusal bakışın gölgesinde kalır. Ama bu gölge, başka ihsan istememe durumundan alıkoymamalıdır bizi.
Her çocuğun, her gencin, her öğrencinin kendi içinde bir dünya olduğu gerçeğini hiçbir zaman unutmamalıyız. Bu gerçeği düşünerek o ciddi sorumluluğun verdiği vebali hep bir ölçüt olarak almalıyız kendimize.
Emek harcadığımız, gelişimine, değişimine hayranlıkla tanık olduğumuz bu hazinelere sahip çıkmalıyız. Elimizden kayıp gitmesine, yitik ruhlar ülkesinin vatandaşı olmasına engel olmalıyız. Hep konuştuğumuz kendini bilen bireyler ifadesini önce kendine yeten bireyler yetiştirmek olarak algılamalıyız.
Evet, insan, bilgi ile akıl ile düşüncenin en büyük hazinesine sahip olur. Bilginin egemen olduğu toplumlar şu anda dünyada egemen durumdadırlar. Bilgi toplumu olmak gelişim noktasında çok önemli bir göstergedir, evet! Ama bilgiye sahip olmak, onu kullanacak akıl ve zekâ donanımına sahip olmak bilgiyi bilmekle yeterli olmuyor.
Yıllardır yapılan tüm sınavlar acaba başarının yüzde kaçında gerçekçi bir ölçüttür. Hayatı boyunca sahip olması gereken bilgiye ezber yoluyla, her türlü destekle veya geliştirilen tekniklerle ulaşma çabasında bırakılan genç, elde ettiği bilginin ne kadarını kendi bilişsel yeteneklerinin yanında kendini gerçekleştirmede, kendini sınamada ve kendini tanımada etkin olarak kullanabiliyor?
Hayatın kendisi, hayatın gerçekleri noktasında yaşamında ne kadar dilimi tecrübe etmeye ayırabiliyor? Aşka, hayal kırıklığına, başarısızlığa, kaybetmeye, hüsran duygusuna karşı ne kadar dayanıklılık gösterebiliyor? Onca test ve kaynak kitabın arasında düşünmeye yani felsefeye, okumaya, yazmaya, dinlemeye doğru adım atmasını sağlayacak paylaşımlara ne kadar zaman ayırabiliyor?
Misaller doğrultusunda bir resim çizelim. Evden hatta odasından hiç çıkmayan bilgisayarının, tabletinin, telefonunun karanlık, kasvetli bir o kadar kapalı ortamından kurtulamayan bir genç, benliği bencillikle derecelendirilmiş “hep ben, hep ben” öznesinde cümleler kuran yalnız bir birey, hep isteyen vermesini, paylaşmayı bilmeyen bir genç, arkadaşlık ilişkilerinde bile yalnızca çıkar güden bir genç, her zaman bir desteğe, bir güce, bir himayeye destek duyan bağımlı bir genç!
Devam edecek olsak hiçbirimiz bu örneklerin sadece küçük bir yüzdelik hatta bir ayrıntı olduğunu söyleyecek olursak başımızı kuma gömüp bütün vücudu dışarıda kalmış bir devekuşu hatasına düşeriz. Olumsuz misaller arttıkça biliyorum ki güzel, değerli örnekleri bertaraf mı etmiş oluyoruz.
Hayır, onlar o kadar değerliler ki onlar sayesinde nefes alabiliyoruz, onlar sayesinde geleceğe umutla, huzurla bakabiliyoruz. Bu yüzdendir ki olumsuz örnekleri göz önüne getirip kayıpların sayısını azaltalım. Unutmayalım her insan bir dünyadır, ondan asla vazgeçemeyiz. Mücadelemizde sevgimiz en büyük güç kaynağımız olacaktır.
Ellerimizden kayıp gidiyor güzel olan ne varsa.. İyiliği doğrusu gerçeği ideali neyi nesi varsa.. Güzel çocuklar onlar, kayıp gidiyorlar. Diliyorum sağlam bir rota tuttursunlar geleceklerinin planını yaparken. Azla yetinmesinler. Şikâyet noktalarında ufak belirsiz birikintilerin içinde boğulmasınlar.
Gençlerin ufuklarında sınırsız bir gökyüzü, engin denizler olsun. Sığışmasınlar durdukları küçük çapsız limanlara. Kayıp gitmesin elimizden bu güzellikler. Bir elin tutması yetmiyor bak. Ne kadar çaresiz kendi içinde kaybolmuş avuçlar yere dönük öylece kalmış. Bir kuru yaprak misali bırakıvermiş kendini en hafif esintili bir yelin kucağına.
Gözyaşlarını silin bu güzelliklerin. Ben yalnızlığından kurtaralım onlara umut özgüven aşılayalım içinde sevgi olsun, içinde adalet olsun, içinde inanç olsun, hepsinin özünde doğrusu gerçeği olsun.
Her şeyin üzerinde “İNSAN!” olsun.