Türkiye’de yıllardır bitmeyen bir tartışma var: “Nitelikli okul” ve “niteliksiz okul” ayrımı.
Kulağa masum geliyor belki…
Ama aslında bu ayrım, bir eğitim sisteminin kendi başarısızlığını çocuklara ve okullara yüklemesinden başka bir şey değil.
13–14 yaşındaki bir çocuk dünyaya oyunla, merakla, keşfetme duygusuyla tutunur.
Bu yaş, insan beyninin en kırılgan ve en şekillendirilebilir dönemlerinden biridir.
Biz ise bu dönemi ağır bir psikolojik süreç olan LGS’nin içine sıkıştırıyoruz.
Sınavın ağırlığını çocuklara taşıtıyor, eğitimdeki yapısal eksikliklerin bedelini onlara ödetiyoruz.
Bu sadece bir “sınav stresi” değil;
çocuğun ileride taşıyacağı derin izlerin kaynağıdır.
Kaygı, yetersizlik hissi, sürekli yarış, sürekli kıyas…
Daha kimlik gelişimi tamamlanmadan çocukların ruhuna kazınıyor.
✦ ✦ ✦
Lise matematik öğretmeni olarak her yıl liseye yeni başlayan öğrencilerde çok belirgin bir tablo ile karşılaşıyorum:
LGS yalnızca bir sınav olarak kalmıyor; çocukların kişilik gelişimini, özgüvenini, öğrenme motivasyonunu ve sosyal ilişkilerini derinden etkileyen bir kırılma noktasına dönüşüyor.
Her yıl aynı örüntüler ve aynı sessiz yaralarla gelen bir kuşak…
* Sürekli kıyaslanma korkusu
* “Ben yapamam” duygusunun derine işlemesi
* Sınava göre ezberlenmiş bilgi ama zayıflamış düşünme becerileri
* Sorumluluk almaktan kaçınma
* Kendi güçlü yönlerini fark edememe
* Zorlanınca hemen vazgeçme eğilimi
* Öğrenmeyi doğal bir süreç değil, hata yapma riskinin olduğu tehlikeli bir sınav gibi görme
* Sosyal ilişkilerde kırılganlık, çatışma toleransının düşmesi
Bunların hiçbiri tesadüf değil.
Bunlar LGS’nin bıraktığı görünmez ama çok ağır bedeller.
Bir çocuk iki yıl boyunca sadece sınava indirgenmiş bir hayat yaşarsa;
liseye geldiğinde hayatın tamamını da bir sınav zanneder.
Merakı bastırılır, performans kaygısı kronikleşir, öğrenme isteği yavaşça söner.
Bu nedenle sorun çocuklarda değil;
çocukları yarış atına dönüştüren sistemdedir.
✦ ✦ ✦
Ama işin daha az konuşulan, daha tehlikeli bir yüzü daha var.
Buzdağının üstüne bakınca pırlanta gibi görünen “başarılı” çocuklar…
Altına bakınca ise bir kısmı aşırı hırslı, takıntılı, narsistik özellikler taşıyan, profesyonel zorbalara dönüşmüş durumda.
Bazıları 11 ya da 12. sınıfta ama zihni hâlâ LGS’de kaçırdığı tek soruda takılı kalmış…
Yani sistem yalnızca geride kalanları değil,
zirvede görünenleri de içeriden yavaş yavaş çürütüyor.
Başarı, birçok çocuk için bir iyilik hâli değil;
taşınması gereken ağır bir psikolojik yüke dönüşüyor.
Son İstanbul Erkek Lisesi’ndeki olaylara baktığınızda ne demek istediğim çok daha iyi anlaşılacaktır. En ‘başarılı’ diye etiketlenen okullarda bile ortaya çıkan zorbalık, psikolojik çöküş ve şiddet, meselenin sadece akademik değil; derin bir ruhsal yıkım olduğunu açıkça gösteriyor.
✦ ✦ ✦
Nörobilim bize şunu açıkça söylüyor:
Bir çocuğun öğrenme kapasitesini belirleyen şey okulun tabelası değil;
psikolojik güven, sosyal çevre, öğretmen niteliği ve destekleyici öğrenme iklimidir.
Dolayısıyla okulları “nitelikli” ve “niteliksiz” diye ayırmak sadece pedagojik bir hata değildir;
aynı zamanda sosyolojik bir adaletsizliktir.
Bir okul niteliksiz olmaz.
Bir okul ihmal edilmiş olur.
Bir çocuk ikinci sınıf olmaz.
Bir çocuk sistemin gölgesinde bırakılmış olur.
Bir milletin okullarını bölerseniz, geleceğini de bölersiniz.
Sınav merkezli eğitim; çocuğun değerini puana, okulun değerini etiketlere indirger.
Oysa eğitim, bir ülkenin çocuklara koyduğu en büyük yatırım, en büyük güvencedir.
Güçlü toplumlar test sonuçları yüksek bireylerle değil;
özgüveni sağlam, düşünebilen, üretebilen, merakı canlı gençlerle kurulur.
Bu nedenle bugün en sert soruyu sormak zorundayız:
Bir kuşağı gerçekten bu kadar kolay harcıyor olabilir miyiz?
Evet, bozuk para gibi…
Geleceğin yükünü kaldıracak gençlerin bugününü önemsemediğimiz sürece bu döngü kırılmayacak.
✦ ✦ ✦
Peki, olması gereken nedir?
* Çocuğu sınavın merkezinden çıkarıp gelişimin merkezine koymak.
* Tüm okulları güçlü kılacak kapsayıcı bir eğitim politikası.
* Her okulda aynı kalitede öğretmen eğitimi ve rehberlik sistemi.
* Sosyoekonomik eşitsizlikleri azaltan bölgesel destek yapıları.
* Sınav sonuçlarını değil; merakı, üretimi, yaratıcılığı merkeze alan bir anlayış.
Gerçek eğitim çocukları seçmek için değil;
çocukları güçlendirmek için vardır.
Gerçek nitelik okulun tabelasında değil;
bir öğrencinin gözlerindeki ışıkta saklıdır.
Ve bir eğitimci olarak yıllardır gördüğüm en net gerçek:
Bir ülke, okul ayrımıyla değil;
çocuklarına verdiği fırsat eşitliğiyle yükselir.
✦ ✦ ✦
Final
Şunu artık yüksek sesle söylemenin zamanı geldi:
Her çocuk, kaderi bir sınavın dar koridoruna sığdırılamayacak kadar değerlidir.
Bir ülke, evlatlarını etiketlerle ayırarak değil;
onlara eşit bir umut vererek büyür.
Biz bugün çocukların omzundaki yükü hafifletmeyi başarırsak;
yarın bu ülkenin omzundaki yük de hafifleyecek.
Çünkü gerçek güç, sınav kazanan bir azınlıkta değil;
şansı eşitlenmiş, umudu beslenmiş, potansiyeli görünür kılınmış bir toplumun tamamında saklıdır.
Ve unutmayalım:
Bir çocuğun yüreğine dokunmak, bir milletin geleceğine dokunmaktır.