LGS Biter, Ebeveynlik Devam Eder

Abone Ol

13 Haziran 2026 Cumartesi günü LGS var.

Türkiye’nin dört bir yanında yüz binlerce çocuk aynı sabah aynı sıralara oturacak.

Kimi istediği sonucu alacak, kimi alamayacak.

Sonra ne olacak?

Asıl soru belki de budur.

Çünkü bu yaş grubu ve LGS için sınava bu kadar büyük anlam yüklemeye gerek yok. Yıllardır çocuklara ve ailelerine aynı hikâye anlatılıyor: “İyi liseye girersen kurtulursun.” Oysa hiçbir sınav, bir çocuğun hayat boyu yürüyeceği o uzun yolu tek başına inşa edemez.

Bugün Muğla Teknoloji Koleji çatısı altında eğitim koordinatörlüğü ve 27 yıldır matematik öğretmenliği yapan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:

Ben bugüne kadar büyülü bir okul görmedim. Sıradan bir çocuğu alıp akademik ve ruhsal anlamda zirvelere çıkaran mucizevi bir eğitim kurumuna rastlamadım.

Ama bunu başarabilen anne babalar tanıdım.

Çocuğuyla doğru iletişim kuran, sevgisini sonuca bağlamayan, başarıyı karakterin önüne koymayan, çocuğuna yalnızca notlarıyla değil, insan olarak değer veren anne babalar…

Üstelik bu yıl mesele benim için sadece mesleki bir gözlem de değil.

Benim ikizlerim de haftaya LGS’ye girecek.

Sadece okullarına gidip geldiler.

Ekstra bir yarış atı düzenine sokulmadılar.

Evimizde LGS bir kutsal savaş gibi yaşanmadı.

Çünkü samimiyetle söylüyorum:

Sınav sonuçları benim için en öncelikli mesele değil.

Bir test sonucundaki sıralama; çocuklarımın zekâsını, karakterini, vicdanını, merhametini, mizah duygusunu, hayata tutunma gücünü ve insan olarak değerini ölçemez. Ben çocuklarımın hangi yüzdelik dilime girdiğinden çok, hayatta nasıl insan kalacaklarıyla ilgileniyorum.

Çünkü sınav sistemi çocukları sıralar.

Ama hayat, insanı sadece sıralamayla değerlendirmez.

Geçtiğimiz günlerde Sinan Canan ve Ali Koç’un Yeni Köye Eski Âdetler adlı kitabını okurken altını çizdiğim bir düşünce tam da bu yaraya parmak basıyordu: Modern hayat bize çocuk yetiştirmenin teknik bir mesele olduğunu dayatıyor.

Daha iyi okul…

Daha iyi kurs…

Daha iyi deneme…

Daha yüksek puan…

Sanki bütün mesele bunlardan ibaretmiş gibi davranıyoruz.

Oysa çocukların en temel ihtiyacı çoğu zaman çok daha eski ve çok daha basit şeylerdir:

Güven duygusu.

Aidiyet hissi.

Koşulsuz sevgi.

Kendini değerli hissettiği bir aile ortamı.

Çünkü bir çocuk karakterini okul koridorlarında değil, evin içinde öğrenir. Sabretmeyi, sorumluluk almayı, yenilmeyi ve tekrar ayağa kalkmayı önce ailesinden öğrenir.

Bu yüzden LGS sonuçları açıklandığında bazı evlerde sınav bitecek ama eğitim de bitecek. Çocuk iyi bir liseye yerleşince herkes rahatlayacak. Sanki görev tamamlanmış gibi…

Oysa tam tersine.

Sınav biter.

Ebeveynlik devam eder.

Hatta belki de asıl o zaman başlar.

Çünkü hayatın önümüze koyacağı sınavlar matematik, Türkçe ve fen sorularından çok daha zordur.

Dürüst kalabilmek…

Başarısız olduğunda yeniden ayağa kalkabilmek…

Vicdanını koruyabilmek…

İyi bir insan olarak yaşayabilmek…

Bunların hiçbirini merkezi sınavlar ölçemez.

Sayın ebeveynler,

Bu son günlerde net hesabını bırakın. Başka çocuklarla kıyaslamayı bırakın. Kaygınızı çocuğunuzun omuzlarına yüklemeyin. Bu saatten sonra onun en çok ihtiyacı olan şey yeni bir soru bankası değil; sakinliktir, güvendir ve yanında olduğunuzu bilmektir.

Çünkü yıllar sonra çocuklar kaç net yaptıklarını unuturlar. Ama sınavdan çıktıklarında anne ve babalarının yüzünde ne gördüklerini unutmazlar.

Belki de bugün çocuklarımızın en çok ihtiyacı olan şey, yeni köylerde kaybettiğimiz o eski âdetlerdir:

Güvenmek…

Dinlemek…

Yanında olmak…

Ve koşulsuz sevebilmek…

Sınav salonunun kapısında bekleyen tüm öğrencilerimize yürekten başarılar, o kapıda kalbi pır pır atan tüm anne babalara ise sükûnet ve kolaylıklar diliyorum.